|
Aydan ile Mehmet Binay, Agustos ayinda Çanakkale/Bigada görüstü. Bu çalismayi sizlere iki yazarimizin uzun sohbetlerinden derlenmis bir özet olarak sunuyoruz. |
| MEHMET: Merhaba Aydan! Bir
seneyi askin bir süredir Turkiye Net ekibi içindesin.
Anadolunun bu sirin kasabasindan hayatin ve
insanlarla ilgili izlenimlerini Turkiye Net üzerinden
dünya üzerinde dört bir kitada yasayan ve Türk dilini
konusan okuyucularina aktariyorsun. Öncelikle kim
oldugunu anlat bize. Sen yasadigin yerde "Eczaci
Aydan Hanim" olarak taniniyorsun. ilk olarak
"Eczaci" terimi var, ki bu meslek sahibi bir
insani temsil ediyor. Bir de "Hanim" var; bu da
toplumda yer etmis birisi olmayi cinsel ayrimi da
"Hanim" ile belirginlestirerek ifade ediyor.
Ünvanlarina bir de bunlari küçük bir Anadolu
kasabasinda yasamanin kattiklari var. Bu üçlü,
"Kadin Olmak" "Meslegi Olan Birisi
Olmak" ve "Kasabada Yasamak" bir araya
geldiginde sana toplumsal bir yer kazandiriyor. Bu da
tabii seni olusturup, seni ifade ediyor. Bunlarin
ötesinde de kimdir "Aydan"? AYDAN: Bigada eczaciyim. Annelikte, evlilikte, eczacilikta,.. hiç bu rolleri hissederek yasamadim. Bunlarin birbirlerine geçislerini hiç hissetmedim. O yüzden kasabada eczaci hanim olmayi çok geç hissettim. Bu rollerin ayrimini yapmayi sevmiyorum. "Eczaci olmam gerekir diye böyle bir sey yapayim...", "Anneyim diye bunu yapayim", "Evli kadinim diye baska bir sey yapayim" gibi hareket etmiyorum. Tabii bu hayat felsefesinden dolayi yüklemleri de biniyor üzerime. Sonra da bunlarin yoran kisimlarini çok da topluma uyarak olmasa da budamaya basliyorum. Ve daha göze batmayan, daha eczaci hanim gibi, anne, es gibi olmaya basliyorum. Çünkü bir de hiçbir kimligi haketmemis Aydani hak etmediklerini düsünmeye basliyorum. Onun için geriye çekilip bu kimlikleri oynuyorum. Aslinda çocuklugumuzda çok cinsiyetsiz büyütüldük bizler. Annem, babam beni ve kardesimi böyle büyüttü. Bu bizim ailemize özgü bir seydi. insanlarin tümünü cinsiyet ayrimi yapmadan ayni dostluk, ayni yakinlikta hissettiginiz anda küçük bir kasabanin bindirdigi yüklemlerin agirligi insani seneler sonra yormaya basliyor. Ne kadar umursamiyorum deseniz de, bakis açiniza güvenseniz de yoruyor insani bir yerde. Bunun is hayatinda bir zarari yok da, kisisel huzur açisindan zarari var. MEHMET: Bigada, bu Anadolu kasabasinda dogup, büyüdün. Fakat bir dönem yüksek ögretimin için ayrildin buradan. istersen o dönemini anlat bize. AYDAN: Sadece Ankarada okudugum dönemde Bigadan ayrildim. Orada da Bigada aynen nasilsam öyle devam ettim kendime. insanlar Bigayi merak ederek, sanki baska bir yerde büyümüs olmam gerektigini dusunduler. Neresi bu Biga diye hep merak ederek dinlediler anlattiklarimi. Aslinda belki de gonlu acik ve evrensel bir dille herkese yaklasman yeterliydi baglantiyi kurmak icin. Orada da cok ilginc seyler oluyordu. Fakultedeki bayan arkadaslarimin bir kismi, "Bizler kolejlerde okuduk ama ilgi sana yonelik, hem de cok arkadasca bir ilgi bu. Nedir nedeni bunun boyle?!" diye hayiflaniyorlardi. Mumkun olsa guzel bile degilsin diyecekler J . Tabii insani cok sevdik, babam cok sevdirdi. Hep insan temasi uzerine buyuduk. MEHMET: Bu tabii kucuk yerlerin getirdigi bir ozellik olsa gerek. Insanlarla icice yasama imkanina sahiptin Bigada. Buyuk