kerban.gif (4542 bytes)

kerem5.jpg (47355 bytes)

 

 



Kerem Gorsev Homepage: http://www.turk.net/kgorsev
Kerem Gorsev E-mail: kgorsev@turk.net

Uluslararasi caz platformundaki gururumuz piyanist Kerem Gorsev (biyografi) ile 23 Nisan        gunu evinde, DKBT icin son derece keyifli ve samimi bir soylesi yaptik.

Kerem Gorsev gectigimiz uc bucuk ay boyunca New York’ta, besinci albumu "WARM AUTUMN’un" kayitlari ile mesguldu. Sonunda Turkiye’ye dondu ve simdi bu albumunu piyasaya surmeye hazirlaniyor. Bizler (Anil Suren & Kivanc Onder), albumu birinci elden dinledik ve hepinize siddetle tavsiye ediyoruz. Haziran ayinda muzik marketlerde olacak "Warm Autumn" ile Kerem Gorsev yine adindan cok soz ettirecege benziyor.

Birlikte calistigi muzisyenlerin hepsi, cazin demirbaslarindan, duayenlerinden... Iste size Kerem Gorsev parcalarini seslendiren WARM AUTUMN kadrosu:

           Kerem Gorsev        Piano
           Russell Gunn        Trumpet
           Jason Jackson        Trombon
           D. Allen Tenor           Saxaphone
           Eric Revis                Kontrbas
           Alvester Garnett        Drums
           Kahlil Kwame Bell      Percussion


Buyrun, Kerem Gorsev soylesimizi zevkle okuyun ve Kerem Gorsev’i daha yakindan taniyin, cazin o buyulu kokusunu icinize cekin…

Anil Süren & Kivanç Önder

 

Kivanc&Anil: Bizi evinize konuk ettiginiz icin cok tesekkurler. Caza olan ilginiz ne zaman ve nasil basladi?

Kerem Gorsev: Caza olan ilgi 1970’lerin sonunda basladi, dinleyerek. Turkiye’nin de zaten en buyuk sorunu caz calinmamasi, radyolarda cok az olmasi, televizyonlarda hic yapilmamasi. Ama ben, simdi on bes gun sonra PRIMA kanalinda "Kerem Gorsev ile Caz" diye bir programa basliyorum. Kendim sunuculugunu yapacagim, kendim hazirlayacagim. Studyo konuklari olacak, bendeki film arsivlerinden videolar gosterecegim ve cazi yaymaya calisacagiz. Cunku caz calina calina, dinlene dinlene yayilir, birdenbire olmaz. Zaten bugun Turkiye’de caz dinleyen insanlarin hemen hepsi aileden gelen bir aliskanlikla caz dinlerler, durup dururken kimse bu ortamda caz dinlemez.

Kivanc: Biraz da albumlerinizin genel yapisindan bahsedelim isterseniz. Benim farkedebildigim kadariyla caz yaparken melodiye onem veriyorsunuz. Bugune kadar dinledigim dort albumde de melodiler agirlikli olarak one cikiyor. Bunu yapmak icin ozel bir caba harciyor musunuz?

