![]() |
INTROSPECTIVE - Burak Rende _____________________________ |
Luxembourg'dan Sonra Neler Oldu? 5 Mart 1998 Luxembourg'da cikan kararin bize karsi haksizlik oldugunu herkese yakiniyoruz hala. En cok ta kendimize yakiniyoruz. Butun bu sikayetlerin arasinda bende toplumumuzun Avrupa Birligini yapisini, degerlerini ve herseyden once ortak "siyasal kulturunu" anlayamamasindan sikayetcigim. Eger bu topluluga Turkiye katilmak istiyorsa Turkiye kendisini bu degerlere es getirmelidir. Kaybedecek hic bir seyimiz yok tam tersine kazanacak bir cok seyimiz var. Demirel'in Ispanya ziyaretinde en son Ispanyollar'a sikayette bulunduk. Luxembourg'ta yapilan haksizligi duzeltin diye yakinmada bulunmusuz. Luxembourg'dan sonra iliskiler biraz sogudu gibi Avrupa ile. Cunku cikan karari begenmedik. Turkiye'nin AB'ye girmesine en buyuk etkenler belli: Demokrasi sorunu ile alakali olarak Kurt Meselesi ve Insan Haklari problemi, Yunanistan ile iliskiler ve cozulemeyen Kibris sorunu. Turkiye'nin katilmak icin ne cabalar gosterip gostermedigine bakmadan once son yillardan beri Avrupa'nin Turkiye icin nasil bir zemin hazirladigini ve bu zemini nasil daha genis tabanli yapmaya calistigini bir gozden gecirmek gerekir. Sonra da Turkiye'nin neler yaptigina bir bakarak Luxembourg'dan cikan kararin belki daha iyi bir analizini yapabiliriz. Turkiye'nin dis politikasi belli. Fakat her cikan karardan sonra biraz da isin icine gurur'umuzu katmaktan cekinmiyoruz. Ulkemizdeki bazi ortamlarda bahsedilen konulardan biriside Avrupalinin Turkiye'yi begenmemesi ve ayricalik yaptigi. Ozellikle din yuzunden. Bir cok yerdeki ortak gorus te "Avrupa Turkiye'yi istemiyor, istemez de" yaklasimi. Bu tamamen yanlis bir kani. Herseyden once AB' nin ortak dis politikasi, ozellikle Maastricht Anlasmasindan sonra, Turkiye'yi Avrupa'ya integre etme yonunde olmustur. Maastricht'ten once Ingilitere baskanliginda Disisleri Sekreteri Hurd'un girisimleri ile Turkiye'yi Avrupa'ya hazirlayacak bir zemin hazirlama girisimi baslatilmistir. Simdi egriye egri dogruya dogru degip yigidin hakkini vermek gerekir. Turkiye'yi Avrupa'ya hazirlama zemini kararini anlamamiz gerekir. Ozellikle Luxembourg'dan sonra basbakan Mesut Yilmaz'in bile isaret ettigi Turkiye'nin musluman bir ulke oldugu konusu Turk medyasinda materyal olarak kullanilmis medya ve kamunun Avrupaya kusmesi saglanmistir. Asil problem Turkiye'nin musluman olmasi degil fakat Turkiye toplumunun demokratik bir siyasal kulture (ve buna bagli olarak demokratik bir ekonomik ve sosyal kulture) sahip olmasi yerine, her demokratiklesme adina atilan adimdan sonra siyasal kulturun daha cok Islami (ve buna bagli olarak Islami ekonomik ve sosyal ) bir siyasal kulture kaydigi noktasidir. Bu sekilde atilan adimlar demokrasi ve Laikligi tamamen tehdit edici ve Avrupali icin de korkunc bir senaryodur. Avrupa bunun sikintisini gectigimiz yuzyillarda kanli bir sekilde yasadi ve ayni kani tekrar gormek istemiyor. Bunun adi 'siyasal kultur'dur. Turk toplumunun bunu anlamasi ve duyarli olmasi gerekmektedir. Hurd'un girisimleri gercekten kayda deger. AB nin bu girisimleri tabii ki kendi cikari cercevesi icerisinde. Kapilarinda buyuk bir market, demokratik