
|
21. Yuzyilda Turk Dunyasinin Izlemesini Istedigim Rota: TOPYEKUN TURK VARLIGI ("TurkVar") : Bolum 6 Turkiye’mizin Ucuncu En Onemli Sorunu: Boluculuk Turkiye’mizin en onemli ucuncu sorunu olan boluculuk konusuna girmeden once, gecen yazim ile cok yakindan ilgili olan iki guncel not dusmek istiyorum. Guncel Not 3: Diyanet ve “Hizbela“(ya da Hizbullah belasi) Egitim sorununu irdelerken, cozum paketi icine Diyanet Islerini -calisanlarini magdur etmeden- lagvetmeyi sokmustum. Bu yolla elde edilecek olan tum tasarruf ve kaynaklarin egitim seferberligi butcesine aktarilmasini onermistim. Hemen arkasindan Beykoz’daki silahli catisma ile Hizbela gundeme girdi.. Simdi akla su soru gelebilir: Diyanet denetimine ragmen gelisen Hizbela, acaba Diyanetsiz ortamda azmaz mi? Hakli bir soru. Ama burada da iste egitim devreye giriyor. Egitilmis bir insana ortacag palavralari yutturmak kolay degil. Turkiye’mizde 70.000 kusur cami var, yani her 900 kisiye bir cami dusuyor. Yine Diyanetin emrinde 80.000 din gorevlisi var. Asagi yukari 800 kisiye bir din gorevlisi… Imam Hatiplerde 500.000 ogrenci var… Bunlar herhalde dunya rekorlaridir…Turkiye bu din ordusuyla nereye gidiyor? Bir cihat ilan edildi de bizim mi haberimiz yok? Bu kadar taasup, bu kadar dincilik, bu kadar obur dunyacilik, bu kadar gericilik niye? Ben gene de esas soruya geri doneyim: Diyanet yok olursa Hizbela azar mi? Hizbela’nin calisma yontemlerinden en onemlisinin, camileri tek tek ele gecirerek cemaatin beynini yikamak oldugu goruldu. Yani Hizbela, Diyanet’in camilerini, hem bir asker deposu ve hem de bir askeri karargah olarak kullaniyordu. Eleman bulma, “egitim”, iletisim hep bu camilerde, halkin ve devletin denetimi disinda, rahatca zaten yapiliyor ve Islami vahset gun gectikce palazlaniyordu. Hatta ve hatta, Hizbela’nin 2001 yilinda ayaklanma baslatacagi Turkiye basininda cikan haberler arasindaydi. Politik Islamin sembolu olan kara carsaf, aslinda Hizbela’nin silah calma, tasima, stoklama operasyonlarinda kamuflaj olarak kullaniliyordu. Zaten Hizbela’nin bircok kayitli uyesi de Imam Hatip Okullarindan mezun olmustu. Boylece ortaya cok carpik bir tablo cikiyordu: vatandastan toplanan vergilerle beslenen Diyanet, camileri ve Imam Hatip Okullari araciligi ile, vatandasi ortacag karanligina goturen iskenceci, igrenc bir Islami vahset orgutune, bilerek ya da bilmeyerek, habire kasap yetistiriyor ve yataklik ediyordu. Vatandas, ucurumun en uc noktasina gelmisti ama hala kendisini bekleyen tehlikeden zerre kadar haberi yoktu. Iste size Turkiye’mizde en onemli sorunun egitim, ikinci en onemli sorunun Politik Islam oldugunu gosteren cok carpici bir delil. Eger Turkiye, vatandaslarina 5-yillik miki-fare egitim yerine 13 yillik uygar ve cagdas bir egitim verebilseydi, simdi o Imam Hatip Okullari kaydedecek ogrenci bulamazdi. O camilerin Hizbela’nin eline gecmesine asla goz yummazlardi. Hukuk kurallari icinde kalarak uygarca protestolarini koyar, konuyu hukuka intikal ettirilerdi. Hizbela yaygin cehalet ortaminda kolayca destek buldu, yeserdi. Cahilin vergisini, cahilin camisini, cahilin Imam Hatip Okulunu kullanarak cahili ortacag karanligina dogru acinacak bir yolculuga cikardi. Boylece cahil, hem bilmedigi bir karanlik yone dogru zorla yola cikariliyor ve hem de bu yolculugun ucretini (kesilen ve Diyanet’e aktarilan vergilerle) oduyordu. Diyanet’e, camilere, Imam Hatip Okullarina verilen her Turk