sehirlerde durum cok farkli. AYDAN: Insanlarla yasadim ama kendi kucuk ailemde cekirdek bir aileydik. Annem, babam ve kardesimle yasiyordum. Asil kalabalik yakin cevremdeydi ve babaanneler, anneanneler buyuk bir evde beraber icice buyumedim. Cok buyuk ozlemle onlari izleyerek buyudum. O buyuk aileler bana cok daha cekici geliyordu. Belki de izleyiciligim orada gelisti. MEHMET: O zaman o kucuk tasra kasabasinin klasik yasayis biciminin biraz disindaydin, daha sinirlar icindeydin. AYDAN: Evet, kasabanin icinden kasabayi izleyen biri gibiydim. Gozlemek dusuyordu bana. Zaten hep bize de misafir gelsin isterdim ama hic gelmezdi. |
|||||||||
| "Siz kusurlarinizi itiraf
ettiginiz anda tum engeller, tum ortuler atiliyor
uzerimizden. Ve asla elestirerek baslamiyorum. Kusur,
gunah, bunlari gormuyorum ilk basta. O zaman da hizla
size akmaya basliyor toplumun ve insanlarin en gizli, en
ortulu yanlari. En uzak insanlarin en kapali iliskilerini
inceleyebiliyorsunuz. Ki asla sizi, "Aman bu sende
kalsin!" diye uyarmiyorlar, cunku ben de onlara
sirlarimi vermisim." |
MEHMET: Gozlemcilige devam
ediyorsun. Peki izlediklerini ne zaman, nasil aktarmaya
basladin etrafindaki insanlara? AYDAN: Onceleri komik olaylar, carpici seyler gibi anlatiyordum. Eczane sohbetleri gibi basladi. Disaridan gelen konuk arkadaslarima Bigayi, insanlarini anlatiyordum. Fakat anlatma ve gozlemin birlikteligi kendimi elestirebildigim anda yogunlasti. Kritik bir gozle cevreye bakiyordum, ayni projektoru kendime yonelttim. Ve bana karsi da soylenebilecek o kadar cok sey vardi ki O zaman goreceli dusunmeye basladim. "Ona gore ben neyim?" sorusunu sormaya basladim. Bu soruyu aile iliskilerinde de kendime yonelttim, cocuk bakiminda da, temizlik yaparken de. Iste insan kendisini baskalarini elestirdigi eylemlerde izlediginde hem kendisine faydali oluyor hem de etrafina daha yakinlasiyor. Ve ondan sonra daha cok dostlarim olmaya basladi. Onlara bazi hikayeler anlatirken birbirimizi konustugumuz icin, elestirdigim seyleri degistirme istegi sundugumda aykiri kacmiyordu, cunku hepimiz sucluyduk. Oyle akil verici bir pozisyonda degil de, "Bak benim kusurlarim bunlar, ortaya dokuyorum hadi sen de seninkileri bir dok suraya". MEHMET: Ve o zaman herhalde gercek anlamda paylasma basliyor degil mi? AYDAN: Evet, iste o zaman inanilmaz hikayeler ogreniyorum. Siz kusurlarinizi itiraf ettiginiz anda tum engeller, tum ortuler atiliyor uzerimizden. Ve asla elestirerek baslamiyorum. Kusur, gunah, bunlari gormuyorum ilk basta. O zaman da hizla size akmaya basliyor toplumun ve insanlarin en gizli, en ortulu yanlari. En uzak insanlarin en kapali iliskilerini inceleyebiliyorsunuz. Ki asla sizi, "Aman bu sende kalsin!" diye uyarmiyorlar, cunku ben de onlara sirlarimi vermisim. Onlarin da elinde bir koz oluyor. Ben onu isteyerek eslik ediyorum. Aslinda ben o kozu ona verirken zaten ruhumda desifre ettigimi vermis oluyorum. Fakat karsimdaki icin yine de cok buyuk bir sir o. Aslinda biraz bilincli olarak dunyalarina giriyorum belki de. Cocuklugumda bu daha kuvvetli bir istekti. MEHMET: Peki simdi oyle degil mi? Simdi dunyalarina girmiyor musun insanlarin? AYDAN: Evet, simdi de giriyorum ama cocuklukta daha cok bir tur calmacaydi bu. Yasak bir seydi, cig bir merakti. Simdi