|
|
|
Hava yagmurlu, puslu ve
karanlik. Istanbul yaka paca
Dagilmi$
gibi bugün. Bu cümle vapurda aklima geliyor. Yakasindan
pacasina, pardon, Kadiköy'den Be$ikta$'a vardigimizda
vapur hepimizi calkalayarak o lastige carpiyor.
Biraz yakin durmu$um denize. Öyle bir sendeledim
ki; tutmasalar tepetaklak, dügmeli denizanalariyla
kari$ik koli basilli Marmara'nin serin sularindan
motorun uskuruna dogru ölümcül bir yolculuga
cikabilirdim. 'Annem
annem!' Hep böyle anlarda babalar veya karde$lerden
önce anneler cagrilir. Kulak, biraz da kalp
dolgunlugundan olsa gerek. Cünkü babamiz genellikle
hayata hazirlamak icin bizi en zor zamanlarimizda
'zor'la ba$ba$a birakmaktan yanadir. Annemizse,
'zor'u üstümüzden kaldirmak icin kendini alta
atar. Denizle karayi ayiran, kocaman vapurun gövdesini
tutan iskele lastikleri gibi hani. Eskiden bir
farki olduguna inanirdim annelerle iskele lastiklerinin:
Bu lastiklerin kaderi, fakat annelerin secimiydi.
Ancak yeni yeni bunun, yani annelerin lastiklik
görevinin bir secim degil, hayvansal yönümüze
deggin bir icgüdü oldugunu savunmaya ba$ladim.
Tipki dogurmak gibi, her 'zor'da, sikintida, haksizlik
ve zavalli durumda cocuklarini hayata kar$i, hayatin
kar$isinda, ezilmek pahasina korumak, annelerin
icgüdüsüydü. Bazi
anneler vardir, bu icgüdülerini uyutup ceninlerini
kücük ya$tan itibaren hayata hazirlamaya ba$lami$lardir.
'Zor'da hissettirmeden, gizliden destek
olur, fakat onlara cogunlukla 'zor ve ben ba$ba$ayiz
yine!' hissi uyandirirlar ceninde. Bazi, ve cogunlukla
bizim toplumumuzdaki bütüne yakin cogunlugu olu$turan
annelerse, iskele lastigi kostümlerini giyip,
ellerinde zirhlari, kocaman silahlari, siyah maskeleri,
binbir ce$it hayat edevatlariyla cenini arkalarina
saklayip, 'zor'dan uzak tutmaktadirlar. Cenin
degil onlar sava$ir, onlar kar$i koymaktadirlar. Cenin,
mutlu bir güni$igi uykusundadir... Rahatta mayi$ir.
Rahatsizlik nedir bilmez zaten, cünkü comak sokan
fena isirilir. Onun icin de hep mayi$iktir. Mayi$ik
cenin, yillar yillar gectikten sonra annenin eteginden
ne yaziktir ki bir gün silkelenir. Ne anne inanabilir
buna, ne de cenin. Zaten pek farkinda degildir
cenin neler olup bittiginin; sadece ba$inin döndügünü
hisseder. Ya annenin lastik ola ola ezilip cani
cikmasidir cifte hayat sava$i vermekten, ya hayatin
artik cenini tek ba$ina istemesi, veyahut büyüdükce
bencille$ip, bencille$tikce annenin lastikligini
normal ve basit görmesi, annenin de 'ee yetti
senin...' diyerek silkelemesidir onu etek altindan.
Cenin yaka paca dagilir o zaman. Bir süre daginik
gezer. Kovulmu$luguyla, yalnizligiyla ba$ba$a kalir.
Istanbul
cok puslu, karanlik, yagmurlu bugün. Vapurdan inip,
anlamsiz dü$ünceler dizisini cümlelere bo$altmak icin
kücük meyhane kilikli, cogunlugunu erkeklerin olu$turdugu
ve orda tek ba$ina oturan tek kadinin hep ben
oldugum sicak kö$esine kivriliyorum Be$ikta$taki a$ina
mekanimin. Fistik, bira ve kalemime sarilip satirlarimi
siraya sokuyorum. Mutluyum. Annem hep bir lastik
olmu$ olsa bile, ben yaka paca dagilmadan silkelenmi$
bir ceninim! Ama sanirim benim $ansim annemin
lastiklikte israrina ragmen babamin bir yolcu gemisinden cok lüks bir yat olmasi! 09 Nisan 2002 |