RUHUN BENİ AZAD EDİYORDU

   
   

 

Kaç zamandir agladim bilmiyorum. Kaç sabahsız gece, kaç terkedis, milyonlarca  isimsiz sızı... 

ve sonunda bitti iste.

Bu, yıllardır kendimi götürdügüm  her yere,  pesimden sürükledigim sitem degildir sevgili. Bu bana olan tutkunun sona ermesine bir tesekkürdür aslında.

Olene kadar yasadiklarimi inkar etmeyecegim.

Simdi çok baska duygular tasimaktayim. Ama ne degisirse değissin hayatimda, senin icin yazdiklarimi, sana biriktirdigim açliklarimi, bir gun sana diye alti çizili armaganlarimi yakip yikmayi dusunmuyorum. Ne dostca ne düsmanca adini anmayi yada inkar etmeyi de... Her sey ama her sey oldugu gibi bir kutuda kalacak simdi. Saygisizlik etmemeliyim sen dolu anilarima.

Ve yol almaliyim simdi. Sadece  hayallerimde olan sana, yine hayali bir veda etmeliyim.

Baharda tanidim seni. Onca sokagim vardi. Ama hiç birinde bulamiyordum kendimi. Mutlu olduguma yeminler ediyordum. Sevdigime ve sevildigime. Her zamanki gibi bir bahardi, hayat  yirmi gun egleniyordu bizimle, iki gun aglatiyordu. O kadar alisiktim ki; düzen bu diyordum acemi sesimle. Yalanlarimla butunlesebilmis, geriden gelen ve sanssizligim diyerek kabul etmekten kaçtigim herseyi sokaklarimdan birinde kaybetmistim. Sonunda tek basima kurdugum ve hükümdari oldugum bir dünya yaratabilmistim.

İlk animizi hatirliyorum.

Evindeydim. Varligindan haberim bile yoktu. Kimse senin gelecegini söylememisti. Birden kapi acildi ve içeri geçmisten biri girdi. Onu taniyordum ama asla nerden oldugunu bilmiyordum.

Benim geçmisim degildin. Sokagima kapanirken sana rastlamamistim... çok sonra anlayacaktim, daha eski bir geçmistin. Ben dogmadan önceydin. Ama neydin, kimdin hala bilmiyorum...

Tanidigim ama sevmedigim bir  sehirden geliyordun o gece. Üzerinde şehrin karanligiyla bütünlesen eski bir kot, kötülük yagmurlarindan korunmak icin giydigin pahali bir mont, veremeyecegin avuntulardan kaçabilmek için burnuna kadar çektigin  acimasiz bir sapka vardi. Anahtarin kilitte dönmeye basladigi anda o karanlik sehre ait olan butun kiri üstünden cikarmaya basliyordun.

Evine giriyordun...

Sığınağına...

İçin gibi minimal ve çigliksiz bir salona giriyordun. Evde her zamanki gibi kalabalik bir yalnizlik bekliyor saniyordun. Beraberinde getirdigin o sehvet kokusundan bir an önce arinmayi istiyordun sadece.

Her zamanki gibi biraz kendi yazdıigin kitaplari okuyacak, sana ait olan binalarin taslagina göz atacak, besteledigin müzikleri calacak, ellerinle yaptigin yataga uzanacak ve yorgun sehrinin günlük  zaferiyle, ertesi güne kendinden emin ve dinlenmis olarak baslayacaktin.

Bu güne kadar kapilarini kendin açmis kendin kapatmistin. İstedigini kilitlemis, istedigini sarmalamistin. Belki ilk defa bu gece actigin kapinin ardinda bilmedigin bir dünyaya girecektin.

İçeri girdigin anda, gözlerim olmayan bir noktaya dikilmisti.. aci-tatli bir esinti girmisti salonuna. Hemen o an birbirinden çok uzak iki kentin arasina keskin bir köprü kurulmustu. Gözlerimi diktigim noktada gozlerini göremiyordum. Sende benimkileri..

Bir çift el gözüktü ardindan. Ustaca, acimasiz sapkana yöneldi. Gözgöze gelmistik sonunda. Sen bir kaç saniye nerde oldugunu anlamaya, bense orada ne aradigimi hatirlamaya çalismistik..

Gördüklerime  inanamiyordum. Karsimda eski bir adam  duruyordu, nasil agladigini duyabiliyordum. Duygulari en az benimkiler kadar bir kitliktan çikiyordu. Geçmise ait sehirler yeniden yapilaniyordu tasidigi kokuda. Beraber yüzdügümüz denizleri, camın onunde bitmesi için dua ettigim savas gecelerini hatirlatiyordun.