daha herkes iyi olsun, daha cok farketsin kendisiyle ve etrafiyla ilgili gercekleri diye dusunuyorum. MEHMET: Bir zaman sonra bunlari yazmaya basladin ama oldukca gec basladin buna. Daha onceden sana yazman, anlatman, kisacasi tum izlenimlerini anlatma sanatina dokmen gerektigini soyleyen olmadi mi? AYDAN: Psikolog, ogretim uyesi arkadaslarima anlattigimda etkileniyorlardi. Hatta anlattigim bazi hikayeleri akademik cevrelerinde kullaniyorlarmis. Ama yazmasi daha zordu bunlari. Neden zor oldugunu dusundum son zamanlarda. Neden bu kadar gec oldu diye. Sanirim cok aceleciyim. Yazarkenki coskum aninda hemen herseyi anlatayim ve bitsin gibidir. Cok insanlarin vaktini almayayim gibi bir kaygim var her zaman. Pazarladigim urun insanlarin vaktini almayi hak ediyor mu gibi bir soru isareti var kafamda. Bunun dogrudan benimle de alakasi var. Uzun yazilari okumayi sevmiyorum. Mesela cok hos bir kose yazisi okudugumda yarim birakirim, bunun tadi bitmesin sonra bitiririm diye. Pastasini ayiran cocuklara benzetiyorum kendimi. iste oyle keyifle okuyorum. Ama yine de okuma sabrim yok, yazma sabrim da yok tabii. |
||||||||
| "Ben
camasir asmasini cok severdim. Ve sonra neden bunu
yapiyorum, bunu yapacagima kitap okuyayim diye dusundum.
Bir zaman sonra erkek bir yazarin kitabini okurken,
camasir asmaya bayilirim diye bir yorum gordum. Bir erkek
anisini yazmisti. Sonra insan sevdigi seyleri neden
feministlik adina iter diye dusunmeye basladim. Neden
keyif aliyorsam ona inanarak yapmaya karar verdim.
Camasir, bulasik, yemek, vs. Biri birini yok etmemeli
bence."
|
MEHMET: istersen kucuk
kasaba olayini biraz irdeleyelim. Her yerde gordugumuz
insan iliskileri orada da var. Fakat farkli dile
getirilisleri var. Ben, senin yazilarini okurken ya da
sohbetlerine kulak astigimda sende bir Duygu Asena
feminizmi gormuyorum. Ama yine de oturusmus hayat
stillerine ve bazi degerlere karsi bir tur baskaldiris da
var. Seni bir cetvele yerlestirmem gerektiginde feminizm
ile muhafazakar yasam anlayisinin arasinda uzlasmis bir
noktada goruyorum. Sana gore gecmis-bugun ve gelecek
yasam tarzlarinin sentezi nedir? Okuyucularin sana nasil
tepkiler veriyorlar? AYDAN: Aslinda cok sert tepkiler geliyor. Cok feminist misim gibi... Cok iyimser oldugumu soyleyenler de var. Aslinda ben dogrusunu soylemem gerekirse 20.yuzyilin feminizmine biraz teyet gectim. O daha radikaldi... Ben camasir asmasini cok severdim. Ve sonra neden bunu yapiyorum, bunu yapacagima kitap okuyayim diye dusundum. Bir zaman sonra erkek bir yazarin kitabini okurken, camasir asmaya bayilirim diye bir yorum gordum. Bir erkek anisini yazmisti. Sonra insan sevdigi seyleri neden feministlik adina iter diye dusunmeye basladim. Neden keyif aliyorsam ona inanarak yapmaya karar verdim. Camasir, bulasik, yemek, vs. Biri birini yok etmemeli bence. Ve muhafazakarligin getirdigi disiplinin keyfi de var. Bize oyle yakinda kasabalar var ki deniz kenarinda; egitim eksik, muhafazakarlik da deniz kiyisi oldugu icin hizla iptal oluyor. Geriye sadece sort giymesini bilen bir genclik kaliyor. Havada asili kalmis gibi! Ne yeteri kadar cagdas, ne yeteri kadar anne, ne yeteri kadar calisan kadin. Ornegin muhafazakarliktan gelen kadin hic olmazsa geleneklerine bagli olarak kendi rolunu iyi