Lirasi, Politik Islam’a ve - onun bir uzantisi olan - Hizbela’ya gidiyordu. Hergun kazilan mezarlar, cikarilan cesetler ve bunlari hala destekleyen Politik Islam yazarlari ve (bazilari mecliste olan) Islamci politikacilar, burada yazilanlari tek tek ispatlayan birer ibret belgesidir. Iste bu Politik Islam batakliginin her ne pahasina olursa olsun kurutulmasi gerekir. Diyanet’i lagvetmek ise sadece bir baslangictir. Yaygin ve kaliteli 13-16 yillik egitim ile desteklenmesi gerekir. Yoksa daha coook Hizbela’lar, Refahlar, Faziletler, Turban olaylari yasanir… Guzel ve aydin Turkiye’mizin Politik Islam kanserinden kurtulmasi sarttir. Uyusturucu ilaclarla ile nasil kiyasiya savasiliyorsa, bir nevi “beyinsel uyusturucu” olan Politik Islam ile de ayni ciddiyetle savasilmasi gerekir…Kimse kendini kandirmamalidir: Diyanet-Cami-Imam Hatip-Politik Islam-Hizbela-Taliban-Molla-Turban-Merve-vesaire hepsi ama hepsi cagdisi bir butunun degisik parcalaridir… Bu butun, tamamiyle reddedilmelidir. Turkiye’miz ucuncu bin yila Politik Islam gibi bir utanc yuku ile girmemelidir…Diyanet biterse, Hizbela yeserecek ortam bulamaz. Guncel Not 4: Milli Egitim Bakanligi (MEB) Yanlis Yapiyor Burada yazilanlarin daha murekkebi dahi kurumadan Turkiye’mizden gelen haberler dogrusu cok sasirtici… Anlasilan bugunku hukumet, Hizbela vahsetinden hic birsey ogrenmemis. Son haberler sunlar: MEB yeni bir proje hazirlamismis. Bu projeye gore, efendim, Imam Hatiplerin imaji duzeltilecekmis. Anlayacaginiz, yine vatandastan toplanan vergilerle, bu sefer daha tehlikeli hizbelalarin uretilecegi daha iyi donanimli batakliklar yaratilacak…Ikinci kusak Hizbelacilar, cami yerine Imam Hatipleri kullanacak… Oh, ne ala memleket! Topla vergileri, besle Politik Islami, oysun gozunu! Simdi bu MEB, batida olsa boyle hakaret gibi projeler uretmeye cekinir, utanir, korkar, cunku batida cok ciddi kurumlar vardir… Adama sorarlar, projesini, hedeflerini, mali kaynaklarini didik didik ederler… Boyle ayakustu, gayri ciddi projeler yuzunden haklarinda kamu davalari acilir… Boyle hakaret gibi proje ureten parti veya partiler, sandikta buyuk tokat yer… Ama beni burada ilgilendiren, bu hakaret gibi projenin sahiplerinin politik gelecekleri degil, Turkiye’mizin gelecegidir. Eger Turkiye’miz, ve lokomotifi oldugu TurkVar treni, 21. yuzyilda burada koydugumuz yuksek hedeflere ulasacaksa, bu is boyle hakaret gibi proje ureten Politik Islam uzantisi ufuksuz, kendini yenileyemeyen, bakip ta goremeyen, yasayip ta ogrenemeyen, ders alamayan kafalarla olmaz… MEB ayagini denk almali… Halkin vergi paralari ile halki karanliga hapseden hakaret gibi projeler uretmekten vazgecmeli. Kurmayi planladigi bilgisayar laboratuvarlari, medya ve müzik odalarıni, vesaireleri cagdas egitim veren uygar liselere kurmali… Laik ogrenci basina dusen ogrenim alani, ogretmen sayisi, yesil alan, arac ve gerecler artirilmali… Politik Islam askerlerinin degil… “Besle kargayi, oysun gozunu” piyesini gore gore ezberledik, ama MEB bir turlu ogrenemedi… Basdondurucu hizla gelisen su Internet caginda, hala ezberci, inatci ortacag kafasi, dogrusu MEB’na yakismiyor! Din imaji duzeltmek, din ogretmek, din pazarlamak, din satmak devletin isi degildir… Ne zaman ogrenecek MEB bunlari? Devletin dini olmaz… Insanlarin dini olur… Devlet insan degildir… Dine dayali devletler 21. yuzyilda tek tek bitecekler…Iran degismeye basladi bile… Molla tutunamadi… Son