
YAZ GUNESI TURKIYE'YI KAVURURKEN...
30 TEMMUZ 1997
Izmir - Cesme'de isim bittiginde ne kadar aciktigimin farkina vardim. Bir gece onceden gozume kestirdigim bir kumrucunun onunde durdum. Izmir yerel deyimleri bol bir ilimiz. Susamli tombik ekmegin icine salam, kasar, sosis, ketcap, mayonez koyuyorlar. Tabii, ekmegi ve muhteviyatini guzelce isitiyorlar. Uzun yillar duydugum bir efsane gibi yiyecektim meshur Cesme kumrusunu. Iki tane kumru soyledim. Etrafa bakinirken onu gordum on masalardan birinde. Karayagiz, 30 yaslarinda, gozlerinde umut isildayan, kaytan sayilacak biyikli ve iki gunluk trasli Goksel'i. Sanki bufenin sahibiymis gibi geldi bana. Belki de ona, bunu ben yakistirmistim. Masadaki gazetelere bakmak icin izin istedim. "Buyur otur, abi." dedi bana. Bufenin sahibi olup olmadigini sordugumda, ictenlikle guldu ve "Nerde o gunler, abi." dedi. Gulustuk.
Goksel bufenin kosesinde dari satiyormus. Izmir'liler kaynamis misira dari diyorlar. Goksel'i yine patron yapamadim arzu ettigimce, cunku Goksel'in dari tezgahi Cesme'nin Daricilar Krali'na aitmis. Daricilar Krali gul kurusu station arabasi ile tezgahlarinin arasinda mekik dokuyor butun gun. Sabah erken kalkip darilari ayikliyorlar. Kaynatip arabalara dolduruyorlar. Satis noktalarina yerlesip rekabete goz actirmiyorlar. Sonra sicagin altinda bikinili turistlere baka, sigara ustune sigara ice bir gun basliyor. Hepsi gunde 2,000,000 TL yevmiye icin.
Goksel, 4 yasinda yavrusunu ablasina emanet edip, 2 aylik sezon icin esiyle gelmis Turgutlu'dan Cesme'ye. Sifne'ye cadir kurmuslar, diger sezonluk iscilerle birlikte. "Dun telefon actik, cocuk nasil diye. Geceyarisi doktora goturduk kulagi agridi dediler. Hanim cocuga gidecegim der bir yandan, ote yandan isi birakip gidemez. A, guzel ablacim. Soylemesen ne olur aklimiz orada kalmasin. Zaten hasret kavurdu bizi, simdi bir de gece uykusuzluk. Hesap yapiyorum, Turgutlu gitti geldi 3 milyon. Isi kaybetmek de cabasi. Ah guzel ablacigim..."
Asil isi sayacilik. Yani ayakkabi dikim iscisi. Ciftini 60,000 TL.den dikiyormus, hem de gunde 40 cift. ama artik makineler calisiyor, Goksel issiz kaliyormus. Istanbul'da daha fazla para ediyormus altin bilezigi ama gitmeye cesareti yokmus. Istanbul'un tasi topragi artik altin degilmis.
Goksel'e kumru, ayran ismarladim. Birlikte afiyetle yedik. Az sonra patronu geldi, altin disli, Daricilar Krali. Muhtemelen o da Goksel gibi atilmisti yasamin zor kosullarina. Goksel'i terli alnindan opmek isterdim. El sıkıstık. Ikimizin de gozleri doldu bir sebepten. Sans ve basariyi hakeden bir insan. Yolunuz duserse bir dari alin ondan. Cesme - Ilıca'da, meydanda, hemen kosede. Dunya guzeli bir gulumsemesi var. * * *
Bir kac gun sonra Fatih'le tanistim Bodrum'da. Benimki de cehalet iste. 36 yasinda ilk kez gittim Bodrum'a. Hep adini duyarim Hadi Gari adli barin. Hadi Gari'yi hicbir seye benzetemedim, hemen bitisiginde Yetti Gari'ye girdim. Salondan gecince deniz kenarindaki avluya cikiyorsunuz. Aksam saat 9:30'da girdim, tek musteri bendim. Barda gorevli cocuklar birbirlerinin fotograflarini cekiyor, egleniyorlardi. Barmene ikinci raki siparisini verirken, "Isler pek yogun degil galiba" dedim. Guldu, tipki Goksel gibi. "Abi, buraya millet geceyarisindan sonra dolusur." dedi. "Vay canina!" diye gecirdim icimden. Genclikte cenneti iskalamisiz demek ki. Gulumsedim. Saat 1:00 oldugunda Yetti Gari'deki herkes omuz omuzaydi artik. Dikdortgen barin kosesinde oturmus guzel muzikte, insanlari gozluyordum. Hemen yanimda iki genc taktiklerini mukemmelestirmek icin fikir alisverisi yapiyorlar, paralarini idareleri kullanmalari gerektiginden, "amaclarinin belli" oldugundan soz ediyorlardi. Herhalde onlari AIDS hakkinda uyarmam tatsiz olurdu.Derken bara iki hanim geldi. Oturdular. Hanimlardan biri iri renkli gozlerini yeni gelen barmenden ayiramiyordu sanki. Yeni gelen barmen ari gibi kosusturuyor. Barin her tarafina yetismeye calisiyordu. Tum personelin taleplerini karsilamak icin oradan oraya kosusturuken, Fatih'in aslinda Yetti Gari'nin sahibi oldugunu gordum. Ona bakan kizin da esi oldugunu. Bunun nasil oldugunu hala bilmiyorum. Bir sigara molasinda, Fatih'in eline dokundum. Kulagini yanastirdi. "Sen buranin sahibi misin?" diye sordum. Sasirdi. "Nereden bildin?" dedi. "Hanimefendi esiniz mi?" diye sordum. Yine sasirdi. "Evet." dedi. Bir de verdigi yanitlara benim ne kadar sasirdigimi bilebilseydi.
Fatih Yetti Gari'nin mulkuyle sahibi. 5 yildir sezonda hergun sabah 7'ye kadar essekler gibi calisiyor. 30 yasinda. Tekne marangozu olarak yetismis. Sonra tirmalayarak kurmus simdiki duzenini. Yaninda hepsi sigortali 30'dan fazla genc calistiriyor. Van'li, Samsun'lu, Adana'li, Istanbul'lu. Her gece 1,000 kisi agirliyorlar, hep birlikte, patronlari on cephede.
Fatih'in dunya guzeli Bodrum'lu bir esi var, Bodrum'u cok sevmeyen. Suzi Dilara'ya bakarken, Fatih'e soruyorum, "Neden yuzuk takmiyorsun?" diye. "Orasini karistirma." diyor. "Yazacagim." diyorum. Gulumsuyor. Suzi Dilara'da gulumsuyor. Fatih bana daha sonra cok hosuma giden bir jest yapti. Ama beni esas etkileyen, alcakgonullu patronluguydu. Yolunuz duserse Fatih'in elinden hazirlanmis bir icki icin, derim. Bilin ki o icki uzun yollar katetmistir.
Yetti Gari'yi saat 2:30'da terkederken, insanlar henuz dolusuyordu. "Bodrum'u fena iskalamisim." diye dusundum. * * * Mogens'i 6 yildir taniyorum. Dunyada paslanmaz celik konusunda duayen 3 kisi varsa, bir tanesi odur. Ben AVESTA SHEFFIELD satis muduruyken, Isvec'ten gonderdiler 60'lik delikanliyi. Danismanlik yapacak, pazar gelistirmeme yardimci olacakti. Esi Irma ile Ataturk havalimaninda ilk karsilastigimizda, nereden bilebilirdim, olene kadar dost kalacagimizi. Mogens 6 yil boyunca beni hep sasirtti. Sogukkanliligi ile, bilgisi ile, dunya gorusu ile ve daha neler neler. Ama beni en cok sasirtan karari Turkiye'ye olmek uzere yerlesmesiydi. Irma ve Mogens LARSEN, artik Antalya'nin Kas ilcesinin Danimarkali sakinleri. Mogens'a Danimarka'ya ne zaman ziyaret icin gidecegini soruyorum. "Gidecegimi sanmiyorum. Nasilsa Irma yilda bir - iki gider." diyor. "Yerles anasini satayim buraya, dedigimde saka yapmistim." diyorum. "Nordik ulkelerin vatandaslarina saka yaparken daha dikkatli ol." diyor. Gulumsuyor bana Salvador Dali biyiklariyla.
Kas'ta yarimadada, ev satin alip, Meis adasina karsi huzura yerlesmek isteyen dostlarim 2 aydir esyalarini cekemiyorlar gumrukten. Burokrasi, kisisel varligini Turkiye'ye tasimaya karar vermis, bizlerle kader birligi yapmak isteyen dostlarima pek anlayisli davranmiyor.
Bunlar yine de keyiflerini kacirmiyor Larsen'lerin. Gulumsuyorlar, umut dolu.
Larsen'leri daha sonraki bir yazimda daha yakindan tanitmak istiyorum sizlere. * * * Bu kez, siyaset yerine bir yaz fotografi sunmayi arzu ettim. Umarim hosunuza gitmistir.
Esen Kalin.
| ESKI YAZILAR | Bu yaziyla ilgili yorumlariniz varsa yazara mesaj gonderebilirsiniz |
© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)