oynuyor, alt nesile de onun devrettikleri istikrarli oluyor. Arada kalmis kisilikler ise bana gore "kitsch" denebilecek bir anlamsizlikta oluyor. Ne oldugu belli olmayan, hicbir rolu hak ederek oynayamayan... MEHMET: Peki sence bugunun Turkiye'sini boyle ifade edebilir misin? AYDAN: Butun sorun aslinda burada. Cok dogru bir degerlendirme yaptin. Butun sorun bugunun Turkiyesi'nde burada iste. Cagdaslik adina herseyi yiktigin anda geriye de sifir egitimi ya da yanlis egitimi koyarsan elimizde bir hic kaliyor. Varolani da yok ediyorsun, yerine koklu bir yenisini de koyamiyorsun. O zaman da bugunun Turkiyesi'ndeki sosyal, kulturel ve siyasi sorunlar ortaya cikiyor. Eger cok gerekli ise gelenekleri tatli yikislar da olabilir. Bana ODTU'den tanidigim aile dostumuz Prof. Mehmet Gurkaynak, "Sen isyerine sIk gidilmeyi gosterdin, seninle birlikte anneler kizlarini tezgahtar olarak calistirmayi artirdilar." derdi. Benden once de calisan bayanlar vardi ama hicbiri kapi disari cikmazlardi dukkanlarindan. Benim burada ozelligim neydi? Ben hicbir zaman muhafazakar anneleri, babalari, haciamcalari reddetmedim ve gonulden davrandim. Cunku onlar hakikaten bana ait birseyleri ifade ediyorlar. Asla "Size Ankara'dan bir bayan geliyor, ders verecek" gibisinden bir tavir takinmadim. Benim felsefem, 'Hadi hep beraber yasayalim'di. Ve bugun hele ki bu yaslarimda artik onlarin torunlari oldugu icin cok daha rahatlar. Torunlarina bile cok daha yumusaklar gibime geliyor. MEHMET: Ben, seni eczanende izledigimde soyle eczanenin kapisindan haykirarak karsi esnaf komsularini kahveye filan davet ederken goruyorum. AYDAN: Evet, ben boyle oldugumda onlar daha rahatlarmis gibime geliyor. MEHMET: Bize biraz da is ortamindan bahset. Erkek esnaf komsularini anlat biraz. Senin Yelpaze'deki kosenin girisinde hep duruyor o. Komsularinin eskiden hepsinin erkek oldugunu ama simdi yariya yakininin kadin esnaflardan olustugunu soyluyorsun. Bir degisim yasanmis degil mi? On senelik aslinda cok uzun gibi gorunmeyen bir surede bir degisim soz konusu. AYDAN: Cok degisti evet. Ozellikle ilk baslarda en cok urktugum bir erkek esnaf komsum vardi. 1984'de yalniz basima italya'ya gittigimde en cok onun tepki verecegini dusunmustum. "Oh be, helal olsun, hayalim oyle bir seydi. Sen yaptin ya..." demisti. O kadar cinsiyetsiz, icten bir konusmayi yapan 65-70 yasinda bir haci amcaydi. "Sen-Ben" diye konusuyordu. MEHMET: Peki digerleri nasil? Senin Sadirvan Mafyasi olarak adlandirdiklarin nasillar? Sadirvan Mafyasi'ndan basla istersen. AYDAN: Sadirvan Mafyasi'ni soyle anlatmak lazim. Biga'nin en hareketli carsi kisminda bir Sadirvan vardir ve oradaki esnaflar da en zenginleridir buranin. Yani Biga'nin oturusmus Burjuvasi. Aslinda bazen "Sen nasil adam oldun?!" gibi tepkilerle bile karsilastim. Sanki olmamam gerekiyormus gibi :-)). Onlar daha egitimsiz olmalarina ragmen elite olduklari icin, esnaflik ve para ancak onlarin hakki olabilir gibi bir inanclari vardir. Ben merkezde yine Bigali'yim ama esnaf bir ailenin kizi degilim. Ayrica da okudum ve daha sonra yeniden geldim Biga'ya. ilk baslarda istemediler. Sanki basarili olmamam gerekiyormus gibi davrandilar. Yok, basari derken parasal bir basari degil bu dedigim, sadece sosyal olarak kabul edilmek. Bu kabul