secimleri gordunuz… Degisimciler %75; molla takimi %25… Tokat gibi mesaj… Anlayana tabii… Dine, dini okullara degil insan haklarina, cagdas egitime yatirim yapan ulkeler liderlesecek… Digerleri ya hizmet eden ikinci sinifa inecek ya da yavas yavas kuculerek tamamen kaybolacak… Bunlari hala goremiyor musunuz sayin MEB proje ureticileri? Turkiye’mizin Ucuncu En Onemli Sorunu: Boluculuk Bugunku esas konumuz aslinda boluculuk. Nedir boluculuk? Kim ne anliyor bu kavramdan? Ben ne anliyorum, PKKli ne anliyor? Avrupali, Amerikali ne anliyor? Goruldugu gibi bu kavramin da bir taniminin yapilmasi gerekiyor. Ben sahsen boluculugu kisaca soyle tanimliyorum: “Boluculuk, uygar, demokratik ve hukuka dayali bir ulkede, toplumlararasi farkliliklar uzerine kurulan ayrilma planlari ve bu planlarin o ulke topraklari uzerinde silah zoru ile gerceklestirilmeye calisilmasidir.”. |
|
Dikkat ederseniz, Kibris bu tanima uymuyor, cunku 1974 teki Kibris Cumhuriyeti demokratik te degildi, hukuka da dayanmiyordu. Atina kanli bir darbe duzenlemisti ve adadaki Turkleri “etnik temizleme” kampanyasindan geciriyordu. Dolayisi ile Kuzey Kibris Turk Cumhuriyeti (KKTC) nin yaptigi boluculuk degil, kendini savunmadir (mesru mudafaa). Cek ve Solvakya’nin gerceklestirdigi bolunme de boluculuk degildir cunku silah zoru ile degil karsilikli anlasma ile gerceklestirilmistir. Sovyetlerin cokusu ile meydana cikan devletler de boluculuk tanimina giremezler, cunku silah zoru ile degil, karsilikli anlasmalar ile kurulmuslardir. Eger toplumlar arasi farkliliklar, yine toplumlar arasi adil ve zorlamasiz anlasmalarla degisik ulkelerin dogmasina yol acmislarsa, yukaridaki boluculuk taniminin disinda kalirlar. Toplumlararasi farkliliklar ne olabilir? Din olabilir… Dil olabilir… Kultur, irk, veya tarih olabilir… Cografya, deri rengi, goz sekli, veya sive olabilir…Butun bu olgularin hosgoru icinde yasamasi gereken en ileri toplumlarda bile farkliliklar olabilir: fakir-zengin, o parti-bu parti, yenilikci-gelenekci, vs. vs. vs. Yakin tarihe baktigimiz zaman, silah zoruna en cabuk basvuranlarin dil, din, ve irk farkliliklarina dayali teror hareketleri oldugunu goruyoruz. Ispanya’da ETA, Irlanda’da IRA, Endonezya’da Timor gibi bazi ornekler, farkliliklarin anlasma yolu ile cozulememesi halinde insanliga nelere malolabilecegini acikca gosteriyor: olum ve tahribat… kan ve gozyasi… maddi ve manevi kayiplar… Peki, bu tanim Turkiye ve PKK olayina nasil uygulaniyor? Bir kere, Turkiye uygar ve demokratik bir hukuk devletidir. Bazi eksikleri ve asiriliklari olabilir ve bunlarin tumu tartisilabilir, ama surasi gercek ki demokrasi yolunda 1946 dan bu yana muazzam mesafeler kaydetmistir. Hur partileri, hur parlamentosu, hur basini vardir. Secimle gelip secimle giden hukumetlerle yonetilir. Yargi bagimsizdir. Yasama ve yurutme, Batili ulkelerin arzularina aykiri olarak, biraz fazla icice gecmistir ama hukuk yollari tikanmamistir. Evet sancilar vardir. Eksikler vardir. Ama bunlari duzeltmek icin olusmus bir toplum bilinci ve parlamentoda sik sik tekrarlanan duzeltme arzulari vardir. Turkiye’miz, kim ne derse desin, dogru yoldadir. Ne zaman boyle desem, birileri 1960, 1973, ve 1980 askeri mudahelelerini hatirlatir. Ama onlarin meydana gelis ortamlarini ve nedenlerini nedense bir turlu hatirlamak veya bilmek istemezler… Sanki ulke gulluk gulistanliktir da aniden birkac tetikci ve fasist, bu demokratik ve mutlu ulkeyi anarsi ortamina surukleyivermistir… Hepimiz biliyoruz ki, gercekler bunlar degildir… Fakat su anda konumuz o degil, onun icin bu konuyu simdilik burada kesiyorum. Turkiye’miz, yargi, yasama, ve yurutme yollarinin acik oldugu uygar bir ulkedir. Farkliliklara dayali sorunlarin cozumu icin silaha sarilmaya gerek yoktur. Eger Leyla Zana ve digerleri, secilerek geldikleri yuce mecliste, ucuz kahramanlik taslayip bir ulkenin insanlarina hakaret yolunu secmek yerine kurallara uyup o kurallar icinde demokratik bir savas vermeyi deneseydi, bircok sorun, eminim ki, coktan cozulmustu. Bu kadar kan ve gozyasi da dokulmezdi. Ben, Zana’nin ve APO’nun temsil ettigi herseye karsiyim. Turkiye’mizde dogup buyudum, ekmegini yedim… Turkiye’mizin silahli kuvvetlerinde asklerligimi yaptim… Gerekirse Turkiye’miz icin boluculere karsi savasirim da. Birgun Turkiye’mize irtica gelirse, o zaman o irticanin tepesine inmek de boynumun borcudur… Kimse Turkiye’mizi sahipsiz sanmasin… Basini kayaya carpar… Butun bunlari soyledikten sonra diyorum ki, Zana gibi APO gibi gerzeklerin, liderlik sevdasi ile eline yuzune bulastirdigi konular arasinda gercekten cok ciddi, cok hakli olanlari var… Birincisi dil olayi… Bakin 1989 senesinde Bulgaristan “BizdeTurk yoktur, bunlar musluman Bulgardir” dedigi zaman, Turkce isimleri degistirdigi zaman, Bulgar Turklerini zorla trenlere doldurup Turkiye sinirina bosalttigi zaman nasil ayaga kalkmistik? “Bulgaristan’in Utanc Trenleri” baslikli yazilar yazmistik… Gosteriler duzenlemistik…Kahrolmustuk… Yine Yunanistan “Bizde Turk yoktur, bunlar Yunan muslumanlaridir” dedigi zaman nasil kahrolmustuk? Yine mektup kampanyalari, gosteriler, protestolar… Simdi bu protestolarin icinde ve zaman zaman onunde olan birisi olarak, bunlara benzer uzucu olaylari yasayan baska bir gurubun Turkiye’mize karsi olan tutumunu haksiz goremiyorum. Ya da Turkiye’mizin tutumunu bu konuda destekleyemiyorum. Adam Kurtce’den baska bir dil bilmiyorsa, bir kere bu Turkiye’mizin hatasi, oraya okul goturememis, egitememis… Peki simdi bu insane ne konusacak? Elbette Kurtce… Sonra, dogan bebegine ne isim koyacak? Dogal olarak Kurtce isim verecek…Buna devlet karsi mi cikacak? Olamaz! Nitekim, daha dune kadar bu boyle oluyordu. En sonunda Yargitay acilan bir davanin sonucunu uygarca noktaladi ve bugunden sonra Kurtce isimlerin verilebilecine karar Verdi. 3 Mart 2000 tarihli Hurriyet’te cikan Oya Armutcu’nun haberini okuyalim: “Ankara. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Kürt kökenli isimlere ilk kez vize verdi. Davacı baba Nezir Durak'ın talebini kabul eden Kurul, Kürtçe ‘‘Müjde, konuk’’ anlamına gelen Mızgin ismine izin verdi. Bu karar bağlayıcı ‘örnek’ olacak. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu, Kürt kökenli isimlere, uzun bir hukuk maratonu sonunda vize verdi. Genel Kurul, davacı baba Nezir Durak'ın ‘karar düzeltme’ talebini sürpriz şekilde kabul etti ve Kürtçe ‘Müjde, konuk’ anlamına gelen ‘Mızgin’ ismine izin çıktı. Şimdi Nezir Durak'ın kızının nüfusta ‘Hatice’ olan ismi ‘Mızgin’ diye düzeltilecek. Hukuk Genel Kurulu'nun kararı, bağlayıcı ‘örnek’ olma özelliği de taşıyor. Bu karar çerçevesinde Arapça ve Farsça kökenli Mustafa, Hatice gibi isimlerde olduğu gibi, Kürtçe kökenli isimler de çocuklara verilebilecek. Kararın gerekçesinin, Medeni Kanun'a göre herkesin ismini seçme özgürlüğüne sahip olmasına dayandırılacağı belirtildi.”