ve alim gucu yuksek olan uretken bir komsu olursa Turkiye'nin bu toplumda olmamasi icin bir sebep yok. Fakat boyle bir toplumsal yapinin gercekten kazandirilmasi gerekiyor. Demirel'in Ispanya ziyaretinde Ispanya'nin nasil demokratiklestigi ve zenginlestigini dinlerken Turkiye hakkinda neler soyledigini merak ediyorum dogrusu. Olaganustu hal ve Kurt meselesine ufukta 'gorunmeyen' siyasi ve demokratik cozum, Islami siyasetin hortlayip toplumu kamplara bolmesi, insan haklari problemi derken Turkiye bu konulara Avrupa'ya katilmak icin degil kendisi icin el atmalidir. Turkiye'nin bu konulara el atip cozmesi sadece Avrupanin ilgi cercevesinde degil fakat AB-Turkiye iliskilerini zorlayan Yunanistan'in da isine yaramaktadir. Daha once Yunanistan'in ulusal dis politikasinin AB de nasil etkili oldugunu yazmistim. Fakat demokratik ve ^Qsavas tehtidinde' bulunmayan bir Turkiye'nin tamamen Yunanistan'in yararinadir. Yeni nesil politikacilarda bunun anlayisi icerisinde. Fakat PASOK'un uzun yillardir ofiste oldugu dusunulup Papandreou era'sininda yeni gectigini aklimizda tutmamiz gerekiyor. Yunanistan kamuoyu tam olarak anlamasa bile elit kesim ve akademikler Turkiyenin bolgesel siyasi ve askeri guc oldugu ve ekonomik alanda da buyuk potansiyelden yararlanabilecegi ve hatta isbirligi icerisinde olan bir Turkiye-Yunanistan'in dogu Akdeniz ve guney Avrupa'da ne kadar etkili olabilecegi gorusundeler. Avrupa Turkiye'nin sorunlarini cozmesini istiyor. Demokratiklesme olursa ozellikle Kurt sorunu gibi meseleler ortadan kalkacak. AB'nin uluslararasi politikada etkili olan devletleri (Londra, Paris, Bonn, Madrid) Turkiye'nin PKK sorunu ve Kurt meselesinde Turk hukumetleri ile daha iyi bir iliski icerisindeler. Fakat kucuk devletler 'insan haklari' cercevesinde Turkiye'nin yakasini birakmayacaklardir. Cunku bu devletlerin bireysel alanda Turkiye ile ne ticaret alaninda ne de stratejik askeri alanda buyuk cikarlari yoktur (Fransa, Almanya, Ispanya ve Britanya ya oranla). Bu sebepdendir ki Hurd'un ilk olarak ortaya attigi Turkiye ile 'ozel bir iliski' kurulmasi fikri Turkiye icin bir zemin hazirlamanin yaninda Turkiye'nin kullanmasi gereken bir platform olmasinin yaninda ayni zamanda Turkiye'nin dis politikasini Avrupa da aciklayabilecegi iyi bir firsattir. AB' nin ortak dis politikasi suregelirken donem baskanlarinin bu dis politikayi yonlendirmede buyuk paylari var. Buyuk devletlerin Yunan baskanligi sirasinda AB-Turkiye iliskilerinin bozulmasina karsi Almanya-Ingiltere ve Turkiye dis isleri bakanlar duzeyinde iliskiler kurmus ve Fransa'yi da bu oturumlara surekli dahil etmis ve dis politikalarinda Yunanistan'in Turkiye ile iliskileri yuzunden ortaya cikacak puruzleri kontrol altina almistir. Gecen ay Blair Clinton'u uzun ziyaretinde iki lider Turkiye'nin yerinin Avrupa da oldugunu vurgulamis, gazetecilerin Avrupanin genislemesi sureci ile ilgili sorularina yanitlarda-ozellikle dikkat ettim, sorulmadigi halde- Turkiye'nin AB'ye girebilecek duzeye getirilmesi icin AB uylerinin calisacagini ve Turkiye'nin de bu yolda ilerlemesi halinde AB ye girecegini vurgulamistir. Butun bunlara eklenecek daha bir cok ornek getirebilirim fakat konu bu degil. Asil konu