gorme basarisi. Toplumda yer edinme. Bu savasta uzun sure bilinc altimdan mucadele ettigimi saniyorum. MEHMET: Savasin sonucu nedir? AYDAN: Cok iyi. Cunku hayir demeyi ogrendim ve bunu da kabul ettirdim. MEHMET: Peki kadinlarla iliskilerin nasil? AYDAN: Kadinlari cok seviyorum. Erkeklerden daha iyi anlasiyorum. Soyle anlatayim; kendi cinsimi daha cok seviyorum. Kadinlara karsi uygulanan bazi haksizliklarin bunda rolu var. Ama yine de bazen izliyorum; kimi kadin dergilerinde kadin redaktor kadin karikaturist calistirmiyor. Aslinda dogrusunu soylemek gerekirse aslinda kadin kadini korumuyor. Ozellikle ust duzey kadinlar icin gecerli bu. Benim cevremdeki kadinlarin bir cogu toplumsal olarak cok basarili, cok iddiali kadinlar degil. Belki onlari tasimak benim icin daha kolay. Kucumsemek anlaminda soylemiyorum sadece benimle yarismayacak tipte kadinlar daha cok etrafimda. Buyuk sehirlere gittigimde basarili is kadinlarina, toplumda karar mekanizmalarina yerlesmis kadinlara hayranlikla bakiyorum. Ama sunu da soylemeliyim. Kucuk yerlerdeki kadinlardan cok degerli evlatlar yetistirenler de, cok iyi yemek yapanlar da benim icin ayni degerde. Buradaki kadinlarin kendilerinden emin olmalarini istiyorum. Kendilerini daha cok sevmeliler. Kizlarina daha iyi davranmalilar. MEHMET: Peki kizlariyla iliskileri kotu mu? AYDAN: Evet, kotu. Cunku kizlarini ahlaksizlik damgasi yiyebilecekleri icin potansiyel bir gunah olarak goruyorlar. Kotu isim vurulma korkusu var annelerde. Ben de onlara, kendi genc kizliklarinda neler yaptiklarini hatirlatmaya calisiyorum. Eminim benden cok nefret ediyorlar ama geceleri daha rahat uyuduklarindan eminim. Biraz sivri konusuyorum galiba. Benden huzursuz oluyorlar. Bu konulari acma diyorlar. Ondan sonra da gelsene hadi anlatalim, cok hossun Aydan diyorlar. Kadinlari hic kirmiyorum. Buna genc kizlar da dahil. Genc kizlarin hep arkasinda oluyorum. Buralarda genc kizlarin dedikodusu bolca yapilir. Su gencin arkasindan kosturuyor, bununla konusuyor gibi. Asagilayici, birbirini yok edici suclamalarda bulunulur. Diyelim ki, cilginca bir genclik yasayan bir genc. Kiskanilacak, ofkelenilecek bir sey olmamali bunda. Doyasiya yasiyor ama nerelerde duracagini, neye toslayacagini insan zaten gorebiliyor. Ben kendi kendime Allah yolunu acik etsin, dilerim hatalarindan ogrenir diye dusunuyorum. Uyarmaya gerek duymuyorum. Uyarmaya inanmiyorum cunku insan hata yaptiginda ya da tehlike ile karsilastiginda o ilk saskinlik aninda kendi kendini korur genellikle. Herseyi yuklenmis, herseyi bilen kucuk kadinlar olmanin anlami yok. Bu erkek soyle yapar, su kadin boyledir, sunu der, bunu yapar... Saskinligin getirdigi naif bir savunma da vardir. Onu kucumsememeli. Hem karsi tarafi irkiltir hem de insanin kendini sarar. Gunah taslariyla cennete gidilir diye bir laf var. MEHMET: Kimden bu soz? AYDAN: Bilmiyorum ama iyi niyetle de cehenneme gidildigini biliyorum. |
||||||||
| "Ornegin Biga'da park vardir. Herkes aksamlari yazin parka gider. Esnaf aileler parka gitmez. Bizim donem icin soyluyorum. Ama memur ailelerin cocuklarini babalari ellerinden tutarak ve bir aile olarak parka goturmuslerdir. Sinema, park, dugun, vs. Aile kavrami sosyal da bir olgu ayni zamanda, sadece maddi ihtiyaclari saglayan birsey degil." | MEHMET: Peki Aydan,
kadin-erkek iliskileri ne durumda tasrada? AYDAN: Kotu... MEHMET: Ama cok kotumser bir yaklasim bu. Neden boyle goruyorsun? AYDAN: Cok ekonomik kaygilarla insanlar sariliyor birbirine. Mutlaka iyi yonleri vardir ama ornegin kimse hanimiyla beraberligini sorgulamiyor ki, hep baska erkeklerle yarisiyor. Kadin da baska kadinla yarisiyor. Esler cevreleriyle o kadar mesguller ki, donup birbirlerine bakmiyorlar. En iyi gorunen beraberliklerde bile esler sirt sirta vermisler cevreleriyle mucadele ediyorlar. Yine disariya karsi anlayacagin. Yuz yuze donen esler cok az var. El ele verdiler diye goruluyor ama sirt sirtalar, birbirlerini gormek icin yasamiyorlar. Evler, arabalar, cocuklar, iyi egitimler... Oyle gecip gidiyor hayat. Ama ozendigim cok guzel aileler de var. Kendi iclerinde cok basarili aileler de goruyorum. Cinsellikten, hastaliga kadar bir cok yuklem almalarina ragmen cok kaygisizca goturebiliyorlar beraberliklerini. Sorunlarini zamanla ve cevreleriyle yarismadan zamana yayarak cozumluyorlar. MEHMET: Peki bu turden aileler bunu modern olmaya calisarak mi, yoksa muhafazakar olmaya calisarak mi basariyorlar. Hangi tarzi uyguluyorlar? AYDAN: Genelde belirli kurallara uyuyorlar. Muhafazakar denilemez ama ailenin getirdigi bazi kurallari, birbirine bagliligi kesinlikle ihmal etmiyorlar. Aile olmanin getirdigi bazi prensipleri goz ardi etmiyorlar. Ama bu asla ne erkegin ne de kadinin baska insanlarla sohbetini kesecek bir engel degil. Bu eslere ayri ayri sordugumda soyle diyorlar, "Herkesle sohbeti, iliskiyi surdurebilir ama ben onun benimle oldugu zamanki yogunlugunu biliyorum, onu kaybetmedigimiz surece ve o yogunlugu benimle yakalamaya devam ettigi surece iliskimiz icin bir sorun gormuyorum." Hos davranan ve olabilen insanlara cok hayranim. Onlar kendi kaprisleri yuzunden dogrudan uzaklasmiyorlar. Kaprislerini yenebilmeli insan. Oyle olunca insan daha az yipraniyor. Bu tur ailelere baktigimda kucuk kasabada gozlemlemek daha da kolay oldugu icin nasil ortamlarda yetistiklerini cok net gorebiliyorum. Genellikle bir ust donemin memur ailelerinden geliyorlar. Daha duzenli, tam Ataturkcu donem. Aile, es, cocuklarla ilgilenilecek, gece sohbetleri yapilacak. Oralardan cikan bayanlar saglikli yuvalar kurabiliyorlar. Esnaf cocuklarinin bayanlari kotu. Korkunc ticari bir zihniyet var aile icinde de. Baba evden biraz uzaklastigi anda kadin da kendini kaybediyor. Kadin erkegi tanimamaya basliyor, nasil bir erkek sececeginden emin degil. Hayati boyunca aile babasini ornek olarak gorememis. Baba cunku evden uzakta olmus her zaman. Ornegin Biga'da park vardir. Herkes aksamlari yazin parka gider. Esnaf aileler parka gitmez. Bizim donem icin soyluyorum. Ama memur ailelerin cocuklarini babalari ellerinden tutarak ve bir aile olarak parka goturmuslerdir. Sinema, park, dugun, vs. Aile kavrami sosyal da bir olgu ayni zamanda, sadece maddi ihtiyaclari saglayan birsey degil. |
||||||||
| "Kasabada
nasil olursen, dunyanin her yerinde oyle oleceksin"
demis birisi. Sanki internet onu kolaylastirmis gibi
geliyor bana. Bak bu kasabada da hersey olabilir
gercegini tum dunya gorebiliyor. Bu nedenle cok
mutluyum."
|
MEHMET: istersen son olarak
biraz da aktualiteden konusalim. Gunumuz Turkiyesi'nden.
Su anda Turkiye'de bir yeni islam olgusu var. Siyasi bir
icerigi var. Tasrada nasil gelisti siyasi islam, nasil
etkiler yapti topluma, yasam bicimine? Ozellikle
seksenlerin sonundan itibaren. Senin iyi izledigin bir
donem bu. Biraz bu konuda dusuncelerini anlat bize. AYDAN: Cok baskisini hissetmiyoruz. Ama cocukluk arkadaslarimizin ve esnaf komuslarimizin bir cogu kutuplasmaya girdiler. Ama aramizdaki baglar cok eskilere, cocukluga kadar dayandigi icin siyasi polemige gitmiyoruz. MEHMET: O zaman sosyal baglari zayif toplum kesimlerinde ve ozellikle de sehirlerde siyasi kutuplasma daha cok kendini hissettiriyor oyleyse. AYDAN: Simdi hep dusunuyorum. Biz burada birbirimizi hep elestiriyoruz ve bunu bir espri ile yapiyoruz. Ve bakiyorum ne o benim eczanemden ilac almaktan vazgeciyor ne de ben onun lokantasinda yemek yemekten vazgeciyorum. Oyle espriler altinda ayri cizgilerde oldugumuz cikiyor ki ortaya bu ironiyi izlemekten zevk duyuyoruz. iste oyle bir vazgecilmeyislik var birbirimizden. MEHMET: O zaman senin simdi anlattigin cok saglikli bir toplum olsa gerek. AYDAN: Bazen hayal kuruyorum. Ola ki rejim degisti. Bu sohbeti devam ettirebilir miyiz acaba diye dusunuyorum kendi kendime. Bitse ne yaparlar? Aydan, hicbir zaman onlardan degildi. Tum guzel muhabbetimize ragmen ben onlarin karsilarindayim siyasi olarak. O sirada bana bakip ne yapacaklarini cok bilmek isterdim dogrusu. Ben laik kesimin hatalarini ustlenmek istemem... MEHMET: Laik degil misin? AYDAN: Su anki siyasi sahnedeki laik kavraminin icine uyduramiyorum kendimi. Cunku laiklik kavrami bozuldu ve bir tur ideoloji ve dogma haline geldi. Ve bana kalirsa bu gerginligi de karsilikli dogmalar yaratti. Laikler sanki soyle soyleniyorlar dincilere, "Oh biz buralarda ne kadar keyifliydik, siz de nereden ciktiniz, rahatimizi bozdunuz?!" Ve Kemalistler de bu grubun icinde. MEHMET: Ataturkculugu nasil goruyorsun? Sen Ataturkcu olarak buyudun. Aile ortamin Ataturkcuydu. AYDAN: Birseylerin degismesinin zamaninin geldigini dusunuyorum. Kalip ideolojileri kastediyorum. Bu ulkede solcu Ataturkculer, sagci Ataturkculer, islamci Ataturkculer var. Boyle birsey olabilir mi? Herkes Ataturkcu unvani altinda devam ediyor isine. Ben Ataturkculuk adina yapilanlardan cok rahatsizim. Olmasi gerektiginden cok daha politize edildi Ataturkculuk. Ben bireysellik taraftariyim ve bireylerin vatandas olarak yaptiklarini izliyorum Ataturkcu olduklari icin hatalarini gormemezlikten gelmek cok yanlis olur. ilk olarak insanlik ve ahlak kalitesi onemli benim icin. Daha sonrada istedigi bir siyasi gorusu savunabilir ama Dincilik ya da Ataturkculuk sapkasi altinda yapilan carpik seylere hayir diyorum. Bence bir toplum siyasi kimliklerden once sanatla, kulturle ve bilimle yukselmelidir oncelikle. Daha sonradan digerlerine gecmek daha kolay ve saglikli olur. Cetin Altan diyordu, "Cinsellikten kotuluge kadar hepsini edebiyatta desifre edebilirsen, gulup gecebilirsen o sirlarin tumune, bunlarin desarji da saglanmis olur." Mesela icinde sapikca duygular hisseden bir insan bu hislerini sinema, tiyarto, vs. gibi yerlerde gorme imkanina kavusursa yalnizliktan kurtulup, daha da radikal olma yolundan uzaklasabilir. Mesela kitap okumak nasil bir seydir?, kitap okurken benim gibi hissedenler varmis dersiniz. Yalnizligi asmaktir okumak bir anlamda. Ben mesela camasir asarken mutlu olan adami tanidim. Bana cok yardim etti bu. Birileriyle birseyleri paylasmak cok mutluluk verici birsey. Ve bunun araclari resim, edebiyat, tiyatro,.. Siyaset olmamali ilk asamada. Bir de Mehmet, oyle insanlar goruyorum ki, sinema izlerken mukemmeller. En anlasilmayacak noktalari gorup, anliyorlar. Ama gunluk yasamlarina bir kurus faydasi yok. Bu da hic anlayamadigim bir kesim. Bunu nasil beceriyorlar bilmiyorum. Hem o kadar etkilenip hem de "O baska, bu baska" diye goturen insanlara cok sasiriyorum. Freud bu tip insanlara, "Hayati onlara bir suflor soyluyormuscasina yasayanlar" diyor. iste ancak o sufloru basindan yok ettigin anda rahatlayabilirsin. Suflor belki de toplumsal hayatin sana dikte ettirdigi seyler, seni bazi kaliplara sokmaya calisan... Suflorsuz hayat sinemada var. Oldugu gibi gormemizi sagliyor. Birtakim insanlar da gunluk hayatlarina suflorleriyle baslamadan edemiyorlar MEHMET: Aydan su anda ne okuyorsun? AYDAN: Musevi bir yazarin kitabi. Amoz Oz, "Bir Kadini Tanimak". MEHMET: Bos zamanlarini nasil geciriyorsun? Sohbetlerden arta kalan zamanda. AYDAN: Odami temizlemekten, utu yapmaktan cok zevk aliyorum. Bana ait seylerle ugrasmayi cok seviyorum. Tekrar onlarla karsilasmaktan. Kirli olan herseyi temizlemekten. Onlari tekrar hayata donduruyormus gibi hissediyorum. Cok yorgun oldugum zamanlarda yanima kitaplarimi aliyorum veya birkac yazarim var gazetelerde, geceleri onlarla yazilarda bulusuyormus gibi oluyor. Sanki arkadaslarimla sohbet ediyormusum gibi hissediyorum. Benim icin yazarlarim benim komsularim. Onlari takip ediyorum gun be gun. MEHMET: Turkiye Net'le ve internet'le iliskine gelelim. internet yazari olman internet kullanicisi olmandan daha eski. AYDAN: Evet dogru, o yuzden okuyucularimin cogu benden vazgectiler. Arayip arayip bulamadilar. MEHMET: Bu o zaman bir cagri yerine geciyor demek ki. AYDAN: Evet, :-))) MEHMET: Belki yerel bir gazetede yazarliga baslaman daha normal olurdu. Burada yine de daha ozgursun degil mi? AYDAN: Artik ne kadar ozgur kalacagimi da bilemiyorum. Hizla internet kullanan Bigalilar artiyor, benim yazdigim hikayelerin oyunculari kim diye arastirmaya girisiyorlar. Bu isin sakasi tabii... "Kasabada nasil olursen, dunyanin her yerinde oyle oleceksin" demis birisi. Simdi hatirlayamiyacagim. Sanki internet onu kolaylastirmis gibi geliyor bana. Bak bu kasabada da hersey olabilir gercegini tum dunya gorebiliyor. Bu nedenle cok mutluyum. internet'de olan varolusumu biraz da cocukluguma benzetiyorum. Etraf cocuklugumda cok kalabalikti ama evimizin kapilari kapandiginda yalniz kalirdim, cekirdek ailemin icinde. internet'de de oyle. Cok kalabalik ama sen yine de kucucuk evindesin. Herseye ragmen. Kendi mekanimi internet'teki ozgurluge ve sinirsizliga ragmen koruyabilmem cok cekici geliyor bana. izin verdigim kadar, aslinda gercekte oldugu gibi. *** |
||||||||
© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)