|
|
Peki neden 2000 yilina kadar beklendi? Cok mu zordu istedigin ismi ver demek? Sonunda o noktaya zaten gelindi… Keske 20 sene 40 sene evvel bu noktaya gelinebilseydi. Iste benim de anlatmaya calsitigim bu: demek ki bazi konular hukuk yolunu takip ederek ergec cozuluyor… Sen silaha sarilirsan, ben bes silaha sarilirim… Sen bes silaha sarilirsan ben 155 silaha sarilirim… Bu yol cikis degil… Sistemi kullanmak cikis…Zana adli o gerzek acaba Turkce yemin etseydi, parlamentoda kalsaydi, birbiri ardina karar tasarilari uretseydi, adil olmayan uygulamalar icin hakli davalar acsaydi, temyize gitseydi, sonuna kadar kurallar icinde uygarca savas verseydi, bir yasa derken bir yasa daha degisseydi fena mi olurdu? Hukuk savascisi olarak kalsaydi, kimbilir,Turk toplumu icinde sempatizan bile bulurdu… Ama Zana da APO da cehaletin bedelini hem kendileri odedi ve hem de Turk-Kurt genclerine odetti… Bakalim su 15 yillik tabloya: 37.000 olu… Bunun iki-uc misli gazi… 63 milyon da ruhen ve kalben yarali… 100 milyar dolardan fazla maddi harcama (ki bu paralar egitim seferberligine harcansa Turkiye gercekten ihya olurdu)… Bu tablodan kazancli cikan var mi? Gurur duyan var mi? Ben goremiyorum… O halde su en azda artik lutfen birlesebilir miyiz? Silah ve kan cozum degildir, hukuk icinde kalinarak gosterilen samimi ve makul cabalar cozumdur… Bakin Guneydogulu bir baba, dava acmis, kaybetmis, temyize gitmis, kaybetmis, yine yilmamis, karar duzeltme istemis ve sonunda kazanmis… Bu kazanc nedeni ile simdi Turkiye’de herkes dogan cocuguna istedigi ismi verebilecek… O baba ne daga cikti, ne silah aldi, ne birini oldurdu, ne de meclis kursusunden Turk milletine hakaret etme salakligini gosterdi… Kalbinin sesini dinledi, sistem icinde kalarak serefli bir hukuk savasi Verdi… Ve kazandi. O halde buraya kadar neyi saptamis olduk: (1) Turkiye, tum eksikliklerine ragmen, demokratik bir hukuk devletidir. (2) PKKnin yaptigi boluculuktur ve kazanma sansi kesinlikle yoktur; silah ve kan cozum degildir. (3) Duzen icinde kalinarak, yargi ve yasama yollari calistirilarak aksakliklar zaman icinde pekala giderilebilir. Ama butun bunlar dun ve bugun ile ilgili. Peki, yarin ne olacak? Buna cevap vermeden once kisa bir ufuk turu yapalim. Ben Turkiye’de dogmus buyumus birisiyim. Son 22 senedir Amerika’da yasiyorum. Bu arada tam uyum saglamak icin, Turkiye’mizden izin alip Amerikan vatandasi oldum. Buraya gelis nedenim tamamen ekonomiktir. Turkiye’de Bogazici Universitesinde Kimya ve arkasindan Manchester Universitesinde Polimer Bilimi okuduktan ve askerligimi yedek subay olarak yaptiktan sonra Istanbul’da buldugum islerde elime gecen maasla bir ev bile kiralayamiyordum.. Daha anlatmama gerek var mi? Iste daha iyi bir yasam icin geldigim Amerika’da simdi bir cocuk buyutuyorum. Dokuz yasindaki oglumla taa bebekliginden beri israrla Turkce konusuyorum, cunku etrafinda benden baska Turkce bilen yok. Ilkokula baslayana kadar o da benle Turkce konusmaya gayret ediyordu. Ne zamanki ilkokula basladi, benim Turkce konusmama Ingilizce cevaplar vermeye basladi. Arkadaslari yaninda Turkce konusmami da istemiyor… Cunku arkadaslarinin “bu cocuk bizden farkli” diye dusunmesini istemiyor. Daha dogrusu, arkadaslari tarafindan dislanmak