Turkiye'nin dis politikasi. Dis politikadan once bu politikayi olagetiren ic politika ve Turkiye nin ic durumu cok onemli. Avrupanin Turkiyeyi Avrupa da gormek istedigi acik. Uzun donemde dememizin sebebi Turkiye'nin transformasyonunun kisa almayacagini herkesin bilmesi. Buna anlayisli olmaliyiz. Avrupa ayni zamanda ulusal duzeyde kendi siyasetini ayarlamak durumunda. Ornek olarak Helmut Kohl'un Eylul ayindaki secimler icin Turkiye kartini nasil Avrupa masasinda kullandigindan bahsetmistim onceki yazimda. Turkiye nin bunu da anlayisla karsilamasi gerekir. Avrupa'nin bu cabalari yaninda birde Turkiye'nin cabalarina bakmak gerekir: Kurt meselesinde herhangi bir adim atilamiyor. Demokrasi hala buyuk bir sorgulama
icerisinde. 8 yillik egitim konusu gecirildi fakat turban konusu hortladi, Islami
cevrelerin ne yapacaklari belli degil. Ozellikle parti kapatilma olayini dusunursek ve bu
parti parlamentodaki en cok koltuga sahip olan parti halinde ise. Demokrasinin bir yasam bicimi olduguna kendimizi bir turlu getiremiyoruz. Insan haklari deyip, demokrasiyi arac olarak kullanip din devleti amaclarina ulasmaya calisanlar 'Insan Haklari Bildirgesinden' istedikleri maddeleri alip istemediklerini cope atiyorlar. Kendilerini laik olarak ilan edenler demokratik Turkiye isterken insan hakki olan dil, kultur ve irk ayrimciligi yapmanin demokrasiye nasil sigacaginin aciklamasini bile yapamiyorlar. Kibris'ta durum daha da uc noktalara giderken Kibris halki arasinda bolunmeye hizla devam ediyor. Adanin tamamen demografik yapisinin degistirilmesi ve Turk asiri milliyetciliginin adaya ihraci duruma yardim etmezken Turk siyasi kulturu de adaya tasiniyor. Kisacasi durum bessene onceki ile ayni, Luxembourg'dan itibaren de herhangi bir adim atilmisdegil. Butun bunlarin bilancosu karsimiza cikarilinca 'Turkiye'nin ic meselelerine nasil karisirsiniz?' diye ortaligi ayaga kaldiriyor Luxembourg'da yapilan 'haksizligin' duzeltilmesini istiyoruz. Bu sirada son bes senede Avrupa ulusal dengelerden ^QUluslarustu bir Dengeye' yaklasip ic islerini entegre edip harita icerisindeki sinirlari biraz daha belirsiz hale getirmeyi basariyor. Zaten Turk toplumu olarak buna tamamen karsi isek, Avrupa'nin standardlarini begenmiyor isek, Turkiye'de olanlar Avrupali'yi ilgilendirmeyecekse AB ye nicin girme hevesindeyiz? Luxembourg'da yapilan eger gercekten bir haksizlik ise Turkiye Avrupa'yi utandirmali ve bir takim adimlar atmalidir. Avrupa bu 'haksizligi' duzeltmeden once Turkiye'nin yillardir ellerini atmasi gerektigi bu konulara ne zaman cozum getirecegini merak ediyorum. Bence Avrupa'da merak ediyor. Luxembourg'da haksizlik yapilmadi. Her zirvede oldugu gibi Turkiye'den cok bahsedildi ama Turklerin tarafindan bir adim atilmadigi apacik ortada oldugu icin Turkiye'yi utandirmadan bir teklif getirilmek istendi. Top Turkiye'nin sahasindadir. 21. yy.la girerken cehremiz iyi gorunmuyor. Dunya birbirine bolgesel sekilde entegre olurken ortada kalmak istemiyorsak elimizi cabuk tutmali ve sosyal sorunlari cozup demokratiklesme surecine girmeliyiz. Ondan sonra gelecek Avrupa zirvelerinde Turkiye hak ettigi yerini alacaktir. © COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |