![]() |
6 Mart Cuma. Ayaspasa'dayim. Hava yagmurlu. 'Alman Konsoloslu'gunun yanindaki sokaktan asagi in' demisti Solmaz. Iniyorum iste. Ama burada Park Otel vardi... Eski sahane bir binaydi, onunde de tipik pastanesi...Yanlis yolda miyim acaba? Hayir, buldum evi sonunda. Asansoru dikkatimi cekiyor. Yalniz bir kisi aliyor icine. Zirrr kapi, Solmaz aciyor kapiyi. 'Merhaba Nil, ben Solmaz.' Salona geciyoruz. Bir kedi ve bir kopek
beraber yasiyorlar Solmaz'in evinde. Herhalde cok harmonik bir kadin diyorum icimden. Once
derin nefes, etrafi suzme, sonra bir isinma fasli ve basliyorum bombardimana. |
N: Solmaz yanlis mi biliyorum, burada Park Otel yok muydu? S: Vardi tabii. Ilk once Italyan Buyukelci'liginin maliymis. Agaclar icindeydi. Yillar once yikildi ve daha sonra belediye baskani Dalan da buraya gokdelen yapilmak uzere izin verdi. Nurettin Sozen zamaninda insaat durduruldu. Simdi de kentin ortasinda curuyen bir ceset gibi duruyor iste. Turkiye'de topraklarin buyuk bir kismi hazineye ait. Gercek bir devlet degil burasi. Model olarak ne yazik ki, cokmus ve demode olmasina karsin "Ulus-devlet" ornek alinmis. Eh, o zamanda kolaylikla peskes cekilebiliyor. Her gelen politikaci hazinenin topraklari uzerinde soz sahibi, ona buna veriyor. Bu ulkede topraktan baska hic bir sey bu kadar para getirmiyor. O zaman tabii ne ormanin, ne denizin ve ne de tarihin kiymeti kaliyor. Ben kac nesilldir Istanbul'luyum. Benim butun sulalem, babaannemin dedesi bile Istanbul'lu. Ama maalesef bir animiz yok burada. Yani kizimi alip da bak Isil, burada deden kalmisti, babaannen bu agaci dikmisti diyecek bir anim yok. Mezarliklardan baska ani kalmiyor bu memlekette. Onlarin gelecegi bile tehlikede... Turkiye'de yagmaciligin en onemli nedeni gercek bir teknik-devlet olmayisi. Teknik bir devlet degil burasi. Osmanli zamaninin devami, yonetenler ve yonetilenler. Biri elimden tutsun ve her secim oncesi yasanan basibozuk yagmalama... N: Solmaz biraz kendinden bahseder misin? Yazdigin kitaplar, hayatin S: Bir tane oyku kitabim var. Romanim yayina yeni verildi. Bir tane biografim var: Ipek Bocegi Cinayeti. Çetin Altan'in 20000 yazisini tarayip 3 tanede kitap hazirladim: Seytanin Gor Dedigi, Kalem Bahcelerinden Yedi Hayat ve Kadin Isik ve Ates... Bir arastirmam var, bitmek uzere; Turk Ceza ve terorle Mucadele Yasalarinin tartismali maddeleriyle ilgili. Senaryo yaziyorum, televizyonda bir roportaj-belgeselin metinlerini yaziyorum. Istanbul dogumluyum, bahsettigim gibi cok eski bir Istanbul ailesinim kiziyim. Ilk vurulan gazetecilerden Ibrahim Kenan'in torunuyum, onun babasi da Mevlana Muzesini kuran Yusuf Kenan Bey'dir. Cok iyi bir tarihci ve mimardir. Mevlediydi. Kadikoy Marif Kolejini bitirdim,sonra da Istanbul Dis Hekimligi Fakultesini. Uzun sure serbest dishekimligi yaptim. 5 senedir biraktim. N: Discilikten yazarliga bir gecis yaptin. Ne zaman basladi bu yazarliga ilgi? S: Eskiden beri yazarim ben, cocuklugumdan beri. Herhalde konusma ozurluyum, diyorum kendime. Ilkokuldan beri yaziyorum ama bunu profesyonellige dokmek cok daha yeni. Sanata yatkin bir kisiligim var. Resim de yaparim. N: Turkiye Net'de yazma fikri nereden geldi sana? S: Mehmet Binay ve Ihsan Goren'le tanistim. Onlar bana bir kose actilar ve basladim yazmaya. Cok hosuma gidiyor. Her hafta bir yazi yaziyorum. N. Yazarken sectigin belirli bir ortamin var, yurt disinda yasayip yazdigin yazilarin var mi? S: Yok, hayir. Ne zaman yazma ihtiyacim olursa o zaman yazarim. Surekli olarak yurt disinda kalmadim. Ama surekli seyahat ederim. Tabii ki onlarin bana kattigi bir deneyim oldu. Ben bu toplumun yazariyim, buradan besleniyorum. Ama bir Turk olarak degil, bir dunyali olarak her yerde yazabilirim. Yazilarimda da cok onem gosteririm yerel olmamasina. Amacim baska dillere cevrildiginde anlasilir olmasi,okunabilir olmasi. Yazarken seneler sonra da okunabilmesi icin kendimce, elimden geldigi kadar ozen gosteririm. Kadin olmaktan oturu bir uslubum vardir tabii, ama sirf kadin icin yazmam. Insan olarak bakarim yasama. N: Turkiye hakkinda ne dusunuyorsun? Degisiyormuyuz? S. Istanbul guzel bir kent. Ama buranin asirlardir yagmalanmasi beni cok uzuyor maalesef. Hani Turkler hep iftihar eder ya, Istanbul'u aldik diye. Almak degil ki marifet, yapmak onemli. Keske Turk'lerin yaptigi bir kentte yasasaydim daha mutlu olurdum. Goremedim. Gecenlerde bir kisa Anadolu turu yaptim. Ic Ege'den gittik, disindan donduk. Bir hosluk goremedim kentlerimizde. ( Bu konuda bir yazi yazdim TN'de zaten) Toplum olmak ve kalabalik olmak cok farkli. Turkiye toplum degil, kalabalik, topluluk... Devamli bir dayanisma var burada, halbuki toplumda dayanismaya gerek yoktur. Toplum organizedir, bizim cok hosumuza giden duygusal yakinliklarin nedeni de toplum olmadigimizdan kaynaklaniyor. Devlet bize servis vermedigi icin dayanisiyoruz iste... Her isin bir artisi ve eksisi var. Degisime inanirim. Evrenin kendisi tam bir degisimdir. Hersey degisir. Insan bu degisimin disinda kalamaz. Turkiye'de bu degisimin disinda degildir. Ama ne zaman olur Turkiye'de bilemem, yalniz bireyler de bunun calkantilarinin altinda cok aci cekebilir. Ilerde mutlaka bizlerde bu guzel bilgi dunyasinin bir parcasi olacagiz, ama ben goremem, kizim da belki goremez. N: Burada insanlar eskiden daha saygili, daha sevgi doluydu. Simdi ben bunlari goremiyorum. S: Eskiden daha tenhaydi da ondan. Paylasilacak seyler de, paylasanlarin sayisi da azdi. Simdi cok kalabalik olduk. Istanbul'a goc ve bu yagma da sasirtici degil, bu insanlara sen Anadolu'da, yasadiklari yerde servis veremezsen tabii ki Istanbul'a geleceklerdir. Insan Haklari Mahkemesinde Turkiye pek cok agir cezalar aldi. 3000 tane koy yakildi, yikildi. Insanlar kotu muamele goruyorlar. Ne yapacaklarini bilmiyorlar. Bir tarafta PKK, bir tarafta guvenlik gucleri. Turkiye'nin guney dogusunda bir kaotik ortam var.Simdi bu insanlara hayir sen orada oturacaksin diyemezsin ki. Zaten ekonomik olarak kisir yerler, dogasi hircin, topragi kirac, sanayi gitmemis, yol gitmemis, doktor gitmemis, ogretmen gitmemis, cagdas yasamin geregi olan hic bir sey gitmemis. Yasama istegi en dogal haktir, o zaman buraya da gelirler, baska yere de giderler. Ama meslekleri olmadigi icin kalabalik oluyorlar ve kentlerler de gercek kentler olmuyor. Soyledigim gibi sonunda bu kalabaliklar da topluluk olur, toplum degil... |
| N: Solmaz hayatindan
mutlu musun? S : Yasam mutluluk demek degil ki. Arada mutlu da olursun, mutsuz da olursun. Istedigimi yapabildigim zaman hayatimdan memnun oluyorum, mutlu oluyorum. Benim icin en onemli hedef iyi bir yazar olmak. Beni mutlu eden bu iste. Zaman zaman yazdiklarimi begenmiyorum, gece yatiyorum yattigim yerde bir yazi yaziyorum, en cok buna konsantreyim. Ve tabii ki mutlugumu paylasiyorum. Oscar Wilde "Tek basina mutlu olmak utanilacak bir seydir" demis. Buna inaniyorum. Mutlulugu da yaratan paylasmak degil midir? Yazilarimi da direk olarak birileri icin yazmiyorum, ama ben ne kadar hoslanarak, mutlu olarak yaziyorsam, okuyucumda o kadar mutlu oluyor, butunlesiyor, diye umuyorum. N : Neden gecmisi arariz? Sen de bir yazinda bayramlardan bahsetmissin Eskiden giyilen rugan papuclar, eglenceler S: Evet, o yazimi buyuk cogunluk cok sevmis. Olaylar degisiyor zaman hizla geciyor, sona yaklasiyoruz, korkuyoruz, biz olumlu oldugunu bilerek yasayan canlilariz, yani insanlar... Ve biz de eskiye siginiyoruz. Belki, simdi tekrar oyle olsa cok hosumuza gitmeyecek. Ama o bir ani oluyor. Belki de o yasi ariyoruz, o cocuklugun hoslugunu, oyuna dalmak... Her seyi safca yasamak... O atmosferi ozlemek belki de. Yoksa direkt olarak o donemi ozlemek degil. 20 sene sonra bugunu de ozleriz. |
![]() |
| N: Hayatin anlami ne
sence? S: Yasamin anlami bence yaratmak ve tuketmek. Sonra yeniden yaratmak. Degismek... Gelismek... Ve o degisime zekice uyum saglayabilmek. Butunlesebilmek evrenle yani... N: Bu dunyada bir gorevimiz var mi? S: Herseyin bir manasi var , bir anlami var. Nicinini arastirmiyorum ben yasamin, nasilina bakiyorum. Cunki nicine verilecek yeterli bir cevabim yok,bugune kadar verilmis cevaplar da yeterli degil. "Nicin " cok metafizik, "nasil" benim icin daha onemli. Nicin yasiyorum, bilmiyorum; kimsede bilmiyor. Nasillarin cevabini insan verebilir oysa. Yasam bir sorumluluktur, kendimize, cevremize, insanliga ve evrene karsi... Evren bir computerize bir sistem, ama biz algilayamiyoruz yeterince sanirim. N: Romantik misindir? S: Romantizmi nasil tarif ettigine bagli. Klasik edebiyat anlaminda romantik misin dersen degilim, cunki romantizmde insanlarin nasil para kazandigi mechuldur. Ama dogadan hoslanmak, duygusallik tabii ki oldukca var. N: Bir yazinda askdan bahsetmissin. Hic asik oldun mu? S : Tabii ki oldum. Hic insan asik olmaz olur mu? Ben cocukken ve genc kizligimda bol miktarda asik olurdum. Tabii ki yas ilerledikce degisiyor bu ayran gonulluluk. Cunki standartlar koyarsin kendine, bir takim guvenceler ararsin ki, bu da dogrudur bu yasta. Ama genc bir insanin askiyla ayni degildir. Farklidir. Hatirlarsan herkes kendisi kadar sever diye bir yazi yazmistim. Ben buna inaniyorum. Herkes kendisi kadar asik olur. Ask kafandakidir. Ama en onemlisi beyinsel paylasimdir. Genclikde bedensel olur iliskin genellikle, hostur da ama dedim ya beyinsel degil. O zaman da buharlasiveriyor... N: Hayal kurar misin? S : Cocuklugumdan beri bol miktarda. En sevdigim sey kaleydeskop ve muzik kutularidir. Yatmadan once onlara bakar, kendi dunyalarimi kurup, dalip giderdim. Simdi de sokakta yururken bile kendi kendime birseyler dusunurum, insanlari gormem. Kendi dunyamda yasarim. N: Sevgi, hosgoru. Ne kadar onemlidir sence? S: Onemlidir tabii ki. Ama ille de herkesi sevecegim diye de dolasmam ortada. Mesela, Turkum diye Turkleri sevecegim, diye bir sey yok, yahut Ingilizleri seviyorum, Amerikalilari sevmiyorum.... Insanlari seviyorum, diye dusunmem ben. Ama sevmiyorum diye de dusunmem. Iliski kurabildigimi severim ben. Hosgoru ise insanin kendi olgunluguyla, buyumesiyle alakali bir sey. Insanlari devamli kritik etmek eksiklikdir. Saglam bir insan karsisindakini elestirmez. Algilar, bakar, saptar. Oldugu gibi kabul edemiyorsa, iliskiye girmez. Bazi seylerin de hosgorusu olmaz, bir katile hosgoru gosterilemez herhalde... Ama insani oldugu gibi kabul etmek bir hosgorudur. Buyumedir, olgunlasmadir... N: Yilbasiyla ilgili yazinda sanki bir gorunmez insan olmussun ve insanlarin icine girmis ve yasadiklarini yazmissin. Yoksa yasadin mi her yilbasinda bunlari? S: Yazmak yasamak degildir. Yazar zaten herseyi yasayamaz. Yasayan insanda pek yazamaz. Cetin Altan'in soyle bir sozu vardir. "Ya yasanir, ya yazilir" diye. Ikisi birden olmuyor galiba. Ama bir yazar gozler, gorur. Her heykeltras, her ressam kendi resmini yapmaz .Her yazar da kendi hayatini yazmaz. Ama benden de birsey vardir orada mutlaka. Bu demek degildir ki, yazdigim herseyi ben gordum,hayal de edebilirim pekala... Dusunebilirim, kendimi baskalarinin yerine koyabilirim. Sonra insanlarin genel ve psikolojik durumlarinin cok farkli seyleri olduguna inanmiyorum. Ve tahmin ettigimiz kadar cok degil bu ayriliklar ustelik. Kac cesit gulme vardir, kac cesit aglama vardir. Bunlar bilinen seyler. Bir kadin bir erkekle tanisinca kac cesit davranabilir. O kadar da sonsuz degil bunlar. Bir anlamda insanlar birbirlerine de benziyorlar. N: Hayatta beklentiler olmali mi? Bence beklentiler insanlari mutsuz ediyor. Iliskilerde beklenti var. Sen ne dersin? S: Nil, ne bekledigine bagli. Duygusal bir insan olmama ragmen, yine de hedeflerim vardir hayatta. Elimden geldigi kadar hayatin surukledigi biri olmamaya calisirim, yeniden, yeniden kurmaya calisirim hayati olabildigince. Tabii benim de beklentilerim vardir. Ama bu beklentilerin havadan gelmesini dusunmuyorum. Bir piyango bileti alayim da, cok arzu ettigim seye kavusayim, dusuncesi uymuyor bana. Iliskilerde ise, eger birisini seviyorsak, ilgi gosteriyorsak yansimasini tabii ki gormek isteriz. Bunlari abartmamak gerikir ama. Bence oncelikle herkes kendi ayaginin uzerinde durabilmeli. Kadin da erkek de. Cocuk da kendi hayati icin boyle sekillenmeli. O zaman guzel beraberlikler olabilir. Esit ve saygili beraberlikler... |
![]() |
N: Turkiye Net' de
okuyucularindan e-mail aliyormusun? Neler yaziyorlar genelde? S: Aliyorum. Bazilari elestiriyorlar. Yalniz bir konuya deginmek isterim. Insanlar bir seyi begenmiyorlarsa, onu "cunki" ile devam ettirebilmeliler. Bizde bu cok karistiriliyor. Ben begenmiyorum, cunki su veya bu boyle Dolasiyla begenmemek bir cesit bilgi platformunda ortaya konulmali. Fikrin olmayan bir konuda begenmedim diyemezsin. Ama sevmeyebilirsin, bunun nedenini de kimseye aciklamak zorunda degilsin. O ayri. Mesela Picasso'yu sevmiyorum dersen, kimse sana niye sevmedigini soramaz, ama begenmiyorum dersen, oturacaksin o zaman anlatacaksin niye begenmedigini. Farkindaysan simdiki genclerin agzinda cok bir sakiz gibi dolasan kelimeler var. Igrenc, korkunc, nefret Niye bunlar? Bu bir kompleks gosteriyor. Kendine guvensizlik ve cehalet gibi geliyor bana... |
