kivanc_vesika.jpg (10994 bytes)
FOCUS
Kivanc Önder


 

"MUSTESNA ADAMMIS..."

Wien, 5.6.1998

Birkac gunden beri okudugum iki tane kitap var. Bir tanesi, 1967 yilinda rahmetli gazeteci Abdi Ipekci tarafindan Ismet Inonu ile yapilan bir roportajin derlemesi: „Inonu Ataturk’u Anlatiyor". Ismet Inonu’nun, Mustafa Kemal’i belki de en iyi tanimis insanin agzindan Ataturk hakkinda oldukca enteresan bilgiler aktarilmis kitaba. Ataturk’un Milli Mucadele ile Millet Meclisi’ni birarada yurutmesi, israrciligi, Inonu ile surekli fikir ayriliklarina dustukleri konular, tartismalari, hastaligi devresinde etrafindaki insanlarin Ataturk’e Inonu’yu kotuleme politikalari ve bunlar gibi yuzlerce baslik...Okurken donup ikinci, ucuncu defalar okudugum bolumler oldu. Bulundugu yere yikilmis bir imparatorlugun kalintilari uzerinde yeniden canlanan, yeni bir ulusun oncusunu daha yakindan tanimak isteyen herkese onerebilecegim bir kitap. Pek cok kisminda oldukca hos anekdotlara rastladim. Bunlardan bir tanesini aktarmak isterim. Bu anekdotun bir bolumunu de yazima baslik yapmayi uygun buldum. Olay, Kazim Karabekir Pasa ile Ataturk arasindaki iliski hakkindadir. Abdi Ipekci, Inonu’ye soruyor:

-Karabekir Pasa ile iliskileri nasildi? Onun hakkinda nasil dusunurdu?

Inonu yanitliyor:

-Genc zabitlikleri devrinde birbirlerine uzaktan bakarlardi. Ama Ataturk 3. Ordu Kumandani iken Istanbul tarafindan istifaya mecbur tutuldugu zaman Karabekir Pasa’nin kendisine gosterdigi tutumdan ve yakinliktan son derece mutehassis ve minettar olmustu. Bundan hep bahsederdi...Ataturk Ordu Kumandanligi’ndan istifa edip sivil olunca, Karabekir O’nu Ordu Kumandani iken nasil bir hayat icinde yasatiyor idiyse o hayat icinde yasatti. Kendisi Ordu Kumandani oldugu halde ordusuna, „Ataturk’un emrindesiniz !" diye emir verdi. Kendisi de Ataturk’un emrindeymis gibi ihtiram gosterdi. O’na hususi yaverler, vasitalar, otomobiller tahsis etti.

Ben Ankara’ya geldigim zaman Ataturk, Karabekir’i cok methetti bana. Mutesekkir oldugunu soyledi. „Mustesna adammis" dedi."

ata.gif (6838 bytes) Bu tip anekdot tarzinda daha pek cok hikaye var kitapta. Kitabi okumanizi tavsiye ediyorum. Ayrica diger bir onerecegim kaynak da, gazeteci Can Dundar tarafindan hazirlanan ve Ataturk’un hastalik safhasindaki son birkac ayina isik tutan „Sari Zaybek" isimli belgesel. Hem video kaseti, hem de kitap olarak temin etmeniz mumkun.

 

 

Okumakta oldugum ikinci kitap ise, Fransiz tip adami ve arastirmaci GEORGES DUHAMEL tarafindan 1956 yilinda kaleme alinan „La Turquie Nouvelle – Puissance d’Occident" (Yeni Turkiye – Bir Bati Devleti) baslikli eser. Savas yillarinin ardindan, kaybedilen yillarin acigini kapatmak icin muthis bir istek ve azimle cabalayan, calisan bir ulkenin, Turkiye’nin portresinin bir yabanci tarafindan tuvale aktarilmasi sanki bu calisma. 1940 ve 1950‘li yillardaki sicakkanli, icten, canayakin, damarlarinda Akdeniz kani tasiyan Turk insani kimliginden bugun de hicbirsey kaybetmemis oldugumuzu, fakat Georges Duhamel’in gozlemleyip kitabina yansittigi caliskanligin giderek silinmekte oldugunu farkettim eseri okurken. Duhamel’in, kitabin hemen her bolumunde uzerinde durdugu nokta, Turkiye’nin batililasmayi gereginden hizli halletmeye kalkisip da „batililasmak" kavraminin ardinda yatan Avrupalilasmanin yerine Amerikalilasmaya dogru yonelmesinden duydugu kaygi. „Eger bu hatayi yaparsaniz bu cennet ulkeye yazik olur." demis Monsieur Duhamel.

Galiba biz bu hatayi yaptik bile. Temelinde kulturu, ozbenligi olmayan ve tarihsel kaynaklara bakildiginda aslinda Avrupa kokenli bir toplum olan Amerika’yi gereginden fazla benimsedik sanirim. Amerika, koklerini aldigi ve beraberinde „Yeni Dunya"ya goturmesi gereken Avrupa kulturunu cok kisa zamanda ogutup eritmisken, bizler hemen yanibasimizdaki Avrupa’yi gormezden geliyor ve „mutasyona" ugramis Avrupa’ya, yani Amerika’ya uzaniyoruz. Bunun nedenleri cesitli olabilir ama belki en belirgin olani, Avrupa Turk insanini acik bir sekilde siyasi yonden kendinden uzak tutma politikasi guderken Amerika’nin uzeri ortulu bir sahtelikle Turkiye’yi „bagrina bastigi" fikrini insanimiza ve siyasilerimize empoze edebilmis olmasidir. Eger bir mucize olmaz ise, aradigimiz, hem de gereksiz yere aradigimiz kulturu Amerika’da bulmamiz pek olasi gozukmuyor, en azindan yakin gelecek icinde...

Diger yandan Duhamel, Ataturk ile ilgili gozlem ve fikirlerini de anlatiyor eserinde. Bir yerde soyle diyor:

„Kendisine hakli olarak Ataturk, yani Turklerin atasi denilen Mustafa Kemal, besledigi umutlari, giristigi isleri bir yaygara konusu yapmaksizin calismistir. Bunun icindir ki, bu goz kamastiran eserin buyuklugu geregi gibi bilinmemektedir.„

Iste kendimize itiraf etmekten bugune dek kacindigimiz ve bundan sonra da hep kacinacagimiz bir gercegi, bundan 40 sene once bir „yabanci" –ki aslinda neye ya da kime yabanci oldugu tartisilir- bize soylemis, belki soyle deseydi daha etkili olurdu ve „persona non grata" yani „istenmeyen adam" ilan edilirdi: „Ey Turk halki, bir seyin degerini bilmeniz icin ille de gozunuze comak sokmak ya da sahip oldugunuz seyin elinizden cikmasini beklemeniz mi gerekiyor !!!"

Bu sorunun cevabini sizlere birakiyorum...

Esen kalin...

M. Kivanc Onder
kivanc@turkiye.net

 

Kaynakca:

  1. „Ismet Inonu Ataturk’u Anlatiyor" (Abdi Ipekci) – Cumhuriyet Kitaplari
  2. „La Turquie Nouvelle – Puissance d’Occident" (Georges Duhamel) – Cumhuriyet Kitaplari

 

Onceki Yazilarim

 

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)