K.G: Her insanin bir kan dolasimi, kalp atisi, bir his ve duygu yapisi vardir. Bir de her insanin yasanmisliklarindan, hayat hikayelerinden cikan olaylar vardir. Bu bende muzige yansiyor. Ben klasik kokenli oldugum icin melodik ve armonik yapi onemli benim için. Ben cazin bazi tarzlarini sevmedigim gibi dinleyemiyorum da. Benim icin onemli olan, his ve duygularin melodik olarak anlatilmasi. Mesela bu en son New York’ta kaydettigim "Warm Autumn"da da yedi sekiz muzisyen biraraya geldik ve hepimiz duygu olarak birbirimizi anladik, daha dogrusu onlar benim anlatmak istedigim seyi yakaladilar hemen. Muzikte muhim olan, insanlari melodiyle anlatmak, insanlara anlatmak istediklerini tane tane sunabilmek, kafa karistirmamak. Progressive jazzdaki gibi bir oturusta haydi kaptirip calalim olayi degil yani. Insanlara hitap ederek anlatacaksin her seyi, birisine bir sey caldiktan sonra da o kisiyi dusundureceksin. Benim ruh yapim da buna musayitmis, boyle seyler cikiyor benden. Oyle ucukluk, kaciklik pesinde degilim. Ne arzu ediyorsam, onu yapiyorum. Arzu ettigim de melodinin anlasilir olmasi, melodinin altindaki armoniyle melodinin birbirine kaymak gibi yapismasi, ritmlerin de birbirlerini bir butun olarak insanlara sunmasi…Ben bunu hissediyorum; bunu yapmak icin calismiyorum. Hissettigim sey de zaten kendiliginden ortaya cikiyor, ozel bir caba gerekmiyor. Cazda bir seyi kesinlikle ugrasarak dikemezsin. Oyle tugla koy, fayans koy; insaat yapar gibi caz yapilmaz, ne hissediyorsan onu yaparsin. Mesela ben Bill Evans’tan muthis etkilenmis bir insanim. Bill Evans, Ravel ve Debussy’nin etkisinde kalmis bir cazcidir, ogretmenligi birakip caza girmistir ve benim dunyada en cok saygi duydugum cazcidir, ama bunun yaninda saygi duydugum bir cok cazci daha vardir. Bunlarin pek cogunu gidip defalarca dinledim, sohbet ettim. Onlarin da hepsinin bir dokunuslari, bir tarzlari var. Gozun kapali anliyorsun calanin kim oldugunu. Mesela bir Bill Evans’i anliyorsun, bir Tommy Flanagan’i hemen seciyorsun, bir Hank Jones bambaska bir dunya gibi, bir George Harring’i bloklarindan anliyorsun…Ben muzisyen oldugum icin, bunlari yakalamam zor degil, ama bunu anlayan insanlar da var. Hepsinin bir kisiligi var. Benim de boyle bir sey olmaya basladi. Bazilari diyor ki "Biz gormesek bile anliyoruz sizin caldiginizi". Bu beni mutlu ediyor, iste ben de bunun icin ugrasmiyorum ama boyle bir sey cikiyor. Ben muzik icin ugrasiyorum.

Anil: Hazir albümlerden bahsederken hemen sorayim. Turkiye’de studyo ve kayit olanaklarinda sorunlar olabiliyor, akustik kayit olanaklari cok sinirli. Siz nerede yapiyorsunuz kayitlarinizi?

K.G: Ben Turkiye’deki kayitlarimi Raks studyolarinda yapiyorum. Oraya, bir tane kuyruklu piyano aldirttik, konser piyanosu…Raks studyosu bugun dunyadaki sayili studyolardan biri. Oradaki teknoloji bugun Avrupa’daki, Amerika’daki pekcok studyonun daha uzerinde. Fakat bir eksigi var: Burada kayit yapan insanlar tamamen pop muzige adapte olmuslar, yani neye benziyor bu: Bir dolmus soforunun altina Maserati’yi verip "Haydi sen git bununla Grand Prix’ye katil…" demeye benziyor. Orada Schumacher o dolmus soforunu bir Lada ile bile gelip gecer. Ben en son albumum Warm Autumn’i New York’ta yaptim. Studyo 14.Cadde’de, sekizinci katta bir yer. Distan bakinca her tarafi dokuluyor, bakimsiz. Ama studyonun icine giriyorsun, duvarlara, tavanlara kadar her taraf ahsap kapli. Her turlu enstrumanin calacagi yer ayri, kapali, camekanli, karavan gibi bolmeler. Herkes ayri yerlerde caliyor ve tonmayster her gun caz kaydi yaptigi icin isi biliyor. Senin adama ne istedigini soylemen yetiyor. Ben mesela Warm Autumn’da 1955 ve 1965 devrinin soundunu istedim ve adamlar da yakaladilar bunu. Turkiye’de ise ben evimden CD’lerimi goturuyorum, dinleterek ne istedigimi anlatmaya calisiyorum, adam yapabildigi kadarini yapiyor, sonra yardimlasiyoruz. Cunku bu kalici bir seydir, aksi takdirde suclanan ben olurum. Zaten kotu bir sey olunca da ben, piyasaya surmem. Cunku sanat eserleri belgelenmis seyler, toplayamazsin geriye, dukkanlardan Cd’leri kaldiramazsin.

 

Kivanc: Neden Turkiye’de de, Amerika’da dinlendigi kadar caz dinlenmiyor; ya da neden caz dinleyen kesim Turkiye’de bu kadar kucuk?

