yapraklar


FIYANGO YA DA PIYANGO

Yasli bir adam ve bir kadin sokakta yürürken, kadin bir çiglik atti, kanlar içinde yere yikildi. Gri pardösülü adam gördü…

*******

Üç araba…

Bir mavi station... Arkasinda delik bir termosifon, iki aydir sakir sakir akitiyor. Kadin bir türlü tamir parasini ayarlayamamis, vanayi kapatiyor geceleri, en sonunda antika yemek takimini satti da babaanneden kalma, çagirdi tamircileri. Okul parasi, kira, yakit, dogrusu biraz da artti.

Yaninda son sistem ultra modern bir kurutma makinesi. “Bu kadar çamasiri mümkünü yok kis günü kurutamam. Zaten balkona da asilmaz, hava les gibi.” Dogum günü hediyesi kocasindan karisina. “ Dün gece geç kaldin, bu hafta kaçinci ?” demez artik. Üstelik de taksitleri uygun…

Bir taksi... Sari, plakasi digerleri gibi ayni harfle basliyor. Soför sekizde geri verecek arabayi. “Benzine yine zam, trafik çekilmez”. Arkadaki kadinin randevusu var liseden sevgilisiyle. Ikisi de yeni bosandi. Birer çocuklari var. Adam hafta sonlari aliyor, kadin hafta sonlari veriyor. Canlari sikkin…

Bir de firinci kamyoneti, kirmizi... Daracik sokakta manyak gibi hizla gidiyor. Ekmekler sagdan sola, soldan saga savruluyor. Birkaç tanesi tozlu metal zeminde ziplamakta. Soför, “Yolun ortasinda ne isiniz var moruklar ?” diye bagirip gazladi, gitti.

Yokusun ucunda arabalarin üçü de kayboldu…

Yeni market açildigindan beri daha bir içen bakkal, emekli astsubay, kapidan firladi. Yaninda yakiti yeni biten ve bir türlü aidatlari toplanamayan sari apartmanin kapicisi, biyikli. Eskiden bateri çalarmis Beyoglu barlarinda. Ince, sülük kasli bir konsomatrise asik olmus, Sivas’tan, kaçip evlenmisler. Iki çocuklari var , oglan haylaz, kiz biraz geri zekali, bir türlü ortayi bitiremiyor. Hiç oruç kaçirmazlar. Aksamlari “ Realite Sov " seyrediyorlar, birlikte.

Karsi apartmanin balkonundan eski bir orospu firladi.

- Ne oluyor lan ? Hepinizin belasini…

Erkek kardesi bir kaç yas küçügü. Hiç bir is tutturamadi. En sonunda sigindi ablasina. Repodan üç bes kurus geliyor. Dogrusu adam güzel yemek yapiyor, hele de zeytin yagli dolmasi, her seyi kararinda. Hiç asik olmadi, hiç kimse de ona asik olmadi. Ablasi hep sarhos.

- Gel içeri, biri tabanca filan sikar, Allah muhafaza...

- Siktir lan ibne ! Sana da, Allahina da ...

Kaldirimda top oynayan üç oglan çocuk uzaktan bakiyorlardi.

- Vurdular lan kariyi ...

- Yok ya ?

- Ben gördüm lan, herif vurup kaçti köseden.

- Ben de gördüm ...

- Ben de ...

- Ise bak, tüyelim ...

Çöp bidonlarinin arkasina sindiler. Kizilimsi sari saçli olani topa sikica sarildi. “ En büyük cim bom” dedi içinden.

Perdeleri kapali, los odada, ter içindeki uzun saçli kadin durdu, adama “ bir seyler mi oluyor ” diye sordu. Sakalli, siska adam, gözleri hafif kapali, bir asagi bir yukari giderken:

- Sisst, dedi

Kadina abanip, dudaklarini seyrek disleriyle isirdi, titredi, önce hafifçe birkaç kez, sonra giderek artti sarsilmalari, bagirdi.

Alt kattaki genç kiz tavana bakti, okudugu kitabi elinden atti “Öff be... ” dedi.

Bakkalin çiragi, isine giden pimpirik doktor, seyyar manav, berberden gelen kadin, beceriksiz yönetmen, bamya ayiklayan babaanne, issiz aktör, konsolosluktan emekli daktilo, emlakçi hepsi birden kostular.

Sol arka ayagi yamulmus, bir kaç pasli yayi kopuk somyayi birlikte tuttular, kaldirdilar. Ihtiyar kadini çekistire çekistire kaldirima yatirdilar. Inliyordu…

- Ölmemis.

- Bu kadari da olmaz.

- Bakamayacagim, içim kaldirmaz.

- Biri polis çagirsin.

- Hastaneye, çabuk.

- Balkonda eski somya, bu memleket adam olmaz, Italya’da….

- Kes be ...

- Su arabayi durdurun.

Beceriksiz yönetmen kendini beyaz arabanin önüne atti. Bir fren... “nedir mesele ” dedi direksiyondaki adam. Arabayi yeni tamirden almisti, yikatmisti da üstelik, içini disini. Eve gecikmek isine gelmiyordu, aksam maç vardi televizyonda. Bir de polis belasi, sorgu. Allah kahretsin ...

Kalabalik camlara yapismis. Herkes yüksek sesle söyleniyor :

- Pes birader, insanlik öldü mü ?

- Çok konusma, dogru ilk yardima çek ...

Gri pardösülü adam ön koltuga yerlesti. Öbürleri de “Haydi, haydi çabuk ”, diye bagiriyorlardi. Itis kakis kadini içeri attilar.

Tüpçü, elleri iki yana açik :

- Isim var, millet tüp bekliyor, dedi.

Sari saçli kadin kirmizi sabahliginin önünü kapatti. “Bu kilikta gidilmez ki ”, diye mirildandi.

Pimpirik doktorun randevusu vardi, seyyar manav dökülen domatesleri topluyordu. Kapici çoktan toz olmustu.

Kadinin kocasini da içeri ittiler. Kadin hala inliyordu. Gri pardösülü adam eli titreyerek bir sigara yakti, direksiyondaki dikiz aynasini ayarladi. Kadinin kocasi sordu :

- Karima ne oldu , söyleyin.

Gri pardösülü adam arkaya döndü. Kocanin gözleri donuk, mat, bombos... Adam kördü, karisinin basina besinci kat balkonundaki karyola düsmüstü…

Solmaz Kamuran

11 Ekim 1998

solmaz@turkiye.net

 

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)


EDEBiYAT SOHBETLERi ARSiVi