TURKLUK KAGITLARDA DEGIL
KALPLERDE ARANIR!

(Okurlara not: Dun gece e-mail'ime baktim. Bircok mesaj arasinda bir tanesi dikkatimi cekti. Kaya Buyukataman kardesimiz soruyor: "Bu adamcagiz ne demek istiyor?" Derhal e-maili actim, baktim. Keyfim kacti. Derhal bir cevap yazdim. Sonra da dusundum. Yazdigim bu cevap Turkiye disinda yasayan her Turk'u ilgilendirir. O halde bunun YELPAZE deki kosemde yayinlanmasinda yarar vardir.

Asagidaki yazi gecenlerde Hurriyet gazetesinde basilmis. Ben Hurriyet'in bu baskisini gormedim; yazi bana e-maille geldi. Ama herhalde dogrudur. Gorusunuz ne olursa olsun, asagidaki yaziyi ve cevabini bir okuyun. Dusuncelerinizi bizimle de paylasirsaniz bundan buyuk memnunluk duyariz...

Simdilik Hoscakalin


Ergun KIRLIKOVALI
ergun@turkiye.net)

BIYONIK SEVGI

Mumtaz SOYSAL
Hurriyet Gazetesi Yazari

Dunku Hurriyet'te okumussunuzdur: Biyonik ev hayvanlari geliyormus.

Yani robot hayvanlar.

Bu teknoloji sayesinde, kopekten hastalik kapmak, kedi tuyu fircalamak, kanarya pisligi temizlemek gibi dertlerden kurtulacakmissiniz.

Tatile cikarken, ‘‘Kopegi cis turuna kim cikaracak, kedinin sutunu kim verecek?’’ tasasindan da. Fisi cekip sarjini kapattiniz mi, hayvan duruyor. Siz donunceye kadar, olu.

Oh, ne rahat. Ev iclerinde fil yavrusu, kucuk boy zurafa veya gergedan bile dolastirabilecekmissiniz. Robot hayvanlar, sahibini taniyacak, hastalanip yaslanacak ve sahicisinin omur suresini doldurdugunda da olecekmis.

Yani, kopekler yirmi-yirmi bes, kediler on bes-yirmi yil sonra, ‘‘mefat’’!

‘‘Cabuk kaput olmasin; saglamini istiyorum’’ deseniz de, vermeyeceklerdir. Standart disina cikmak yok.

Peki, sizin sevginiz? O da mi biyonik olacak? Gemisini demirde birakip karaya cikan kaptanin bile ici sizlar. Sevdiginizi  soylediginiz, ama dugmesini kapatip birakarak gidebildiginiz kedi icin yureginiz hic mi sizlamayacak?

Sevgi bu mudur?

Daha dogrusu, yeni sevgi turleri uretmeye yonelik evrensel bir caba mi var acaba?

Zahmetsiz, cileye katlanmadan, bedel odemeden sevmek, sevginin asil o zahmetler, cileler ve bedellerle olustugunu dusunmeden ‘‘Seviyorum’’ diyebilmek, sevgi denen duyguya dugmesi acilip kapanan bir makine gibi bakmak.

‘‘Bu memleket yasanacak gibi degil!’’ diyerek ezasindan, cezasindan, camurundan kuburundan usanip uzak diyarlara yerlesenlerin, kapattiklari dugmeyi arada sirada yeniden acip ‘‘Turkiye'yi cok seviyorum’’ demeleri gibi.

Seni uzaktan sevmek asklarin en guzeli!

Arada bir lobicilik yaparak, Turkiye aleyhine yazilmis satirlara protesto mektuplari yazarak, yilda birkac hafta gelip ‘‘Turist  Omer’’cilik oynayarak.

‘‘Seviyorum’’ demek onlara, ‘‘Nefret ediyorum’’ demek de buradan gidemeyenlere kalmistir.