K.G: Bir kere Amerika’da radyolarda bangir bangir caz caliyor. 24 saat sadece caz calan radyo kanallari var New York’ta mesela. Buralarda DJ’ler uc saatte bir degisiyor ve bu kanallar o kadar genis bir yelpazeye sahipler ki cogu zaman muzisyenleri, cazcilari bile egitiyorlar. Bunun disinda klupler cok onemli. Bugun New York’ta 150 tane caz klubu var ve bunlarin arasinda dunya capinda bilinenleri de var. Mesela Blue Note, Jazz Standards, Iridium…Bu kluplerde hep en kaliteli cazi dinliyoruz, diger kluplerde de, kan govdeyi goturen muzisyenler var, boyle yerlerde halk da o muzigi dinliyor, begeniyor, gidip CD’yi aliyor, bu is boyle yayiliyor. Tabii Amerika’daki muzik marketleri de bizdekilerden cok daha buyuk, her cesit var. Bizde bu endustri daha yeni yeni kendini gostermeye basliyor ama yine de yetersiz. Bizler icin en buyuk firsat, festivaller oluyor. Haziran’da basliyor simdi, Parliament Caz Fesivali, Istanbul Festivali, Akbank falan derken yazin uc-dort ay oldukca hareketli geciyor. Fakat yine de yeterli boyutlarda degil, iste bizler de kendi kulvarimizda caba veriyoruz, albumler yapiyoruz, ozel konserlere gidiyoruz ve cazi yaymaya calisiyoruz. Bu arada konser vermek de zor, sponsor bulmak zor olabiliyor.

Kivanc: Buna karsilik pop sektoru de aldi basini gidiyor.

K.G: Iste onlar da kultursuzluk, resmen etrafa mikrop saciyorlar. Kucucuk cocuklara aileleri televizyonda gobek attiriyor, sarki soyletiyorlar. O cocuga sen nasil caz dinleteceksin ki? Olmaz…

Anil: Cazdan baska dinlediginiz muzik turleri nelerdir?

K.G: (guluyor) Cazdan baska dinledigim muzik turleri var elbette ama cok degil. 1967’de konservatuara girdim, on sene kadar klasik muzik egitimi aldim. Fakat simdi cok nadiren, klasik muzik dinliyorum. Cunku benim dinledigim bazi cazlar zaten klasik gibi, mesela Bill Evans, Keith Jarrett…Bazen de kaliteli fusion dinlerim, acid jazz hic sevmem. Bir de yaylilarla olan cazi severim, film muzikleri falan mesela. Gecenlerde 7-8 Kasim’da (1997) Ataturk Kultur Merkezi’nde Istanbul Devlet Senfoni Orkestrasi ile konser verdim, klasikcilerle calistim orada.

Kivanc: Bir muzisyen olarak daha onceden hic tanimadiginiz veya cok az tanidiginiz muzisyenlerle calmak nasil bir duygu? Birbirinizin elektrigini nasil yakaliyabiliyorsunuz?

K.G: Tanimadigim bir muzisyen olabilir, ama o tanimadigim muzisyeni mutlaka bir arkadasim tavsiye etmistir bana. Bugune kadar tanimadigim iki adamla cikip calmadim hic. Mesela Eric Revis, New York’ta album kayitlarinda bana cok yardimi oldu; mesela Russell Gunn caldi, unlu trompetci; Jason Jackson caldi, unlu tromboncu; J.D Allen, Alvester Garnett caldi. Bunlar hep Amerika’nin onde gelen muzisyenleri ve hepsi de Eric’in (Revis) arkadaslariydi. Benim ruh yapimi da bildigi icin, kalkip da bana psikopat adamlar getirmiyor zaten. Amerika’da gercekten de cok iyi muzisyenler var. Fakat pek cogu deli olduklari icin veya uyusturucu yuzunden toplum disina itilmis tipler. Amerika’da dikkat ettigim kadariyla, yeni nesil muzisyenler hep temiz kafali insanlar. Dunyadaki bu buyuk muzik rekabetinden dolayi hepsi canli, diri olmak zorunda.

( Bu arada Kerem Gorsev’in Dalmacyali’si Bebop sohbetimize konuk olmak icin etrafimizda dolanmaya basladi ve de konu ister istemez Bebop’a geldi. )

K.G: Ben buna da (Bebop’a) bir parca yazdim New York’ta, son album icin: "His name is Bebop, 102nd", bir de klip cekildi bu parcaya. Ama oyle New York sokaklarinda ustu acik arabalarla, guzel kadinlarla degil, hakiki provalarda ve canli kayitta cekildi klip. Album ciktigi zaman televizyonlarda yayinlanacak.