| N: O zaman soyle
sorayim Internet'i begeniyor musun? S: Evet, cok buyuk bir bilgi okyanusu ve bunun insanlara hem saydamlik hem de esitlik getirecegine inaniyorum. Bugun Internet'den neredeyse Amerikan burokratlarinin kac para aldigini bile gorebiliyorsun. Ben bir Internet hastasiyim ve cok hosuma gidiyor bu yeni dunya. Ve Internet'e ilk girdigim gunden itibaren hic bir yabancilik cekmedim ve sanki her zaman onun icindeymisim gibi hissettim. Gerci Turkiye'de pek az kullanici varmis. Bence soyle bir sey var Nil, temel gereksinimler saglanmazsa digerleri luks kaliyor insan yasantisinda.Yemek, icmek, barinmak, uyumak, cinsellik gibi. Bir guvencesi olmali insanlarin oncelikle. Ancak bunlar saglandiktan sonra extra birseyler olabilir. Acliktan olen bir adami cagirip da, gel su Vivaldiyi dinleyelim diyemezsin. Internet'de oyle pek cok ulke icin. N: Saydamlik dedin Solmaz, senin sayfanin adi da Sarhos Saydamlik. Nereden aklina geldi bu isim? S: O, benim ilk kitabimin adi. Saydam, ama hafif de sarhos gibi Tam kavrayamiyormus gibi. Bu Internet'de ilk adim oldugu icin ayni ismi kullanayim dedim. Benim icin de biraz sarhos bu saydamlik. Dolayisiyla ben de kendimi soyutlayamiyorum bu durumdan. N: Buradaki yazilarindan en cok sevdigin hangisi? S: Canakkale cinladi kafamda diye bir yazim var. Benim icin o hos. Bol cagrisimli bir yazidir. Ben severim, ama belki okuyucu acisindan da zor bir yazidir. Bayram icin yazdigim yazi benim icin cok ozeldi. Kendi ic dunyamda kendi anilarimla ilgili bir yazi. Onu cok kolay yazdim. Insan kendisiyle ilgili bir sey yazdi mi bazen daha kolay oluyor. Bir de yazinca bitiyor o anlar. Yazinca o ani kalmiyor artik, acitmiyor. Insanlara canlarini cok sikan seyleri yazmalarini tavsiye ederim. Yazarken uzaklasiyorsun. Yazi bittiginde o sorun da kaybolmus oluyor. Olay bitmis oluyor ve sonunda yabancilasiyorsun, kendi saplantilarinin ustune cikiyorsun. N: Turkiye'de son zamanlarda kadin kelimesi cok geciyor. Politikaya gir tavsiyeleri, haklarini bil, ogren yardimlari. Nedir senin dusuncelerin? S: Her kadinin doganin verdigi benzerlikleri olabilir tabii. Ama her kadin toplumun neresinde yasiyorsa oranin ozelliklerini tasir. Yani bugun Turkiye'de yoneten ve yonetilenler var. Yonetici olan bir kadinla, yonetilen bir kadin farklidir. Bu kadinlarda kendi siniflarinin ozelliklerini tasirlar. Sinifsallik vardir. Kadinlar cok az bir pay aliyorlar bu dunyadan. Butun kadinlar. Halen pek cok ulkede en ucuz isciler kadin. Senede 3 milyar harcayan ile, 300 milyon harcayan kadin ayni olabilir mi? Bir de su var. Bazi haklari gercekten hak etmek gerekiyor, mucadele etmek gerekiyor. Burada tepeden inme oluyor hersey ve degerini bilmiyorsun. 