Katlanarak, ezasini cezasini cekerek, camurunu kuburunu temizleyerek kalmak ve sevmek olamaz mi? Butun bunlarin bu en guzel ulkede dogup buyumus olmanin, bu en sorunlu toplumda didinmenin, bu en ilginc tarihi yasiyor olmanin bedeli
oldugunu dusunerek?

Danimarkali ya da Isvicreli olsaydiniz, caniniz sikilmaz miydi?

Biyonik hayvan projesi uzerinde calisanlar, sevdikleri icin can verebilen, ulkesi icin savasabilen, davasi icin cile cekebilen insan turunu taniyorlardir herhalde. Kimbilir, mekanik hayvan sevgisinden baslayarak yok etmek yahut en azindan degistirip
robotlastirmak istedikleri, bu turdur belki de.

Cunku, kuresel hesaplarina ve evrensel dalaverelerine karsi cikan hâlâ bu insan turudur.

------------makalenin sonu--------------

Asagida Ergun Kirlikovali'nin cevabi:

 

TURKLUK KAGITLARDA DEGIL KALPLERDE ARANIR!

Siz Kirimli Yunus bey'i hic tanidiniz mi Mumtaz Bey? Izin verirseniz, size Yunus Bey'i anlatayim... Emin olun buna sizin cok ihtiyaciniz var...

Yil 1984... New York'ta Turkevi binasindayiz... Turk Amerikan Dernekleri Federasyonu yine atesli aylik toplantilarindan birini yapiyor... Soz dondu dolasti cifte vatandasliga geldi... Bazilari cifte vatandas olmaliyiz diyor, bazilari hayir efendim, olmamaliyiz diyor... Diger bir kisim da bir turlu karar veremiyor... Acaba Turkiye'mize ihanet olur mu? Dogdugumuz, buyudugumuz, canimiz Turkiye'miz bize gucenir mi? Es, dost, hisim, akraba, arkadas, etraf ne der? Konusmalar uzadikca ateslendi, ateslendikce uzadi... Oyle bir an geldi ki salonun sanki bir yarisi obur yarisini vatan hainligiyle filan suclamaya kalkti... Neredeyse birbirimize girecegiz... Iste tam o sirada, yasli, beyaz sacli, sessiz ve efendi biri soz istedi... Bu sahis, hepimizin yakindan tanidigi ve sevdigi Yunus Bey'di... Yunus bey sozu aldi ve soyle konustu: " Bakin dostlar, ben Kirim'da dogdugumda butun kagitlarim Rustu... Sonra Almanya'ya goc ettim ve butun kagitlarim Alman oldu... En sonunda Amerika'ya geldim, butun kagitlarim Amerikan oldu... Yasamim boyunca kagitlarim hep degisti... Ama kalbimdeki Turkluk asla degismedi!" Salona sanki bomba dusmustu... Kisa bir saskinliktan sonra dakikalarca dinmeyen bir alkis tufani koptu...Yunus Bey tartismaya nokta koymustu...

Hayattaysa sagolsun Yunus Bey, olmusse nur icinde yatsin... Bize Turk'u Turk yapan , cihan imparatorluklari kurdurtan o muthis inceligi, zekayi, gozlem yetenegini, ileri gorusu, sevgiyi, aski uc-bes cumleyle ozetleyivermisti...

Bazilari bu yaziyi irkci bulabilirler. Ama siz onu o gun o salonda bulunan, her gelir gurubunu, her meslegi, her yas gurubunu temsil eden ve elleri patlayincaya kadar alkislayan yuzlerce insana sorun... Konuya oradan bakinca pek irkci gibi gorunmuyor...

Yaaa, iste boyle Mumtaz Bey'cigim... Oyle biyonik kopekten yola cikip da yurtdisindaki Turklere fatura cikarmak icin herhalde bu sizin gibi "profesor" filan olmak lazim... Breh... breh... breh... Vallahi Yunus Bey bu isleri sizin gibi pek beceremzdi herhalde... Ne de olsa Yunus Bey profesor degildi...