istemiyor… Yani, etrafini saran yasam, onu yavas yavas yutuyor… Bu, bir tek benim sorunumdur zannediyordum. Ama buradaki diger Turklerle konusunca anladim ki bu herkesin sorunudur. Daha da dogrusu, sorun demiyelim de, insan mizacidir diyelim. Herkes bulundugu yere uyum saglamak ister. Kimse dislanmak istemez… Bu Almanya’daki Turler icin de ayni, simdi siki durum, Turkceyi rahat konusamayan ama Bati Anadolu’ya goc eden Kurtler icin de… O Turkcesi az olan ya da hic olmayan Kurt cocuklar, ilkokula gidecek, cok cabuk Turkce’yi kapacak, ve ondan sonra annelerine babalarina Turkce cevap verecekler… Isin dogasi bu… Ama devlet bu egitim olanagini saglayamazsa durum karisiyor… O zaman Turkce bilmiyor diye kizmaya kimsenin hakki kalmiyor. Ya da Kurtce konusuluyor diye de hic kimsenin kizmaya hakki yoktur… Bu ulkede dogan buyuyen, bu ulkenin insanlari onlar…Kendi devleti egitim verememisse onlar ne yapsinlar? Bir de isin su cephesi var. Amerika’da Hispanic (ispanyolca konusan topluma ait kimseye verilen Ingilizce isim) Amerika’lilarin cok yogun oldugu bolgelerde (Kaliforniya, Teksas, Florida, vs) Ingilizce egitim yaninda, guya Ispanyolca egitim de veriliyordu. Cok buyuk masraflar gerektiren bu cifte egitimin sonuclari pek ic acici degildi. Liseyi bitiren ama dogru durust Ingilizce konusamayan ya da yazamayan bir kesim olusmaya basladi. Hispanicler arasinda issizlik artti. Okuldan cikmalar artti. Sosyal sigprtadan yardim goren ve calismayan bir zumre belirdi. Cocuk yardimi oldugu icin Hispanic gencleri arasinda evlenmeden dogumlar artti. Saglik sistemi artan yuk altinda teklemeye basladi. Bu is o boyutlara vardi ki, en sonunda 1998 te Kaliforniya’da, sadece yasal olmayan gocmene karsi olma maskesi altinda, ama aslinda tum Hispanic’lere karsi olan zehir zemberek bir yasa tasarisi refeandumla Kabul edildi. Simdi Ispanyolca egitim geri sarilmaya baslandi. Yakinda iyice sembolik seviyelere inecek. Bu kadari kesin. Simdi bu olayi Turkiye’ye uygulayalim. Ispanyolca gibi dunyanin bircok ulkesinde yuzmilyonlarca insan tarafindan konusulan yaygin ve gelismis bir dilin bile, ikinci dil olarak egitimde kullanildiginda basariya ulasamadigini hayretle goruyoruz. Kurtce gibi bircok lehcesi ve sivesi olan, ama 4-5 ulkeye yayilmis toplam sadece 20-25 milyon kisi tarafindan konusulan, yazilma dili olarak pek gelistigi iddia edilemeyecek, teknik olarak ise tamamen gelismemis olan bir dil icin bu egitim, bu egitimi gormeye zorlananlara haksizlik olmaz mi? Iki cocuk dusunun: biri Izmir’de Turkce egitim goruyor, digeri Diyarbakir’da Kurtce. Simdi bu cocuklardan acaba hangisi universite giris sinavlarinda one gecer? Hangisi girdigi universiteyi basari ile bitirir? Universite sonrasi hangisi daha cabuk is bulur? Iste esas sorunlar bunlar… Kurtce egitim diyenler yine Kurtlere belki de en buyuk kotulugu ederler… Acaba Kurt ilkokulu acilsa Kurt Irkcilari ve Kurtce bile konusamayan Kurt liderleri acaba cocuklarini bu okullara yollarlar mi? Ben hic sanmiyorum. Hangi ana, hangi baba, oz cocugunu sonu olmayan bir maceraya zorlar? Kurtce egitim diyenleri ben iste bu nedenlerle samimiyetsiz ve bilgisiz buluyorum. Saka ile karisik sunu da soyleyeyim: Kim Kurtce egitim istiyorsa, onun cocugu acilan Kurt okullarina gidecektir diye bir yasa