KIRKGEÇiT

30-40 yil kadar once deniz, Biga'nin yasamina henuz girmemisti. Denize ozel ilgisi olan birkac aile disinda, diger ailelerin cogu yaz tatillerini ilicalarda gecirirdi. Kirkgecit bunlardan biriydi.

Deniz fikri daha o gunlerde insanlara gunahi cagristirirken, ilicalar ailenin tum bireyleri tarafindan kabul gorurdu. Kadin erkek ayri kullanilan sicak su havuzu ve aileler icin ozel bolumleriyle muhafazakarligi korurdu. Tatilin saglik amacli olmasi buyukler icin kabul edilebilir bir nedendi bulunduklari ortamdan biraz uzaklasmak icin. Onu eglence haline getiren gencler ve cocuklardi. Ayni anda herkes mutluydu. Uc neslin beraber keyif aldigi tek tatil bicimiydi belki de.

Rahmetli dayimin deniz sevgisi ve balikcilik meraki bizi dogar dogmaz denizle tanistirmisti. Yazlik evlerin tektuk basladigi yillarda bircok sahili, onun cadirlarinda ve kayiginda konuk olarak gezmistik. Ama bu bizim ilicalardan vazgececegimiz anlamina gelmiyordu. Anneanne ve babaannemin de istekleri agir bastigindan uc-dort haftalik ilica donemlerimiz olurdu.

Dagin yamacindaki bir duzlukte kurulmus ilkel bir tatil koyu gibi dusunebilirdi. Etraf taslik ve cali bitkilerinden olusmustu. Patikalardan yuruyerek agacli alanlara ulasabilirdik.

Yanyana dizilmis odalardan, ailenin buyuklugune gore bir kac tane kiralanirdi. Ihtiyacinizi karsilayacak cogu malzemeyi yaninizda getirmeniz gerekirdi. Gecici bir mutfak ve yatma yerleri elbirligiyle pratik olarak hazirlanirdi.

Biraz ileriye buyuk havuzun kubbeli binasi ve kucuk banyo odalari yerlestirilmisti. Kesif kukurt kokusuna bir iki gun icinde alisirdiniz. Ama kaynar suya alismak cok daha zordu cocuklar icin. Cok yavas hareketlerle havuza suzulmeniz gerekirdi ve kimildamadan durursaniz vucudunuzun etrafindaki su bir iki derece duserdi. Ama hareket ettiginiz anda taze sicak suyla hizla yanardiniz. Sicak suyu bir daha hic sevmedim ama her seferinde girenlerin dayanmasina sasarak yine girip, dayanma gucumu hep denedim.

Havuz denemeleri disinda dag bayir dolasirdik. Kayalarin uzerinde olusan yosunsu tabakalari once tasla ezer, sonra tukurukleyerek iyice karistirip kivamli hale getirirdik. Onu da ellerimize kina olarak surerdik. Kendimizin koy gelini oldugunu hayal edip oyunlar oynardik. Gercek kina olmadigi icin suyla birkac kez karsilastiginda cikardi. Oyun da biterdi.

Kesif gezilerimiz bitkiler, böcekler, surungenler, kuslar arasinda sürüp giderdi. Yilanlar, ciyanlar ve sicanlar bizler icin yadirganmaz olmustu. Keci boklarinin kurumus zeytin olmadigini anlamak benim icin cok daha sasirticiydi. Deneme yanilmayla ogrenmedigime eminim.

Geceleri ates yakilirdi ve etrafinda sohbetler edilirdi. Buyuklerin odalarina cekilmesiyle beraber genclerin flort saatleri baslardi. Gun boyunca cocuk genc ayrilmadan yasanan birliktelik, bu saatlerde biz cocuklarin dislanmasiyla sinir bozucu bir hal alirdi. Cok zeki ve sevimli oldugumu soyleyen abla ve abiler bile, gece beni unuturlardi. Onlari dikkatle gözler ve dinlerdim. Iliskilerindeki kilit bilgileri, tekrar kendi populeritemi artirmak icin kullanirdim. Bazen ortaligi karistirsam bile beni yok sayamiyorlardi ya!

Simdi modern kaplicalar var. Yasli ve hastalar orada. Orta nesil gezilerini Avrupa turlariyla renklendiriyor. Gencler güney sahillerindeki tatili anlamli sayiyor. Cocuklar ise yaz kamplarinin hayali icinde.

Biz farkli yasadik farkli tadlar aldik. Onlar farkli yasayip farkli algilayacaklar yasami. Bence ne yasandigi, nasil yasandigi kadar ne biriktirilebildigi de onemli. Biriksin ki zaman degistikce tekrar tekrar goz atalim gecmise, hergun degisen penceremizden bakarak.

Keyfine varabilene...

 

Aydan

Mayis 1997/Biga

© COPYRIGHT 1997 Turkiye Net (Her hakki saklidir)



Arsive geri dön...


© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)