NE  MUTLU  BiZE!

BiGA - 21 Ekim 1997

Severim  uzun  yolculuklari  eger  arabanin direksiyonundaysam.  Cok  konusmak  istemez  canim.  O  yuzden  yalniz olmak  daha  iyi  gelir.  En cok  o  zamanlarda  dusunceler  hizla  dans eder  kafamda.  O  konudan  o  konuya  ziplarlar.  Birikmis  izlenimler sentezlenir,  analiz  edilir.

Yasam  surerken,  goze  kulaga  takilanlari  secicidir  beyin genelde.  Dusunduklerimiz  uzerine  ornekler  toplar  adeta.  Bazen  de en  carpici  örnekleri  gozomuze  sokarcasina  sahit  eder  bizi.

'Hadi  dusun'  dercesine.

Pazar  gazetelerini  okurken,  Hasmet  Babaoglu'nun  yazisi -19/10/97 Yeniyuzyil-  beni  alip  cocukluguma  goturuyor.  Sentez reaksiyona  giriyor.

'Nasil  birisiniz'  diye  sorarak  basliyor.  Hergun  basinda izledigimiz  'kisisel  reklamlardan'  soz  ediyor.  '...cunku  aslinda durust  olmayi,  yigit  olmayi,  iyi  olmayi  filan  istemiyor  kimse, aslinda  herkes  USTUN  olmayi  istiyor.  Oysa  insanin  kendisine  ait gercek  ozellikler,  gercek  tanimlar,  gercek  farklar  uzerinde  bile gereginden  fazla  durmasi  ve  bunu  bir  kibir  kistasi  yapmasi  da SEYTANCA  bir  irkciliktir.'

Cocuklugumda  cok  cektirdiler  bunun  acisini  bana.  'Ne Mutlu  Turkum  Diyene'  diye  baslardi  gun  okullarda.  Cok  gurur vericiydi,  her  tekrarindan keyif  alirdim.  Ya  turk  dogmasaydim,  ne  buyuk  bir  ayricaligi atlamis  olacaktim.

'Bir  Turk  10  dusman  bedeldir'  (yoksa  yuzmuydu?)  Bu kesin.  Kendimi  'ustun'  hissediyorum.  Ama  cocuk  kalbim  tum dunyaya  karsi  mahcup  hissediyor  kendini.  Milyonlarca  insani  bir dogus  farkiyla  geride  birakmak  cok  da  adilane  gelmiyor  bana.

Din  derslerimiz  de  ayri  bir  huzur  verici nitellikteydi.  Tum  buyuk  dinlerin  Allah  tarafindan  sunulmasina ragmen  en  son  gelen  islam  dininde  dogusumuzun,  buyuk avantajlari  vardi.  Bir  kere  eninde  sonunda  cenneti  musluman olarak  sadece  biz  hak  ediyorduk.  Tum  gunahlarimizi  telafi edebilecegimiz  kapilar  da  acik  birakilmisti.

Peki  onlar  nasil  ogreneceklerdi  bu  gercekleri.  Cok uzaklarda  yasayanlar  hic  ulasamayacakdi  bu  bilgilere. Ogrenenlerin  de  fikirlerini  degistirmek  cok  zordu.  Onlar  en  iyi bu  din  diye  vaktiyle  kandirilmislardi.  Ya  afrikada  balta girmemis  ormanlarda  yasayanlarin  ne  sucu  vardi? 

Aman  tanrim!

Hic  ogrenemeden  oleceklerdi.

Evde  daha  yogun  olarak  insanlarin  din,  dil,  irk  ayrimi olmadan  esit  oldugu  vurgulaniyordu.  Kisisel  basarilarin degerinden  soz  ediliyor,  insanlik  yararina  yapilan  buluslar alkislaniyor,  sanatin  yasami  nasil  renklendirdigi anlatiliyordu.

Eve  alinan  dergi  ve  kitaplarda  yabancilarin  basarilarinin  coklugu da  dikkat  cekiciydi.  Ama  hersey  bostu  onlar  icin,  sonucta bizim  garantilerimiz  vardi.

Iste  bu  noktada  susmamiz  gerektigini  dusunuyordum. Zaten  bastan  hak  edilmis  seylerin  kibirli  havasini  atmamaliydik. Onlarin  yuzune vurmamaliydik caresizliklerini. Pek  sanslari  yoktu birseyleri  degistirebilmeye.

Boyle  yasadim ustunlugumuzun  yorgunlugunu,  cocuk  ruhumda.

Omuzlarim  mahcubiyetten  cokuk.

Cok  sonra  tertemiz  suya  karisan  istenmeyen  sizintilar gibi  degisti  gercekler.  Ortalik  bulandi.  Megerse  hersey  o  kadar kesin  degilmis.  Gucumuz  ve  basarilarimiz tartisilir durumdaymis cok  sukur!

Simdi  hersey  daha  esit  gorunuyor.  Bu  dunyaya  dogarken acilmis  ekstra  krediler  yok  Allahtan.  Nereden  basladiginiz degil,  ne  kadar  yol  oldiginiz  sizi  belirleyen.

Bunlar  da  irksal,  dinsel  reklamlarmis  megerse.

H.Babaoglu'nun  son  cumlesiyle  bitirelim  bizde.  Tekde tümü,  tümde teki  arayarak:

'Nasil  birisi  oldugunuzu  cok  mu  bilmek  istiyorsunuz?

Biraz  siz  susun,  baskalari  konussun.'  

AYDAN

© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)


Arsive geri dön...