yapraklar


KIS GUNESI

 

Telefon israrla çaldi, aldirmadim...Aslinda uyanmistim. Biraz daha döndüm durdum yatakta. Gözlerimi de açmadim, köpegim bana bakiyordu, biliyordum.

Sonra, kapinin zili, inatçi... Usulca kalktim, onu da kucagima alarak, delikten baktim. Kimse yok...Bir kagit parçasi yerde, ayaklarimin dibinde. Bu ayin elektrik, su, kapici, ivir zivir; ayin bilmem kaçina kadar su bankanin bu hesabina, falan filan...Köpegi yere biraktim, kagidi firlatip attim. Zaten bir yigin kagit birikmisti, kayboldu gitti digerlerinin arasinda...

Mutfaga yürüdüm, bir cezveye su doldurup, ocaga koydum. Içimden yalvariyordum ”ne olur, beni kimse aramasin”. Daha çok uyumak istedigim kesindi.

Antika fincanlardan birinin içine iki kasik seker, iki kasik da kahve...Gözüm sag gögsüme takildi. Siyah sutyenimden firlamis, en hos haliyle duruyor. Bir elimle sutyenimi asagiya çekip, digeriyle onu içeri tiktim. Köpek günesin vurdugu yerde yayilmis. Kaynayan suyu fincana döküp, pencerenin yanindaki koltuga ilistim.

“Gel bakalim yeni gün, ben hazir degilim ama, fark etmez” dedim kendi kendime.

-Patates, sogannn...

Hiç bakmadim bile.

-Aygaz...

Umurumda degil.

-Terlikçiii...

-Hallaç...

-Gazteee...

-Muslukçu, tamirci...

Bana ne , bana ne be...

Sonra çocuklar çikti okuldan, bagiris çagiris...

Ögle olmustu. Dördüncü kahvemi koydum. On ikinci sigarami yaktim ama bitiremedim. Ev gözüme çok pis göründü. Bakkala telefon ettim, deterjan, cola, köpek mamasi istedim. Çiçekler sulanmaliydi, su akmiyordu, sinirlendim, canim sikildi. Bir sigara daha yaktim, öbürü zaten sönmemis. Olsun...

Fincani aldim, tüm geçmisime sunturlu bir küfür savurdum.

“Fincanina da, fincancisina da...Hepinize birden..."

Yerdeki sise mantarina bir tekme bastim, havalanip kendi resmime çarpti, düstü, köpek onu kapti, kanepenin altina girdi.

Midem bulana bulana üç yudum daha içtim, inatlastim onunla. Olmadi. Dolabi açip biraz peynir aldim, biraz da reçel...Hepsini yedim.

Kapi çaldi, balkondan baktim: Bakkalin küçük çiragi. Otomatige bastim.

-Bes yüz bin liranin üstü, dedi.

Bes yüz bin lira, bir de elli bin lira verdim. Getirdigi para üstünü ve ivir ziviri aldim. Sevindi, kisaca güldü gitti. Arkasindan baktim. Yokusta bir saga, bir sola yürüyor ve paralarini sayiyordu. Tepede kayboldu.

Kahve iyice sogumustu, yine de içtim. Canim sikiliyordu.

Telefon çaldi. Dört kere. Zir, zir, zir, zir...

-Evde misin?

-Hayir, fabrikadayim.

-Saçmalama.

-Sen saçmalama.

-Ne diyorsun?

-Esas sen ne diyorsun?

-Dün gece neden beni aradin?

Telefonu kapattim, bir küfür daha...Hiç kimseyi, hiç bir seyi istemiyordum...

-Bunlar sersem, dedim köpegime.

Gazeteyi açtim; basliklar acikli, haberler ölümcül, ilanlar saçma sapan...Siradan bir gün. En az kaç kisi ölecek?

Banyoya gittim, su gelmis, biraz deterjan attim kovaya, aynaya bakip sordum kendime:

-Ruhsuz musun sen?

Gözlerim yalan söylemedi ama, dogruyu da...Beni idare ettiler, ben de onlari...

Bezi suya bastirdim, köpükler büyüdü. Muslugu kapadim, kovayi alip salonun ortasina getirdim. Masanin altindan baslayip sildim her yeri. Bazi bitkilerin yapraklari dökülmüstü.

-Eve sonbahar gelmis, dedim.

Canim sikiliyordu, hem de iyice...

"Bir an önce aksam olsa da uyusam..."

Köpek gözümün içine bakiyor, onu çagirdim, sevdim.

O sirada limandan çikan bir gemi gördüm, üç direkli... Nefisti, ufka dogru ilerliyor. Kaybolana dek seyrettim onu.

Içeri gittim, giyindim. Pantolon, kazak, yelek. Fular? Neden olmasin? Parfüm boca ettim boynuma, bileklerime. Sonra firladim kapidan.

Herkes bana bakiyor gibi geldi. Kösedeki bakkal, park yerindeki degnekçi, mavi gözlü nalbur, suratsiz gazete bayii. Hepsi bana bakiyor. Caddeye indim. Kirmizi isik yaniyor, varsin yansin.

Yolun karsi tarafinda, agaçlarin arasindan deniz görünüyor. Lodos var. Dalgalari seyretmeyi ne çok severdim. Kafami kaldirip gökyüzüne baktim. Kis günesi, parlak...Ama benim canim sikiliyordu. Günes gözümü aldi...

***

-Vallahi abi, aniden indi kaldirimdan, halbuki öyle sakince duruyordu. Hiç tahmin edemedim, firlayiverdi önüme. Frene bastim. Kuran çarpsin, benim kabahatim yok.

-Kes lan, insanin canini sikma, dedi polis.

Sag elindeki telsizle bir yerleri ariyordu, öbür elindeki fulari hiç bir sey düsünmeden kokladi. Kis günesi tam o sirada buluta girmisti...

Solmaz Kamuran

27 Temmuz 1998

solmaz@turkiye.net

 

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)


EDEBiYAT SOHBETLERi ARSiVi