O an çalan müzigin sesi kesilmisti. Bütün isiklarim  bir anda yanmisti sanki. Ve sen kapida, ben yerde anlamsizca susuyorduk. Uzaktan bir ses adimi sesleniyordu. Ancak dönebilmistim yerde oturdugum salona.

Biri bizi tanistiriyordu iste. Oysa ikimiz tanisiyorduk  zaten. Ne olduysa sonrasini hic animsamiyorum. Hatirladigim tek sey, az önce aydinlanan karanlik gözlerine bir daha bakamayacaktim. Beni davet eden bilinmezligi tekrar hatirlamaktan korkacagim...

İkimiz içinde sevismek konusmaktan ibaretti. Kutsalliga giden yolda hiç vakit kaybetmemistik, hemen soyunmustuk birbirimize. Yangin yerinden kacar gibi ruhlarimiz birbirine kosuyordu. Kısa sürede bütün bildiklerimizi unutmustuk.  Sadece burada olmak istiyorduk. Günler yerdeki o minderde gecmisti. En aç gözlü savruluslarimizi orada paylasmistik. Basini bilmedigimiz gibi sonunuda göremiyorduk...

İkimizde baslatmamistik bu hikayeyi, ikimizde kahramandik. Tek kisilik ordulardik. Savaslar baslatip, kendi kendimizi yenmeye çalisiyorduk. Ne kadar asktan bahsetsekte aslinda bizler sadece kendimize asık olmayi seçiyorduk.

Sende öyleydin..

Belki ilk defa kapilarini acmamis birine once asık oldun sandin, sonra anlamsızca savastın ve gitmeye karar verdin.

Seni sevmeye zaman birakmamistin. Gidiyordun, beni tek basima biz’den alikoyup uzaklara gidiyordun. Nice ihtilallere.

Engel olamadım...

Kendime ragmen sana cektigim rest durduramamisti gidisini. Hayatimin geri kalaninda, yetim sokaklarina tek basima  terkeden bir lanetle gidiyordun.

Bana kalansa, hayali bir ask, hayali bir sokak, hayali bir kimlik ve iflah olmaz bir ruh, yarali.

Beni asla yalniz birakmayacagina söz vermistin. Acemi hayatim ve ben sana ne kadar da inanmistik..

Geceleri agladigimda beni duyabildigine inaniyordum. Az sonra baglanti kuracagina..

En az benim kadar seninde hissettigini düsünürdüm. Ta yüregimden, en dokunulmayan yerlerimden bunu isitir ve oldugum gibi sana akardim. Sana akardim... 

Tanri dan baska kimseye anlatamazdim seni. Seni bunca sevdigim icin bir tek o vezgecmiyordu benden. O dokunabilirdi kanayan yerlerime. Ancak seni o kadar dilemis, o kadar cok bahsetmistim ki, artik ondan bile utanir olmustu acikta duran iltihaplarim.. öylesine utanç kaniyordum ki, sonunda  bileklerimden çikarmak istemistim bu simsiyah askimi...

Onu da becerememistim.

Kimselere söyleyemezdim hala kanadigimi. Ama sana kadar haberim gidiyordu. Bir mektup geldi sonra senden. Bana ne kadar kizgin oldugunu yaziyordun. Beni inanclarim icin infaz ediyordun..

Sana mutlu haberlerimin gelmesini isterdim. Her seye ragmen hayata tutunabildigime dair haberlerimin. Eminim ki sen buna sevinirdin. Ama inan mutlu degildim. Mutlu olamiyordum. aynen bıraktigin gibiydim. Hiç bir seyi gelistiremiyordum. Denemiyor degildim. Ama yoklugunla bas edemiyordum iste...

Bu ilk ve son haberin olmustu...

Yeni  bir iliski kurdum aylar sonra. Bir yerden baslamak gerek diyordum. ömrümce  bir tek senin dokunacaigini saniyordum bedenime. öyle kapatmistim kendimi. Sanki bakireligim yeniden bozuluyordu o gece. Evet bütünlesiyordum, hemde  bir baskasiyla. Sen olmayan baskasiyla. Hiç aci duymadim. Sonuna kadar inkar ettim aslinda yatakta sen olmadigini. Ama bu tahmin ettigim kadar uzun sürmedi. Bir gece o diye senin adini seslendigimde basladigimi sandigim noktaya tepe taklak geri döndüm.

Kimi bulursam ona sarilmaya calisiyordum. Dost olsun yada olmasin demistim, sadece beni günahlarimdan arindirsin istemistim. o kadar çaresizdim ki, uzanmaya çalistigim bütün kollardan teker teker düsüyordum.

Artik eskisi gibi degildim. Eskisi gibi her seyi bilemiyordum. Bütün bildiklerim yalandi. Bir azize nasil oluyorda bir fahiseye dönüsmüstü  anlayamamiyordum.

