
![]() |
Zamansiz ve mekansiz ve hatta sekilsiz bir "hal" de birbirlerine sikica sarilip, son kez sicakliklarini duyumsayarak ayrildiklarinda "ölüm gibi bir sey oldu, ama kimse ölmedi"....
Gozyaslarinin ayrilik acisiyla kutsanarak birer inci tanesi olup suzuldugunde ise her nerede ve hangi kosulda olursa olsun, birbirlerini unutmayacaklarina, butun zaman ve mekan ve hatta sekilden ve otesinden kopup geleceklerine SÖZ verdiklerinde sonun baslangici degildi yasadiklari. Herseyin bitecegi sanilan bir anda, aslinda herseyin yeni basliyor olmasiydi acitan. Ayriliga ve acisina boyun egmek ne denli zor olursa da yapilacak baska sey yoktu ki!
Sanki kiyametler kopmus, yasadigi depremlerle yine de yok olmamisti da, bastan asagi huzune kesmis bir yaprak gibi savrulmustu zamansizlik, mekansizlik ve hatta sekilsizlik icinde.
Tum kiyametler ve depremlerden sonra kendine geldiginde, onu saran ayrilik acisinin tek tesellisi ise verdikleri SÖZ idi. Hani, bir can parcasini olume teslim ettiginde,
yuzunu sonsuza dek hic ama hic unutmayacagina, bellegine olanca gucunle kaziyacagina dair
verdigin söz gibi verilen söz. Unutmayacak, unutulmayacak, nerede ve hangi kosulda
olursa olsun acilara, engellere katlanacak, herseye ragmen o kopus anina yeniden donup
geldiginde artik ayrilik degil, ölümsüzlügü yudumlayacaklardi birlikte.
Evrenin bir kosesinde derin bir gölge iken, bir hiç iken, her sey olmak, cok sey
olmak, sonra yeniden "bir" sey olmak icin tum eziyet ve haksizliklara gögüs gerecek hatta ve hatta "Altindan kendini gozet, zehiri hicbir zaman teneke kupa icinde vermezler."* de oldugu gibi gosteris ve gorunuslere aldanmayacak, "igreti guzellikleri" elinin tersiyle usulca itip, yapayalniz yuruyecek ama her adiminda verdigi SÖZ' un kutsalligindan guc alarak yilmayacakti.
"Ölüm gibi bir sey oldu, ama kimse ölmedi" anindaki kopusun verdigi aci ve caresizligin tek ve en buyuk tesellisi idi verdigi SÖZ...
Zamansiz ve mekansiz ve hatta sekilsiz bir "hal" den gelip kondugu bu kucuk evrende
caninin en derininde gizli ayrilik acisi ve SÖZ' unden baska hicbirseyin sahibi degildi
artik, olmayacakti da! Onca agir ve sanki altindan kalkamayacagi yuk diye dusundugu bir anda, ilik bir ruzgarla usulca tasinan bembeyaz bir tuy gibi dokundu yavasca evrene....Evrenin kendisini kucaklamasi ise adeta bir dostu agirlamanin verdigi, kendi halinde yasanan, sozcuklerle bozulmayan ozel bir karsilama, bir "hosgeldin" ile basladi konuklugu.....basladi k o n u k l u g u m u z ......
Ne kadin, ne erkek olarak tanimlamadigimiz, tarihsiz ve yersiz yani zamansiz ve mekansiz bu ornekte istedigimiz herbirimizin duygu otesi bir ayrilik acisini yeniden yasayabilmesi, en azindan bir parca kendisiyle, herhangi bir noktasini ozdeslestirip sekilciligin otesinde sevgi, ayrilik, ve sadakat gibi yasadigimiz kutsalliklari, bizleri biz yapan bu ozellikleri
kendimizce taniyor, biliyor, yasiyoruz. Yani biz, konusmadan da anlasabiliyoruz. Bakiniz ayni benzerlikleri Mevlana Mesnevi'sinde nasil tasiyor bizlere, caglarin gerisinden, caglarin otesine, evrensellige...
Iman konulu yazimizda; O evren icinde basit bir nokta......ve, onun aklinin icinde evrenler!
diyerek sozcuklere doktugumuz insan-evren kucaklasmasi Tasavvuf'un temel ilkesidir. Nedir Tasavvuf? Coklukla duydugumuz, ancak cogumuzun merak edip, arastirip, sorusturup ogrenmeye
calistigi bir terim mi? yoksa sozluklerde T harfi siniflamasina dusen bir nesne mi?
Tumturaksiz ve dostca soylersek eger; Tasavvuf gonulden gonule giden yolun yasanmasidir. Yukumuz ise sevgidir, Yaratici Kudret'e duyulan asktir, "bir" lige duyulan ozlemdir.
Ayrintili bir sekilde tanimlarsak:
Daha once de belirttigimiz gibi, Yaratici'ya yani Mutlak Varlik'a ulasmanin tek yolu bu yolun kendisini yasamak, belirli bir niyet ile yolu asmak, yolda karsilasilanlara katilmakla mumkundur. Iste bu katilim, bu hareket Tasavvuf'un esasi olup terminolojide Celvet adini alir. Celvet yani katilim ile Mutlak Varlik'a gitmek icin ciktigimiz yolculukta ic ice sirlar olarak tanimlanan varliga ulasmaktir amac.
