BiR DiLiM PORTAKAL ve KiLiTLENEN KAFALAR
Sabahlari taze sIkIlmIs bir bardak portakal suyunu kim sevmez?
O da bayiliyordu bu hos kokulu, pütürlü, sari ve istah açici tada...
Yani portakali seviyordu, bardakta ya da dalinda. Ama, herkes bu güzel kokulu muhtesem meyvenin kabuklarini ayiklayip, istahla mideye indirirken o buna katilamiyordu, yapamiyordu. Her agzina attigi portakal dilimi girtlagina takilip, berbat bir duygu veriyordu ona; kusma... Kisacasi zevkle portakal suyu içiyordu ama, portakalin kendisini yiyemiyordu.
Bir süre merak etmedi degil; neden meyvayi sevdigi halde yutamiyordu? Cevabini bulamadi, çok da kafayi takmadi buna, ta ki kirkli yaslarinda hafiften beliren kolesterol ve tansiyon problemleriyle bir kardiologun karsisinda kendisini bulana dek.
Dogrusu doktor çok kibar ve anlayisliydi, tüm detaylariyla anlatti iyi ve kötü kolesterol dengelerini, neyin faydali, neyin zararli oldugunu. Bir süre diyet yapmak yararliydi, gelecek tehlikelere karsi önemli bir savunma... Tuza hayir, hayvansal yaglara hayir, kirmizi ete hayir. Madem ki çarpintiniz var; kafeinsiz kahve, sigarayi azaltin, strese dikkat. En büyük dost; balik ve balikyaglari...
Balik yagi; bir çorba kasigi balik yagi, tam yatmadan önce, ya da kör karanlikta okula giderken... Koca bir metal kasik küçük diline kadar dokunup igrenç yükünü bosalttigi anda hemen arkasindan tikilan bir dilim portakal...
Doktordan çiktiginda kolesterol ve tansiyon islerini nasil halledebileceginden emin degildi, ama neden soyulmus taze portakal yiyemedigini biliyordu.
Kabahat portakalda degil, balik yagindaydi. O çok faydali balik yaginda... Acaba annesinde mi bir parça da?...
***
Belki çocugunun rafadan yumurta yememesinin nedeni de böyle bir seydi. En yakin arkadasi bezelyeden nefret ederdi, babasi agzina kereviz sürmezdi. Seftaliye dokunamayanlar, kadife elleyince bayilanlar, kediye bakamayanlar, merdiven korkulari, türlü türlü kabuslar...
Hepsini de büyüklerimize borçluyuz; daha deneyimli olanlara... Ya onlarin korkulari, kabuslari... Bunun da sorumlusu büyük büyük anneannelerimiz, dedelerimiz ve bu sorumlular tablosu uzar da gider, üstelik de gerçek suçlu hiç bulunmadan.
Kaldi ki portakal yiyememek, kadifeye dokunamamak, merdivenden ödü patlamak pek de yasamsal sorunlar ve suçlular yaratmiyor. Peki yasamsal sorunlar yaratan saplantilarimiz, korkularimiz?... Belirleyici tavirlarimiz... Onlari kimler yaratti, neden kocalarimizla, karilarimizla, arkadaslarimizla hep o ögrendigimiz ses tonu ve vurgulamayla konusuyoruz, tepkilerimiz hep neden cezalandirici ve biz neden en büyük takdir makaminda oturuyoruz. Hangi haddimizle?
Her düsünce sorusunun olustugu yerde bir mantar tikali , salata bile olamayacak kadar tatsiz, tuzsuz bir beyin bu tasidigimiz. Can sIkIcI... O kadar...
Biz kimiz, nerede tikandik? Aslinda söyle, böyle yapardik ama, peki, baslangici ne, nerede tikaniyor bu kanallar? Insan anneannesini, dedesini tanimadan kimseleri galiba pek taniyamiyor, hele de kendisini asla...
En iyisi bize pek yarari olmasa da, gölgesi üstümüze pek düsmese de, en azindan baskalarina mantar tikamamak galiba... Bu yazinin ana fikri; çocuklar portakali sevsinler... Balik yagi içen çocuklara gelince, onlar çok talihsiz... Zayif, siska, çelimsiz çocuklar... Portakali da yutamazlar... Belki de az yasarlar, zayif, nahif çocuklar ...
Ama olsun, her gün balik yagi içmeyen çocuklar da ölüyor, ölmekten beter olanlari da cabasi...
Üstelik portakali da seviyorlar... Portakal çiçeklerini de... Ama yutamayanlarin kabahati kimde?...
© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)