Mumtaz Bey'cigim, yanilmiyorsam siz 1989 yilinda Amerika'da baslattigimiz "Turkiye'nin ingilizce adi Turkey (hindi) olmasin" kampanyamiza da karsi cikmistiniz... Hersey bitti de bu mu kaldi cinsinden abuk subuk bir yazi yazmistiniz da yine benden cevabinizi almistiniz... Tabii o mektubumu , Amerika'da alistigimiz bir standardin aksine, hic yayinlamamistiniz da beni bayagi sasirtmistiniz... O zaman da sizi, duygu ve dusuncelerimize ilgisiz ve hatta duyarsiz olmakla suclamis ve kinamistim... Neyse, olur boyle seyler...

Mumtaz Bey'cigim, siz yanilmiyorsam ozellestirmeye hala karsi cikabilen bir "profesor" olma unvanini da tasimaktasiniz... Ve hala Turkiye'mizin gelecegini 1960larin 1970lerin sol kavramlarinda arayabilen bir "dinazor" madalyaniz da var... Ustelik Disisleri Bakanligi da yapmis ve birkac ay icinde istifa etmistiniz... Halbuki biraz daha zamaniniz olsaydi neler yapardiniz, neler... Zaman cikismadi iste...

Mumtaz Bey'cigim, bazi yazilarinizi begeniyorum (ornegin kabotaj ve gemicilik ile ilgili olanlarini). Begenmesine begeniyorum da vallahi naftalin kokusundan da bayiliyorum yani...Biraz daha az naftalinli yazsaniz da biz hayranlariniz bayginlik gecirmesek olmaz mi acaba?... Mumkun mu Mumtaz Bey'cigim? Bizim buralara gelip biraz kendinizi yenileseniz de fena olmaz diyorum... Yine de siz bilirsiniz... Siz "profesorsunuz"...

Yurtdisinda bugun 3.5 milyondan fazla Turk varsa, ve bunlar su veya bu nedenlerle yurtdisina cikmak zorunlulugu hissetmislerse, bunlara satasmak ve hatta kin duymak mi gerekir Mumtaz Bey'cigim? Yoksa organize edip, destek verip, yon gosterip, lobilestirip , Turkiye'mizin kazanc hanesine mi yazmak gerekir?

Ben bilemiyorum yani... Ondan soruyorum...
Siz bakansiniz, profesorsunuz, falansiniz, filansiniz, da onun icin daha iyi bilirsiniz diye dusunuyorum...

Guzel Turkiye'mizin kalkinmasinin yavas olmasinin ardinda yukarida sozunu ettigim su tutuculuk olmasin sakin? Sonra, efendime soyleyeyim, rusvet, torpil, hirsizlik olaylarinin ardinda filan da yine ileriyi bir turlu goremeyen, ozellestirmeye engel olan, tekerlege comak sokan "profesorler" filan olmasin sakin?

Hani diyorum, o kadin var ya, bilgisiz, kultursuz oldugu gibi servetinin kaynagi mechul olan hirsizin biri? Hah, iste o da "profesor" degil miydi?

Bir de oburu var hani... Dini ticareti yapilacak bir mal gibi goren... Hani, canim, su 148 kilo altini devlet maasiyla biriktirdigini soyleyen yalanci ve ahlaksizin biri... Hah, o iste... O da "profesor" degil miydi?

Bu "profesorler" guzel Turkiye'mizi ucurumun esigine getirmedi mi?

Valla Mumtaz Bey'cigim, sen yine de kusuruma bakma ama, su da bir gercek ki
siz uc profesoru biraraya getirseniz bir Yunus Bey etmezsiniz...

Guzel yazilariniza aynen devam etmenizi diler gozlerinizden operim...

Hadi kalin saglicakla...

Ergun Kirlikovali

13 Nisan 1998

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)
e-mail: ergun@turkiye.net

Önceki Yazilar