Sufi dedigimiz Tasavvuf Eri'nin asil meselesi varligin ozune yaklasabilmektir.
Tasavvuf'a gore insan tanimina gelince; Insan bir beden ve bir de ruhtan olusan bir varliktir. Ruh ilahi varligin bir parcasi, yani ilahi varligin insandaki temsilcisi oldugu icindir ki insan mukemmel bir varliktir. Insanin hem beden hem de ruh denen iki varligi bunyesinde toplamasi Vasat-i Camia olarak tanimlanir. Bedensel varlik; sonu olan, gecici, ruhi varlik ise kalicidir. Insan sahip oldugu ruh nedeniyle Allah ile bir butun-parca iliskisi
icindedir.
Yazimizin en basinda sizlerle paylastigimiz ayrilik hikayesi, ozunde insanin Allah'tan ayrilmasinin hikayesidir. Parcanin butunden kopusunda yasanilan zorluk, yeryuzunde O'na verilen SÖZ'un yerine getirilmesi sirasinda da yasanir. Insan emanet olarak aldigi yasamak cabasi sirasinda aslini unutmamak, O'na kavusmak icin engelleri asmak gibi cok onemli gorevler yuklenmistir. Yaratici ve insan arasindaki bu Ilahi Antlasma ya da diger adiyla Misak veya SÖZ Kur'an-i Kerim Araf Suresi 172. ayette su sekilde konu edilir:
"Hani Rabbin, ademogullarindan, bellerinden zurriyyetlerini alip onlari oz benliklerine sahit tutarak sormustu: 'Rabbiniz degil miyim?' Onlar: 'Rabbimizsin, buna taniklik ederiz.' demislerdi.Kiyamet gunu 'biz bundan habersizdik' demeyesiniz."
Bu SÖZ geregi; insanin yeryuzunde Rabbini unutmamasi gerektigi halde, yasam sirasinda bazi engellerle karsilasilmasi yuzunden bir cesit yabancilasma yasanabilir. Tipki, giristeki ornegimizdeki sevgililerden birinin, geride biraktigina verdigi sozu unutmasina neden olabilecek ikinci bir kisinin varligi veya sohret, hirs, ihtiras gibi "igreti guzelliklerin" goz boyamasi gibi. Iste tum bunlar, yani Allah disindaki her sey (Masiva) O'na ulasmak icin bir engel, bir perde ya da Tasavvuf'taki diliyle bir Hicap'tir. Butun perdelerin kalktigi anda ise yabancilasma sona erer, kavga tukenir. Evrensel huzura ve butunluge ulasilir. Bunu Yunus Emre bir mutluluk ani olarak soyle dile getirir:
Yazimizin basinda insan-evren kucaklasmasinin Tasavvuf'un ilkesi oldugundan soz etmistik. Bu konuyu daha gozle gorulebilir ve kolay anlasilabilir hale getirirsek:
Varlik ve olusa katilan yani celveti yasayan Sufi, perdelerin kalkmasi icin ise Halvet dedigimiz bir yalnizlik donemine girerek bu donemde, nefsini temizler.
Katilimin tek yolu insana hizmetten gecer ve bu ise ancak ve ancak "ic temizligi" ile mumkundur. Iste, halvet ile celvet arasinda gidip gelip duran Sufi'nin iki amaci vardir:
"Ey kervana katilan! Herkesle yuru; fakat yalniz ol."
Sufi'nin halvet sirasinda nefsini islah etmesi, butune ulasmanin bir yoludur. Bu amacla katedilen yolculugun seyrüsüluk adini aldigini daha once soylemistik. Bu yolculuk sirasinda nefsini temizlemeye aday sufi ise Salik'tir. Salik'in perdeleri birer birer aradan kaldirmasi asagidaki asamalarla gerceklesir:
Mevlana'nin kamil insani, sahip oldugu aydinligi hemcinslerine de tasir, herseyi onlarla paylasir. Kamil insan, hazirci-gafil kitle tarafindan once karalanir, sonra da olanak ve nimetlerden yoksun birakilir. Mevlana bunu bir bela degil; tam aksine "igreti nimetten
yoksunluk" un kamil insanin baska bir deyisle Hakk erinin belirgin bir ozelligi oldugunu
vurgular. Mevlana terminolojisinde sozunu ettigimiz bu gafil kitle "esek surusu
" olarak tanimlanir. Igretiye boyun egmis, birey ve toplumu sembolize eder.
Mevlana, herseye ragmen kamil insana gercegi cirilciplak soylemesini su sekilde onerir:
Gecen hafta icinde gelen bir mektupta dost soyle seslenmis: "gonulden gonule giden yolda
bulusmak umuduyla" ne de guzel soylemis! Ayni sozu biz de tekrarlayalim ve gelecek
hafta yeni bir yazi da bulusmak uzere diyelim....
*: Cenap Sehabettin
Handan 1 Kasim 1997
© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)
|