tasarisi hazirlansa pek destek bulamaz gibi geliyor bana… Kim ister pek gelismemis bir dille internet, biyo-teknoloji ve uzay cagina girmeyi? Lutfen biraz ciddi olalim… Buradan cikarilacak olan ders bence sudur: Bir ulkenin konustugu resmi dil disinda ve onun yerine baska bir dilde egitim vermeye kalkarsaniz sonuc kesinlikle basarili olmuyor. Bir de isin egemenlik ile ilgili boyutu var. Bir Los Angeles’te, Bir San Diego’da, Bir San Antonio’da Hispanic cogunluk var ama bunlar icinde silaha sarilip da “Buralari Meksika topragidir, burada bagimsiz bir Meksika kuracagiz” demiyor… Zaten deseler de ne yazar ya… A.B.D. boyle isleri cok ciddiye alir… Boyle bir girisimin sonuclarini dusunmek bile istemem… Simdi bir de PKK ye bakalim… Gerci simdilerde PKK teroru yavasladi ama tamamen bittigi soylenemez. 1984-1999 arasinda 37.000 can alan hirs, acaba Kurtce egitimden sonra ne safhaya gelir? Bunu sormak Turkiye’nin en dogal hakki. Iste burada da 13-16 yillik uygar egitim devreye giriyor. Egitimin nasil duzenleyici, birlestirici oldugunu yukarida oglumdan ornek vererek anlatmaya calistim… Uygar degerlerle bezenmis iyi egitilmis kimseler silaha basvurmadan farkliliklarini hosgorerek birarada yasayabilirler… Isi gucu olan, cocuklarinin egitim, ailesinin saglik, toplumunun kultur sorunlari hallomus bir insan neden silaha sarilsin? Neden? Ben neden Amerika’ya geldim? Ekonomik nedenlerle… Ekonomim iyi olsaydi herhalde Turkiye’mde yasamayi tercih ederdim. Guneydogulu da ekonomisi iyi olursa bir yere gitmek zorunda kalmaz. Is, as, okul, saglik sorunlari yoksa daga cikmaz, cikana yardim etmez… Bilakis, vatanina baglanir… Bakin Amerikan yonetimindeki Hispanic’lere… hepsi Amerika’nin cikarlarini sonuna kadar savunan insanlar… Bakin Amerikan silahli kuvvetlerine… Hispanic’ler, Asyalilar, Afrikalilar… Ama hepsini birlestiren bir “Amerikan Vatandasligi” olayi var. Birbirlerini sevmeyebilirler (ki bunun sayilamayacak kadar fazla ornegini bizzat gordum) ama kimse kimsenin demokratik haklarina tecavuz etmiyor, cunku yasalar cok acik. Iste butun bunlara dayanarak diyorum ki, Turkiye’de haklari anayasa tarafindan korunan, ama gorev ve sorumluluklari (vergi, askerlik, vs) da esit olarak paylasilan, yasalar onunde tamamen esit bir “anayasal vatandaslik” kavrami cok iyi oturtulursa, Turkiye’de Kurtce egitim de televizyon da serbest olablir ve inaniyorum ki bunlara fazla ragbet de olmaz. Amerika’da 200 lisan konusuluyor; yuzlerce TV ve radyo istasyonu yabanci dillerde etnik yayinlar yapiyorlar. Etnik gazeteler, kitaplar, ve hatta dokumanter filmler de cabasi… Ama en popular 10 kanal icinde bir tek Ingilzce olmayan bulamazsiniz… Yani Amerika’lilarin neredeyse tamamina yakin bir bolumu bu “etniklere” ragbet etmiyor… Etnikler serbest… Kurulmuslar da… Ama musterisi az… Alin iste size bu isin carpici dokumu… Dogu ve Guneydogu Anadolu bolgesinin feodal yapisinin farkindayim. Yuzyillarca uygulanan asiret sisteminin bir hafta sonunda yikilmayacagini biliyorum. Kendini kul olarak goren insanin burada anlatilanlari anlamayacagini veya istismar edebilecegini de taktir ederim. Isin zorluklari bunlar… Ama obur tarafta da egitim sactigi isik var… Internet var… Uzay ve uydular var… Teknoloji var… Uygarliklarin 2000 senede ulastigi