Tipki batan bakkal gibi eski sevgilerime kaçiyordum. Senden öncekilere, daha öncekilere... Ama zamani geri çeviremeyecegimi henüz ögrenemiyordum.

Yine susuz kalmistim.

Baska baska bedenlere giriyordum. Susuzlugumu gideremiyordum. cok eski ve ödenmemis bir bedel ödüyordum.. Ah Tanrim bakireligimi nerde kaybetmistim?

Gidisinden yuz yillar sonra, o gece biraktigin soluksuz sehrine tekrar dönmüstün. Bu kez ustune günahlarini giymistin. Rengarenkti giysilerin. Yalnız degildin.

Bakamadım bile sana. Kendimi, bütün yaralara bagislayan sevgisiyle kucak açmis bogaza attim. Kiskançligimdan etim yaniyordu. biri bu yangini söndürsün istiyordum. Siradan bir insanin nasil katil olabilecegini o gece cok iyi anliyordum...

Kendi gölgem beni ürkütüyordu. Hiç gitmedigim bir sokaktan çikiveriyordu. En derin uykumda beni dansa kaldiriyordu. Beni degil seni takip ediyordu gölgem. Onu da sev, ona da dokun, onu reddetme istiyordu.

Ne zaman biri beni sevecek olsa ruhun beni esir aliyordu. Asla baskalasamiyordum. Hep geriye dünüyordum. inkar ettikce ruhum da terketmek istiyordu.. her gün farkli kalplere girmekten yoruluyordum. Böyle anlarda  çirilçiplak agladigim evime dönüyordum.

Zamanla seni seven ve asla terketmeyen bir ruhla ayni odada  yasamayi ögreniyorsun. Tanidik bir ruh, ait olmadigi bedenlerden ayirdediyor kendini.

Seni atabilmek için sevistigim onca beden senden baskasi degildi aslinda...

Artik biliyordum; ne gittiginde, ne dönmediginde, ne kanim çekildigi geceler dayanamayip seni aradigimda, sokaklarimda, eski sevgilerimde, özlemlerimde ve hayallerimde, o yüzünü  asla göremedigim ama solugunu hep isittigim o sey, senin ruhundan baskasi degildi.

Senin ruhundu...

Agrilarim zaman zaman duruluyordu, ruhuna akiyordum. Yalniz degildim, tipki söz verdigin gibi aslinda hep yanimda olmustun. Geçmisten geliyordun. Belki bilmedigim kadar eskiydin.

çocuklugumda yalniz oldugumu hissedip ümitsizce aglarken, beni teselli eden melegimdin. Sen oydun.

Beni seven eski bir ruhtun..

Bir gün tanistirilmistik. İsim koymuslardi bagimiza, sen askini veriyordun. Askin senin hayatindi, agrilarin, geçmisteki ailen, gelecekti dünyandi askin. Ask senin bütünlesebildigin tek gerçek olguydu.

Oysa ben tanimiyordum aski. O bag adina bildigim tek sey yaydigin isiktan kendime, sokaklarima kavusabilecegim bir kanal buldugumdu. Aski tanimiyordum, bilgi istiyordum. Sahici bir hayata sürünmek icin bilgi...

Sen bendeki güce akiyordun. Ama benim gücüm yoktu. Hiç olmamisti. O tek basima yarattigim ve hükümdari oldugumu sandigin benim dünyam degildi. Yoktu öyle bir dünya. Ben sana gelene kadar basta kendimi, sonra seni ve herkesi kandiriyordum. Olmayan bir güce akitiyordun sen askini; o ben degildim.

Ben senden alacagim bilgilerle kendimi bulmayi istiyordum. Kimdim? Nerden geliyordum? Neler yapabilirdim? Nereye kadar gidecektim?

Askima akiyordun.

Senin için ask yoksa dünya tozdan ibaretti. Ask degilse o, bütün sular senindi. Ask degilse denizlerine isemeye gidecektin.O zaman adin ve gelecegin belirsizlik denizlerinde, yalan bir hayatti..

Gittin...

Hiü vakit kalmamisti seni sevmeye. Artik inanmiyordun. Oysa beslendigim tohumlarin henüz yeseriyordu.

Ama gittin...

Her zamanki gibi olmayan bir bahardaydim sonunda..

Kendime nefret doluydum. Seni bütün tanrilardan dilendigim iüin utanü duyuyordum. Asil tanrisini bile tanimayan bir dilenciydim. Ve siginacak kimsem kalmiyordu geride. Dünyanin bilinen ve bilinmeyen bütün bosluklari içime dolmus ve ben orada kendimi kaybetmistim.

