logo.gif (4016 bytes)

ale


KARDINAL KUSU, SISMAN VE OYUNCU

Yazar degilim.

Olmak da istemiyorum.

Yazamadan da edemiyorum.

Bundandir ki sana yaziyorum.

Sen oralarda biryerlerde bir bilgisayar ekrani karsisinda bu satirlari okuyan…

Belki aksam üstü..

Günisiginin solugunun kesildigi bir saatte, los bir odada bu satirlari okuyup merak eden..

Az önce nisan yagmuru dindi, kokusu esiyor içeriye tül perdeyi usulca iterek..

Üzerinde tig isi kolali örtüler olan formika sehpali bir oda.

Yerde belki bir Isparta Halisi..Bunyan’da olabilir Hereke de.

Hane halkinin ekonomisine bagli.

Ama ille de bir hali

Bayram telasi bitti. Hersey normale döndü..

Normal? O da ne?

"Normalin hesabini tutan mi kaldi" diye söyleniyorsun kendi kendine…Türkiye’de yasiyoruz. Heyy!.

Türkiye..

Son Türk Devleti..

900 Yillik Devlet Gelenegi..

Viyana kapilarina dayanmislik falan filan.

Dörtnala gelip uzak Asya’dan,

Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan

Bu cennet bu cehennem.

Belki Istanbul’dasin. Büyüler kenti Istanbul.

Kalkuta’dan çok Kalkuta’ya benziyor 15 Milyon insaniyla.

Duvarina Bogaz manzarasi asilmis bir Kalkuta.

Belki isten H ikali üc saat oldu. Köprü üzerinde bir dolmustaki yorgun, bezgin,sekiz kisiden birisin.

Söförün hali hepinizden yaman. Cani sigara istiyor. Yolda arabalar arabalar arabalar.

Lacivert gecenin içinde atesböcekleri gibi isiklari

Böcek dedim de aklima geldi. Sözcügün aslinin böcük oldugunu biliyor muydun. Yani "Bööö…." Diye bir korkutma nidasi ve "cük" eki. Çocuk diliyle köpecik, kedicik der gibi..

Her neyse, su anda yasadigin bunaltiyi tanidigimi bil istedim.

Bu bir insanlik durumu…Degistirmeye gücünün yetmedigi belli bir süre katlanmak zorunda oldugun sikinti.

Kafka’nin Metamorphosis’ini düsün.

Bir sabah sirt üstü yatan bir hamam böcegi ( ya da böööcüügü) olarak uyansaydin daha mi iyiydi yani. Beterin beteri var. Hiç degilse bu dolmus yolculugu bir zaman sonra sona erecek.

Ermeyecek gibi görünse bile. Hep erer. Dün de ermedi mi? Sonunda eve varmadin mi?

Belki evlisin, karin çocuklari doyurup yatirdi. Divana kivrilip televizyon seyrediyor. Kulagi senin ayak sesinde. Tilki uykusunda. Onu da anliyor bu mektubun yazari. Seni de, dolmus söförünü de.

Dolmus söförünün de çok umurundaydi ya!

Ama senin umurunda.

Çildirmadigina inanman için taniga ihtiyacin var. Birinin " Ben biliyorum, ben ordaydim, daha çildirmadin, bu bir karabasan degil. Sadece siradan bir is dönüsü" demesi az sey mi?

Iste ben diyorum.

"Daha delirmedin!." " Ama bu delirmeyeceksin, deliremezsin anlaminda bir garanti degil"

Delirip delirmemek sana bagli. Olaya nasil baktigina bagli. Kafka gibi degil, Mevlana gibi bakabilirsen yirtarsin. Yani geçen zaman degil asil zaman. Duran zaman. Geçen zaman ile duran zamanin arasindaki farki yitirmek özgürlüktür

"Özgürlük isteyen kim" deme bana.."Ben evime varmak, çolugumu çocugumu etrafima toplayip yemek yemek istiyorum." Dolmus duruyor, gidiyor, duruyor..Daha çok durarak gidim gidim ilerliyor.

