kivanc_vesika.jpg (10994 bytes)logo.gif (2234 bytes)


a
a a


AYNI TAS AYNI HAMAM...

Bizim milleti anlamak mümkün degil, bunu yillar icinde iyice ögrendik, belledik. Türlü olaylara tepkisizligimiz ne kadar rahatsiz edici boyutlarda ise tepkilerimiz de o derece abartili oluyor. Belki biz toplum olarak „biriktir ve patla" teknigi ile tepki vermeye yatkiniz, olayin kaynagi bu olabilir.

 

Her ne kadar, son bir hafta-on günün olaylarini uzaktan izlesem de kopuk degilim, elimden geldigince Türk gazetelerini aliyorum, hos bunlarinda objektifligine itibar etmek pek kolay degil ama...Türk kanallarini ise seyredemiyor olmak, dogrusunu soylemek gerekirse hic de koymuyor, aksam haberlerinde neleri gösterdiklerini, fonda hangi savas müzigini caldiklarini, spikerlerin ne kadar da olmalari gerektigi gibi tepkisiz ve tarafsiz haber sunmadiklarini tahmin edebiliyorum. Insanlarimiz ne yazik ki bu „boykot" isinin de suyunu cikardilar aninda. Tamam, toplumsal gercekleri hepimiz benimsiyoruz, Abdullah Ocalan’in iadesini istiyoruz vs. Ama bu is boyle yapilmaz ki...Yani Italya’dan gelmis elmalarin, sebzelerin, meyvelerin oldugu kasalari yakip yikmak, zamaninda parasini verip de ülke servetine kattigimiz otomobilleri, lastikleri ve daha bilimum degerli mali imha etmenin bahanesi sadece Italya’yi protesto etmek olamaz. Bu daha cok, insanlarin iyice oyuna cevirdikleri bir bos vakit gecirme vesilesi gibi görünüyor. Hele bayrak yakmalar...Ne olursa olsun hicbir ulkenin bayragi yakilmaz, yakilmamalidir. Olaylarin bu naktalara gelmesinde ne yazik ki cok sevgili gazetelerimizin ve en az bir o kadar sevimli ancak hislerini, duygularini hicbir zaman beyinlerinden once kullanamayan kose yazarlarimizin günahi var. Hatirliyorum, Abdullah Ocalan’in yakalanisinin daha ertesi günü savas marslarinin borularini öttürmeye basladilar. Hele sevgili Fatih Altayli yok mu...Onu bir ordu kurup basina koymak lazim, kose yazarligindan cok o ise yatkinmis kendisi, bunu da gördük.

 

Maalesef medyanin körüklemesi, belki onlar olmasa bu kadar büyümeyecek olaylari bir anda büyüttü. Malum, bizim insanimiz da bir yerden birisinden ivme –yani gaz- almadi mi kolay kolay harekete gecmez. Eee, bizim de gazetelerimiz, televizyon kanallarimiz bu isi cok guzel yapmasini ogrendiler son bes-alti senede. Bunu son olarak, hükümetin ve basbakanin sucluluguna 24 saatten kisa bir sure icerisinde hüküm vermis olmalari ile de gördük. Delinin biri kuyuya bir tas atti, akilli olduklarini iddia eden bir ton adam da bu tasi güya uc-bes dakikada cikarip kahraman oldular. Eee ne demisler, „Medyanin kestigi parmak acimaz..."

 

Bazi boykot cesitleri gercekten de etkili olacaktir, mesela Benetton magazalarinin karatilmasi...Bunlar etkili olacaktir cünkü ekonomik platformda yapilan hedefi belirli eylemlerdir. Tabi burada Boynerler‘in bu ortami ve gazetelere verdikleri tam sayfa ilanlari da ne kadar müthis bir reklam araci olarak kullandiklarini belirtmekte fayda var. Gerci kendileri „tüm zarari goze aldiklarini" belirtmisler ancak kapitalist dünyanin kurallari, her türlü gercegin, zararin göze alinmasini engeller. Arka planda bir baska hesabin yattigini iddia etmek mümkün ama yargilama yok, sadece „mümkün" oldugunu belirtiyorum...

 

„Apo" serüveninin bir baska boyutu ise, insanlarimizin PKK ile Kürt kavramlarini iyice birbirine karistirmis olmalari. Bu özellikle Avrupa’da göze carpmakta. Kürt dernekleri, organizasyonlari yagmalanmakta. Sanki bir savas ortami, anlasilmasi mümkün degil...

 

Bu hafta aslinda lise arkadaslarim ile ilgili bir yazi düsünmüstüm ama baktim ki domates, pizza, Tortellini yagmaciligi hat safhada , dayanamadim...

 

Ama sanmayin ki olaylara duyarsizim. Ben de festival zamani Venedik’e gitme planlari yapiyordum birkac arkadasimla birlikte. Iste bunu iptal etmis olduk bu durumda. Daha vahsice bir protesto yöntemine gerek duymuyorum...

 

Esen kalin...

M. Kivanc ÖNDER / 02 Aralik 1998

kivanc@turkiye.net


Onceki Yazilarim

 

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)