Anil: Parcalariniz nasil ortaya cikiyor? Mesela Bebop icin parca yazarken tamamen Bebop’a mi yogunlasiyorsunuz; yoksa evde piyanonun basinda emprovize bir sey mi cikiyor?

K.G: Besteler bende hep uzun yasanmisliklardan ortaya cikiyor. Bebop benim cok iyi bir arkadasim. Ben New York’ta iken Bebop’i cok ozledim ve oturdum onun adina bir parca yazdim, klibini de cektik, albumde ikinci parca...

 

Kivanc: Warm Autumn’un kaydi icin ne kadar kaldiniz New York’ta?

K.G: New York’ta uc bucuk ay kaldim, kayit alti saatte bitti. Koskoca canli kayit sadece alti saat surdu. Bakma sen, burada (Turkiye’de) popcular giriyorlar studyoya, alti ay cikmiyorlar icerden, yok elim sisti, yok bogazim sisti. Bir de ben kaydi digital yapmadim, biraz eskiciyim, analog kayit yaptim, sonra transfer ediliyor digitale.

Kivanc: Cazi yayma konusunda bir anlamda misyoner oldugunuzu soyleyebilir miyiz?

K.G: Elbette, bizler bu olayi yaymak icin mucadele ediyoruz. Mesela vakif konserleri oluyor, ben cok dusuk ucretler soyluyorum onlara, gidip caliyorum. Boyle olunca insanlar cazi birebir dinliyor, gidip Bill Evans’in, Hank Jones’un CD’sini aliyor, kardesine veriyor, arkadasina veriyor, boyle olunca da caz yavas yavas yayiliyor. Benim amacim da zaten bu. Cazcilarin yukselisi oyle popcularinki gibi birdenbire olmaz, bizler agir ve emin adimlar atariz, bastigimiz yeri saglam seceriz ve geriye donup baktigimizda o saglam betonlar hala oradadir, gerektiginde denizin ustunde bile yuruyebilirsin. Ve de en onemlisi, mutlu yasarsin...

Kivanc: Bu yeni albumde (Warm Autumn), diger albumlerden farkli bir sey var mi?

K.G: Farkli, bir kere ayni anda yedi kisi caliyor. Perkusyon kullandik, ayrica ayni anda tenor saksafon, trompet ve trombon caldi. 1955-65 yillarinin soundunu kullandik. Yine melodik bir album...

Anil: Yakin gelecek icin projeler neler?

K.G: Subat’ta tekrar Amerika’ya gidip bir trio album yapmak istiyorum. Ama once Warm Autumn’u cikartmam lazim. Bu aralar sponsor konusuyla ugrasiyorum. Warm Autumn icin cebimden 35400$ harcadim. Az para degil bu, ben muzisyenim, ne fabrikam var, ne sabit maasim var. Iste boyle yastik altinda biriktirip biriktirip sonra gidip Amerika’da yiyoruz. Iste bu Warm Autumn’un pesine, yeni bir trio album yapmak istiyorum.

Bunun disinda, bu sene festivallerde calmayacagim. Gectigimiz senelerde festivallerde devamli caldim, bu seneyi biraz kisisel konserlerime ayirdim. Bir de 27 Ekim–2 Kasim tarihleri arasinda, Warm Autumn turnem var. Albumde calan Amerikali muzisyenleri getirecegim buraya. 27,28,29 Ekim’de Istanbul’da calacagiz, 30 Ekim’de Sea Garden’dayiz, 1 Kasim’da Ankara’da olacagiz.

Kivanc: Simdi muzikten alakasiz olarak, Internet ile aranizin nasil oldugunu sormak istiyorum.

K.G: Internet...Ben bilgisayari acip kapatmasini bilmiyorum. Bir kisisel sayfam, bir de e-mail adresim var. E-mailler geliyor devamli sagdan soldan, ben onlari ancak ya esim, laptop’ini eve getirdiginde ekrandan okuyorum ya da print edip bana getiriyorlar, ben de okuyup, kursun kalemle kagidin arkasina cevabini yazip yolluyorum. Elektronige, elektronik aletlere karsi bir tutuklugum var galiba...

Kivanc&Anil: Kerem Gorsev, bize zaman ayirdiginiz icin tesekkur ediyor ve Warm Autumn’u heyecanla bekliyoruz...

 

Dunya Kazan Biz Turkler