Asagiya atlayip kosmak istiyorsun. Biliyorum

Ama kosmayacaksin. Öteki yolcular gibi sinirli sinirli yüzünü çimdikleyip bekleyeceksin. Bazisinin içi gececek. Tatli tatli horlayacak belki. Halden anlar bakislar…

Sonra evin kapisini acacaksin anahtarinla. Yemek hazir. Sigara içeceksin, çay iH eceksin. Bilgisayarin var. Internet’e baglandin. Türkiye Net’i buldun. Sana yazdigim bu mektubu gördün. Fazla bisey söylemiyor. Çözüm filan gösterme iddiasinda degil..

Sadece anladigini bilmeni istiyor mektubun yazari.

Türkiye’de yasamak nedir, ne degildir.

Nasil yüregini delik desik ederek yasanir orada. Agaca bagli Prometheus gibi.

Nevar ki bu yürek (çarik degildir manda gönünden) Prometheus’un cigeri gibi yenilenmez her sabah.

Kocar gider öyle delik desik.

Al kanlar içinde, finis çizgisine ulasir yine de.

Saygiyla, sevgiyle, etek öpmeden, egrilip bükülmeden…

Onurla..

Belki bir ögretmensin. Hep ögretmen olmak istedin.

Birilerine birseylerin, iyiye, dogruya, hakliya dair birseylerin ögretilebilecegine inanmistin. Simdi bir gecekondu bölgesinde, bir Milli Egitim Okulunda 120 kisilik bir sinifta, güzel mi güzel akilli mi akilli çocuklara bikkinlikla bakiyorsun. Ve diyorsun ki "ah zil bir çalsa da gitsem".

Oglun okuldan gelmistir. Oglun böyle bir okulda okumuyor. Yemeyip, içmeyip, sinema, tiyatro demeyip kari koca kazandiginiz her kurusu özel bir okula veriyorsunuz.

Çocugunuz iyi egitim görmeli..

"Aksama yemek var " diyorsun. "Acaba oglan gelince birseyler atistirdi mi. Ödevine basladi mi, yoksa sokaga mi firladi hemen..Elinde top."

Dert etme. Sokakta ögrenilecek seyler de var. Hem de gerekli seyler. Dost, düsman edinmek, kavgalari bazen yenik belki, ama kaçmadan direnerek bitireblimek. Paylasmak..Bizden önceki çocuklarin oyun gelenegini sürdürmek. :

"Yag satarim, bal satarim,

ustam öldü ben satarim.

Alacagina bulacagina,

bir kasik ayran yarin sabah bayram…"

* * *

Belki de ev hanimisin. Hiç çalismadin disarda.

"Rahmetli babam…" diye basladigin anlatimlarda hep bir hayiflanma, bir gecikmis sitem.

Bilgi sayarin filan yok. Varsa da evin kizi kullaniyor.

Sana yazdigim bu mektubu hic okumayacaksin. Benim kim ve nerede oldugumu hic merak etmeyeceksin.

Ben uzaklardayim. Uzak neresi? Nereye göre uzak? Bilmiyorum.

Ama Türkiye’yi uzaktan seyrediyorum vefasiz bir sevgilinin sararmis fotografina bakar gibi.

Ben cinnet üzerine kurulu sirat köprüsünü gectim.

Evimin bahçesi var. Bahçenin agaçlari..

Hem ergin, hem fidan…Agaçlarda sincaplar..

Agaçlarda kuslar, envai çesit kuslar.

Kuslardan birisi sisman mi sisman..

Oyuncu bir kus..

Camlari tiklatiyor gagasiyla..Kirmisi parlak tüylü..Yaz kis buralarda.

Ismi yok, cinsi Kardinal…

Sisman Kardinal Kusu ve ben yuvarlanip gidiyoruz sözgelimi.

Seninle tanismayacagiz hic. Yine de türküler arasinda ortaklasa sevdiklerimiz vardir umudum.

Hüzünlüleri.

Aksam üstüleri Yurttan Sesler Korosuyla agir agir melankoliyi oya gibi isleyen türkülerden.

Yagmur yagar amanin amann,

Her bucagi sel alir hey!

Gurbete gidenin yarin el alir vay!

Amanin aman amman , al basimdan sevdayi hey!

Genc yasimda amman, zindan ettin dünyayi hey!

Dinlerken beni hatirla..

Benim gibileri, senin gibileri. Merak edenleri.