8 Mart Dunya Kadinlar Gunu icin yazdigim yazimda bu sorularin cevaplarini bulabilirsin. Bir de yeni bir kitap hazirladim. Kadin Isik ve Ates. Onun basina da bir arastirma koydum bu konuda. Kimsenin adlarini bilmedigi cok degerli kadinlar da var. Buyuk harfli kadinlar... N: Politika ile aran nasil? Ilgilenir misin? S : Politikayi ve politikacilari sevmiyorum. Politikacilara hic gerek olmadigina inaniyorum. Bir gun yok olacaklarina inaniyorum. Gelismis toplumlarda gorulen politikaya ilginin azalmasindan oturu de cok umutlaniyorum. Yerel yonetimlerle idare edilecek bu dunya diyorum ve o gunu dort gozle bekliyorum. Insallah gorurum. Bu konuda cok anarsist dusunurum ben, devlet bile olmasin derim. Yikalim, dokelim anlaminda degil, ihtiyac yok diye dusunuyorum. Kuzey ulkelerinde cok azalmis politik egilimler, bu isi buyutmeden bir cesit yoneticilik olarak ele aliyorlar, ne hos... Ancak bizim gibi toplumlarda politikaci olmak cok revacta. Cunki meslekleri olmadigi icin oradan para kazaniyorlar. Politikacilik meslek degildir ki, ama bizde bir meslek gibi. Nasil bir meslekse bu, buradan baska bir yerde de gecerli olmuyor. N: Gune nasil baslarsin Solmaz? S: Sabah ilk yaptigim is, uyanir uyanmaz hemen kahve koyarim kendime, calisma odama giderim ve gazeteleri alirim. Neredeyse tum gazetelere bakarim, yani Milliyet, Hurriyet, Yeni Yuzyil, Radikal, Sabah, Cumhuriyet. Her sabah 2 saatimi alir bu. Ondan sonra yemek yeriz. Zaten saat ikibucuk-uc olur, sonra da yazilarimla ugrasmaya baslarim. Aksam televizyonda iyi bir filim varsa izlerim. Haberleri daha cok gazetelerden takip ederim. Sanki o zaman daha bir etkilenmeden, ozgurce kararlar ve gozlemler olusturabiliyorum gibi geliyor bana. N: Turkiye'de gunun 2 saatini gazete okumakla geciren cok az insan var degil mi? S: Maalesef. Her gun insan tek bir gazeteyi dahi okusa, cok degisir dunyasi, ama hakkini vererek. Ama okumuyorlar. Tirajlar ortada. Turkiye'de 45 milyon kisi elini surmuyormus gazetelere. 15 milyon kisi okuyormus. O da neresini belli degil, oysa nufus 60 milyon... N: Seyahat etmesini severmisin? S. Cook. Kalk gidelim, denirse hemen varim. Kuzey Amerikayi, Avrupa'nin pek cok ulkesini, Meksika'yi, Orta Amerika'yi gezdim, gordum. N: Degisime, yeniliklere karsi nasildir tutumun? S: Tabii acigim. Hic bir seye onyargi ile davranmam. On yargi cok kotu birsey bence. Einstein, on yargiyi yok etmek, bir atomu parcalamakdan cok daha zordur demis. Kendini de kisitliyorsun onyargiyla. Oysa degisime ve gelisime acik olmak, sorgulamadan kaniksadigimiz ve aslinda bize oldukca aci veren rollerden cikmak gerekir. N: Nasil bir dusunceyle yasiyorsun bu dunyada? S: Yaptigim isi iyi yapmam gerektigine inaniyorum. Bunun en dogrusu olduguna. O zaman bu evrendeki gorevimi ve yerimi yapmis hissedebilirim kendimi. Ic gudulerim cok kuvvetlidir. Ama her zaman onlarin pesinden gitmem. Arada bir bana dediklerini yaptirirlar yine de. Zaman zaman cok agir bedeller oderim bu celiskilerimden. Sanki iki tane kisiligim vardir benim. Biri kucuk ve hasari bir cocuk, oburu de onun sevimsiz akil hocasi. Hangisi ne zaman ortaya cikar, ben de anlamiyorum ve hangisi cok hakim bilemiyorum, ama bedenimin icinde iki kisi oynuyor gibi geliyor bana. Beni yakindan taniyanlar kolaylikla fark eder bunu. Bu yuzden arada bir yoruluyorum da dogrusu, yani kendimden... N: Solmaz, tanistigimiza cok memnun oldum. Bana ayirdigin zaman icin tesekkurler.
Bir gunde iste boyle; degerli bir insani size tanitmak, kendisini yakindan tanimakla gecti. Boyle gecen gunlere can feda. Hadi bakalim Nilgun iyisin, yine yeni seyler ogrendin diye mirildanarak yuvarlaniyorum Kabatas'a dogru. Nilgun Sarar Tuncay 6 Mart 1998 Istanbul/Ayazpasa |