O boslukta tanrilarimi, sevgilimi, enerjilerimide kaybetmistim.

Vazgectim duyularimdan.

Siradan isler yaratmistim kendime. Olmasi gerektigi için olan bir iliski, gitmem gerektigi için gittigim bir is, tamamen raslanti uyandigim bir gün. Her sey son derece rutindi.

Sevkate gereksindigim bir geceydi. Yine evimde yine aglamaktaydim.

Kitaplarim daginik, evim toz icindeydi. Bir mum yaniyordu. İcim yaniyordu. Umutlarim, hayallerim yaniyordu.

Paylastigimiz bir geceyi animsiyordum. Ayni sarki, ayni tütsüler, sanki ayni geceydi.

üsüyordum. Bütün agrilarim ayaklanmisti. Yastiklarima sarilmis iltihabimi onlara döküyordum simdi.

Sicak bir esinti doldu içeri o an. Bir el dokundu omuzlarima. ürperdim.

Aglamaktan kesik kesik çikiyordu sesim. Bir seyler degisiyordu zaman tünelinde.

Bildik bir kokuydu bu dokunuslar. O eski eller...  anladim, ruhun gelmisti sonunda.

O gidisinden yillar gecmisti. Asla dokunamadim tenine. Ruhun bu gece ilk ve sanirim son defa yanima uzanmisti. O kadar hasret doluydum ki sana, güzlerimi açmaktan korkuyordum. Orada bos yastiklari gürmek istemedim.

Çok özlemistim.

İçeri nasil girdigini bilmiyordum. Gitmeni hiç istemiyordum. Ayni anda hem sana hem unuttugum tanriya kalman icin yalvariyordum.

Sensizligin nasil geçtigini anlatiyordum hiçkiriklar içinde. Yaslarim gözbebeklerimden akiyor, içimde kanayan yerlerime melhem oluyordu.

Yillardir bu ani yasamak için binbir umutla beklemistim. Sonuda çürüyen bedenin olmasa da beni bütün gerüekligiyle seven ruhuna dokunuyordum.

Gitmene nasil kiyabilirdim...

O odada ben, tanri ve ruhun vardi. Dünya da ben, tanri ve ruhun...

İste buradaydin. En sonunda gelmistin. Gerçektin yada degildin, bu geceye benden baska kimse inanmayacakti. Ama yine de ruhum sefasindan ölüyordu.

Sana sarildim... kokladim.. agladim.. öptüm..

Yoklugunda neler degistigini anlattim. Askindan bir fahise oldugumu anlatirken bile yadirgamadi beni ruhun. Sevdin beni. Yüzüme sevgiyle dokundun. Asla darilmadin, asla kizmadin.

Seni deli gibi bekledigimi, öldügüne inandigim icin kosulsuzca ölüme atladigimi, yazdigim ve yollamadigim yözlerce mektubu, hayata tutunamadigimi... tutunamadığımı..

Aska bagislayan ve yüce kilan, seni gözümde kutsallistiran ve beni hiç yaniltmayan adaletinle sonuna kadar dinledin. Acele etmeden yanimda uzandin.  Bende tamamlanmamis bütün cümleleri bitirdin. Aglamam kesildi..

Görevini tamamladiktan sonra son bir kez saçimi oksadin ve usulca geldigin gibi gittin.

Tam o sirada gecenin karanligina gülümseyen ayin pencereme kadar geldigini gördum.

İste orada anladim; beni layik oldugum baska bir sevgiye ellerinle teslim etmeye gelmistin.

Bir daha dönmeyecektin...

Çocuklugumdan beri benimle olan emanet ruhunu almaya gelmistin belki.

Kimbilir belki de ben tanriya senin için yalvarirken, sende bende biraktigin ruhunu geri almak için yalvariyordun.

Gitmistin...

Evimden, dünyamdan, kalbimden gitmistin artik... yastiklarin içinden dinlenmis kalktim. Elimi yüzümü yikadim. Beyaz havluya yüzümü kapatirken yepyeni bir hayatin umutlarina öykünüyordum.

Aynada piril piril gözlerim bana bakiyordu.

Tekrar odama döndügümde camlarin disinda sallanan perdeleri içeri aldim. Hava biraz serinlemisti. Az önce yasadigim olagan disi geceyi kalemimle bütünlestirerek ölümsüz kilmak istedim.

Yillar süren bir tutku artik sona ermisti.

Saatlerce düsünüp durdum, düsmüydü yoksa tanrinin bir armaginimi diye. İçime dolup tasan huzurdan anlamistim; ruhun beni azad ediyordu.

 

10.07.2002                                                                    
Serap AZBAY
serapazbay@hotmail.com

 

Konuk Yazarlar