Neden bu güzelim ülkenin iki yakasi biraraya gelmiyor diye özü gögneyenleri.

Neden bu açgözlülük bu , bu kardes kavgasi, bu güç kavgasi.

Neden ölür, öldürür, öldürülür bebelerimiz.

Hangi aç kurtlar sofrasinda verilir kararlar, mühürlenir fermanlar…

Sonra kanli ellerde kadehler tokusturulur "Memleketimizin gelecegine"

Gazetelerde okuruz… Banka mafyasi;gümrük mafyasi; gecekondu mafyasi, ölüm mangalari, kaybolan insanlar, ( Emin Çölasan efendiye göre kayip degillermis.Sadece saklanbaç oynarlarmis. -sagim solum sobe, saklanmayan ebe-Insan Haklari Dernegi’nin halt yemesiymis) iskence gören okul çocuklari, sitmali hastanin atesi gibi hiç düsmeyen enflasyon; iptidai, ehl-i cehl din tüccarlari ; onlari bahane edip yalanci pehlivanlar gibi "Geliyorum haaa, variyorum haaa." diye nara atan cunta müptelalari, salon sosyalistleri, gardrop Atatürkcüleri, Hilton’da brunchlar.. "Halkimiz cok cahil ayol.." "Böyle basa böyle tras" çitkirildim sohbetleri.

Kendimize kahrederiz.

Sinirlerimiz hep bozuk. Sigara içeriz. (Ben sigara içmiyorum ama neden içildigini biliyorum)

Sigaramin dumani

Yoktur yarin imani..

Yak bi cigara

Kül olsun dertler ucunda

Yine de güzel olan, aslolan seyler var hayatinda senin.

Ailen. Aksam bir sofra etrafinda iki lokma.. Haberler televizyonda..Belki eski bir film. Gregory Peck "To Kill a Mocking Bird" ; Bogard "Casablanca" ; Yul Bryner " The Magnificient Seven" Ah buna bayilirim iste. Nasil yedi silahli yankee gelip haydut Kalevera’nin elinden kurtarir zavalli Meksikali rençberleri. Sonra Meksikali ihtiyar H iftçi sorar gringo’ya "Neden? Neden gelip hayatini tehlikeye attin bu garibanlar için" Steve McQuin (bitanem) ona cava olara su hikayeyi anlatir.

"Bir gün çirilçiplak soyunup, kendisini kaktüslerin üstüne atan bir kovboy gördüm. Neden bunu yaptigini sordum. ‘O an için iyi bir fikir gibi göründü bana’ diye cevap verdi." Ihtiyar çiftçi gülüyor. Anladi. Ah ne filim di o be.

Belki sen de sinema düskünüsün benim gibi. Belki de ayni kusagiz. Belki Raj Kapoor, Nergis filmlerinde yatak çarsafi kadar mendilleri sirilsiklam ederdin acik hava sinemalarinda.

Senin Bin yillik yalnizligin …

Bizim yalnizligimiz..

Anadolu’nun yalnizligi.

Giderek büyüyen, içine çaresizlik katilan yalnizlik

Yigit orta sinifi Türkiye’nin..

Bir gün sana kulak verecek bu bezirgan siyasal düzen..

Vermek zorunda kalacak. Inan bana..

Yeter ki sen sesini kaybetme..

Yeter ki inancini kaybetme.

Kendine, çocugunun gelecegine ve bu belde-i kadimin gizli güçlerine olan inancini..

Türküler söyle umudunun kandili titreklestikce..

Türküler yalnizliga iyi gelir..

Türküler geçmisten haber verir.

Gel beraber söyleyelim :

Ya da Karacaoglan söylesin, biz dinleyelim :

Bugün yardan haber geldi

Bir bi yandan bir bi yandan

Egildim bir buse aldim

Bir bi yandan bir bi yandan

Güzel olani severler

Yanaktan gül dererler

Kulakta mengüç küpeler

Bir bi yandan bir bi yandan

Sekerden Serbet ezerler

Ince tülbentten süzerler

Dürt yanim almis güzeller

Bir bi yandan bir bi yandan

Karacoglan gel yanima

Seni sarayim canima

Dola kollarin boynuma

Bir bi yandan bir bi yandan


Hale Koray

15 Nisan 1998

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

Onceki Yazilarim...