asamaya 5-10 yilda ulasma olanaklari var…Yani dunle bugun kiyasiya kapisir, sonucta yarin kazanir… Ozet bu. Anayasal vatandaslik kavramini iyice anlayip, anlatip, oturttuktan sonra isteyen istedigi lisanda egitim ve yayin yapabilir. Bu kavramda zaten vatandaslarin hepsinin hak ve fırsat eşitliğine sahip oldugu acikca belirtiliyor. Dikkat ederseniz anayasada din, mezhep ve ırka göre ayırım yapilmıyor. Anayasa bu farkliliklarin üstüne cikmis. Buna karşılık sorumlulukta da eşitlik var: vergi verilecek, askerlik yapilacak, ve Turkiye’mizin laik, demokratik, hukuki yapisina saygı gösterilecek ve bölünmez bütünlüğü korunacak. Bunları yapanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır, Türk milletinin ferdidir. Turk-Kurt ayirimi yoktur. Adam bunlarin hepsine uyuyorsa ama kendine Kurt diyorsa, desin varsin. Kime zarari var ki? Ancak is Kurt milliyetciligine kacarsa bu ahenk haliyle bozulur. O zaman Turkiye Cumhuriyeti’nin en mesru hakki olan kendini savunma hakki devreye girer. PKK ve Hizbullah’in carptigi kaya iste budur. Biri irk oburu din esasina dayali Kurt milliyetciligi guttu, sonlari fena oldu. Ikisi de anayasal vatandasligi anlayamadi. Cocuguna Kurtce isim koymaya calisan ve bu yolda bir hukuk savasi vererek sonunda kazanan o gosterissiz koylu baba kadar akilli ve uygar olamadilar…Korumasiz insanlari iskence ile oldurup devlet kurabileceklerini zannettiler. Gerekli dersleri aldilar. Halbuki bunlarin hicbirine gerek yoktu. Sorunlari yargi ve yasama ile duzeltmek mumkundu ama denenmemisti… O halde, hukuk cercevesi zorlanmadikca kimse Turkce olmayan egitim ve yayina karismaz. Ama yasalara uyulmazsa o zaman is hukuka yansir. Siddete kesinlikle yer verilmez. Yasal kurumlar yasalar cercevesinde derhal geregini yapar. Boyle bir ortamda, zaten siddete gereksinme olmaz. Butun bunlar gelisen buyuyen ekonomi ile yanyana yurutulur. Cunku asi, isi, okulu, sagligi, gelecegi, varligi, umitleri olan insanlar oyle daga cikip silaha sarilmaz. Is donup dolasip butun bu kavramlarin anlatilmasina, ogretilmesine, uygulmasina yani “egitime’ dayaniyor. Iste egitim gene karsimiza cikti… Ancak yine de Güneydoğu'da yoksulluk ve issizlik hukum surerken anayasal vatandaslik kavramini oturtmanin bir anlami yok. Baslatilacak egitim seferberligi yaninda bolgesel bir koordineli kalkinma planini devreye sokmak gerekir. Ancak bu sekilde Hizbela ve PKK bataklıklari kurutulabilir. Bolgeye yatirima tesvik, krediye kolaylik, ticarete ve ihracata destek, yatirimciya burokratik kolaylik (tek belge sistemi) bolge ekonomisine canlilik getirecektir. Bunlar oyle atla katir olaylar da degildir. Ankara’nin koordineli ve akilli kararlar almasi ile kolayca yapilabilecek seylerdir. Un ve seker vardir da, helva yapacak olana golge etmemeyi saglamak gerekir. Yatirmcinin onunu acmak isin yarisidir. Yaratilacak momentum ile yeni Urfa mucizeleri pespese gelebilecek ve bolge en sonunda gercek refaha ulasabilecektir. Sonuc: Ekonomisi iyilestirilmis ve anayasal vatandaslik kavrami iyi oturtulmus bir ortamda, yasalar cercevesinde kalarak, her turlu dilde egitim ve her turlu yayin mumkundur. Selamlar ve sevgiler, Ergun Kirlikovali 6 Mart 2000 (devam edecek) © COPYRIGHT 1996-2000, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |