Buzdan Sehir Minneapolis
| Minneapolise is egitimi icin bir aylik
zorunlu gidisim oncesinde, Minneapolis sehri ve Minneasota eyaleti ile ilgili celiskili
fikirlerim vardi. Bir taraftan Coen Kardeslerin Fargo filmi yuzunden inanilmaz ic
kapayici, sikici bir beyazlikla kapli bir ulke bekliyordum, obur taraftan (the artist
formerly called) Princein evinin burda olusu ve Minneapolisin liberal sehir
olarak yaptigi un yuzunden enteresan bir sanat ve gece hayati
Amerika oncesi
yillarimdan kalma onyargilarimdan ise "Altin Kizlar" dizisindeki aptal Rose
yuzunden Mid West insaninin zekasal yavasligi merakimi celbetmekteydi. Hertarafta sarisin,
kirmizi suratli amerikan koylusu kadinlari tayyorlerinin altinda lastik ayakkabilariyla
gorecegimi dusunuyordum. Yazin ortasinda sacma bir soguk, ve goller arasinda sikici bir
guzellik de 5 sene Upstate New York bolgesinde kalmis bir kisi olarak beni hic cekmiyordu.
Gelis oncesinde elime gecen her Amerikaliya Minneapolis hakkindaki fikirlerini sordum. Guzel bir enteresanlik ile, her konustugum insandan muspet gorusler aldim. Ailesi Mineapoliste oturan bir hanfendi (Molly), sehir merkezinden yuruyerek yarim saat uzaktaki goller etrafindaki bisiklet/kosu/rollerblade yolundan bahsetti. Ortayasini yeni gecmis bir mimar (Peter) Amerikadaki en favori modern sanat muzesinin Minneapolisin ortasindaki Walker Museum of Modern Art oldugunu anlatti. Princein helikopterden gorup "Nah surasini alicam" deyip aldigi fransiz satosu taklidi evini de mumkunse gorsem listeme aldim. Iste Minneapolis ofisinden calisan bir kil herif New Yorktan sonra en cok tiyatro olan Amerikan sehri oldugunu soyledi. Yaraticiligi hayatini hapseden insanlardan olan arkadasim Dennis ise cesurca sadece bir kez o da cok kisa olarak gordugu Minneapolisi Amerikanin New Yorktan sonraki en hip/moda sehri ilan etti. Butun bunlar benim zorunlu gidisimi degistiremediler tabii, ve New Yorktan ucaga binip 3 saat batiya yol aldim. Firtina yuzunden 4 saat rotar oldu ve Minneapolis - St. Paul havalaninina indigimde saat sabah bir bucuk olmustu bile. Etrafta hic insan yoktu. Daha sonra bunun sehrin bir ozelligi oldugunu anladim. Ozellikle sehrin merkezi civarina olanin uc kati kadar daha insan sigar gibi gorunuyordu. Kisa bir not: Mineapolis ve hemen yanindaki St.Paul sehirleri zamanla genisleyip birlesmisler. Artik birisi denilince oteki de akla geliyor. Twin Cities (Ikiz Sehirler) olarak biliniyorlar. Minneapolisin belediye baskani da eski pankreasci Johnny "The Body" Ventura. Halk kendisine bayiliyor. Gecen aylarda Economist dergisinde de onla ilgili cok positif seyler yazan bir yazi cikti. Artik Johnny "The Body" Ventura yerine Johhny "The Mind" Ventura olarak anilmaya baslanmis. Yani vucut Coni yerine zeka Coni. Darisi bizim futbolcularin basina. Alisik olmadigim bir sekilde, 20 dakikalik bir taksi yolculugu sonunda otele vardim. Hilton bir zevksizlik abidesi olarak olmasi gerekenin uc kati susle doldurulmustu. Otelin servisinin kotulugu ise baska bir eglence idi. Kisa bir ornek vermek gerekirse, pantalonumu kemer takgacini tamire verdikten sonra guzel bir sekilde utulenmis ve "terzi eli degmistir" diye isaretlenmis sekilde alip, kopuk kemer takgacinin tamir olmadigini cok da sasirmayarak farkettim, ve resepsiyona hesap sormaya gittim. Resepsiyondaki surekli anahtar kaybetmemden artik beni tanimis olan - adam birkac telefon gorusmesi yaptiktan sonra gulerek geldi, ozur diledi ve o anda terzi bolumunde calisan kadinin dikis dikmeyi bilmedigini soyledi. Cus dedim. Neyse ki bir gun sonra hallettiler. Northwest havayollarinin cok siki bir zamanlamayla benim Minneapoliste oldugum haftalara getirdigi grev yuzunden bir haftasonu orda mahsur kaldim. Normal sartlar dahilinde her haftasonu New Yorka ucacaktim. Allahtan New York tarafindan gelen ucaklarda yer vardi da Seha beni ziyarete geldi ve cok dinlendirici, ve eglenceli bir haftasonu gecirdik. Ilk aksam bir atraksiyon yoktu, sakin sakin sinamaya gittik. Cumartesi gunu Calhoun Golune gittik. Hava inanilmaz sicakti. Futursuzca ustumu cikardim, ve gol etrafinda rollerblade yapmayi ogrendim. Iyi paten kayanlar "On your left!" (solundan) diyolardi ve hizla ruzgar cikararak solumdan geciyorlardi. Enteresan olarak bir Turk adam geldi bir ara ve biraz konustuk, bize fren yapmasi ogretti ve hadi iyi gunler deyip rollerbladeiyle yoluna devam etti. Millet muhtemelen - buz gibi olan gole de girmiyor degildi. Arada yorulunca, gol kenarina oturuyoduk. Uzaktan da Minneapolis gokdelenleri sanki oyuncak gibi duruyolardi. Aksam sirket insanlariyla olmaya karar verdik. Once otelin altindaki olmasi gerekenden pahali ama guzel yemekli restoranda yemek yedik, sonra da en sik gitigimiz yer olan Queste (Prince in actigi ama sonra sattigi klup) gittik. Hip hop gecesi idi. Hip hop, rap gibi ama daha yavas bir muzik olup dinleyicilerinin cogunu zenciler olusturur. Turkiyede de Power FM bol bol calar. Sahsen hic sevmem. Ama kapida cok siki kiyafet kontrolu vardi, dolayisiyla enteresan tipler yok degillerdi. Mesela bir zenci adam ciplak teninin ustune bej bir takim elbise giymisti (kruvaze) enteresan bir sekilde guzel bile olmustu. Amma velakin, hip hop da olsa cok guzel muzik caldi. Acayip dans vesaire ettik. Talat adli arkadasim alkol ve danstan terledi ve (ki kendisi Pakistana tatillerde gittigi zamanlarda dini tarikat toplantilarina katilan dindar bir kisidir) uzerindeki gomlegi once yavas yavas, sonra da sabirsizlikla hasirt diye cikartip ciplak dansetmeye devam etti. Daha sonra bir kere giymeye calisip, el-ayak motor kabiliyetleri noksanligindan takrar vazgecip, sonunda bir kenara firlatti. Oteki gun bir kere daha ayni gole rollerbladee gittik. Bu sefer erken birakip uptown bolgesinde biraz dolastik. Hersey cok guzeldi. Bir iki katli binalar, guzel dukkanlar, kaldirim kafeleri falan vardi. Bir ara yanimizdan gecen iki 15-17 yaslarinda cocugun sanki Turkce konustuklari kanaatina vardim, ama sonra tiplerine bakip, "yok yok, olamaz" dedim, biraz sonra aynen Turk gibi bir arkadaslarina "sist, sist" diye seslendiler, Turklukten gelen ecnebi memlekette Turk gorme merakim daha da celbedildi. Bir sure takip ettik, en sonunda bir tanesinin "Olm yani nerdeyse ustune para verecekti" demesi uzerine suphelerimiz dogru cikti. Ama tam zenci homeboy gibi giyinmis iki cocugun Turk olmasi olasiligi nedense mumkun degil gibi gelmisti. Enteresan milletiz vesselam. Cancunda da olsak, Minneapoliste de olsak, nasil giyinirsek giyinelim, nasil konusursak konusalim bir sekilde Turkluk kaliyor hep. Cocuklarin muhtemelen abaza muhabbeti yapiyor olmalari da ayri bir hikaye, ki bunu irdelemek ayri bir yazi gerektirir. Arkadan heykel bahcesine ve modern sanat muzesine gittik. Heykelleri cok begenemedim, muzedeki gecici sergi de benim gibi sanatla ic ice sayilmayacak bir kisi icin cok anlasilmazdi. Bu kadar abstrakt sanati etrafimda bir aciklama olmadan takdir edemiyorum maalesef. Tam kalici sergi kismina geldik - ki cok guzeldi ilk gordugumuz seyler maalesef muze kapandi ve bizi disari paketlediler. Bir aksam isten butun herkes Minnetonka golune gece yemekli tekne gezisine gittik. Bogazdaki geziler gibiydi. Teknemiz, buyukce bir kotra idi. Yemekler guzeldi, kendi muzigimizi caldik, icki ictik (sonra arabanin kenarindan kafamizi camdan cikarip kustuk vurgulanmasi gereken detay: arabanin icine bir damla bile gelmedi), dans ettik. Golde gezi inanilmazdi. Etraf tamamen sessizdi, binlerce agaclikli ada arasindan yavas yavas ilerliyorduk. Bazilarinin uzerlerinde tek tuk evler ve minik isiklar vardi. Ruyada gitmek gibi birseydi. Ulkenin beyazlar gelmeden onceki hali boyle idi herhalde dedim kendi kendime. Cennet gibiydi. Canim motorlu kotra yerine ayni geziyi sessiz minik bir yelkenli veya kano ile daha az kisi ve daha yakin insanlarla yapmak isterdi. Cocukluktan kalma Teksas/Zagor hatiralarimla sanki minik adalarin ustundeki sik agacliklar arasindaki yerliler tarafindan izleniyormus hissine kapildim. Her an melun kirmizi ceketli Ingilizlerden kacmakta olan ucgen sapkali bir sakalli adam bekledim (ayaklarinda ise cizmenin icine sokulmus ustu bol bir pantolon olmasi lazim). Amerikanin (ve "yuzde buyuk ihtimalle" dunyanin) en buyuk alisveris merkezi Mall of America anlatilmazsa da olur aslinda ama anlatalim. Hayvan gibi oldugunu soymeye gerek yok. Icinde lunapark bile vardi (roller coaster dahil). Lunaparkin etrafi dukkan dolu idi. Dort kosesinde ise Sears, Macys, Nordstrom ve Bloomingdales gibi devasa dukkanlar mevcuttu. Bir suru restoran vardi, hem de tipik mall restoranlari degil, daha guzel dukkanlar falan. Genel olarak da temiz ve karakterli bir mall denebilirdi, karakterli mall nasil olur diye de sorulabilir tabii. Mallda kiyafet ve ayakkabida vergi olmamasi da baska bir guzellikti. Ama sonuc olarak bir mall iste. Genel olarak Minneapoliste bol bol uzun beyaz/gri sacli, at kuyruklu adam gordum. Sankim eski hipiler (ve ruhu hipiler) soguk sehir tercihlerini Minneapolis lehine kullanmislar gibi. Bir taksi soforune gore zenginligin bikac sebebi var: Missisippi nehrinin su tasimaciligi yapilan son yeriymis, dolayisiyla butun Mid West bolgesinin mallari burdan gecermis. Ayricana, endustri de oldugunu soyledi. Ne yaptigini hala anlamadigim ama elektronikle alakasi olmasi gereken Honeywell sirketi buraliymis. Herbiyerden cikan ve dusey yuzeylere yapisma problemi olan post-itlerin ve kotu disketlerin ureticisi 3Mde. 3M Minnesota Mining and Manufactiring demekmis. Biraz da suna bozulmaktayim: O kadar sabit fikirli olduk ki, ben buraya gelmeyi hic istemedim ilk baslarda. Kime soylesem de tuh muh yazik dedi. Bazilarinin da tek aklina gelen Mall of Americaydi zaten. Geldigimden beri de kime "valla cok guzel sehir" desem, tipik basarisizlik kabullenemeyen insanlar gibi kotu duruma dusunce kendini avutuyor muamelesine mazur kaldim. Anlattiklarimi dinlememekle kalmayip, bir de onayliyormus gibi, ama aslinda onemsemeden, kafa salliyorlardi Sonra da cehaletleri ve dunyayla ilgisizlikleri yuzunden Amerikalilara catiyoruz. Belki de burda cok kalmaktan biz de oyle olduk. Neyse konu daha fazla dagilmadan devam edelim Minneapoliste butun Amerikan sehirleri gibi parasini verene inanilmaz guzel restoranlar vardi. Bizim paramizi da sirket verdigi icin dort haftada bunlarin hepsini denemis olduk. En enteresani, yedigim en guze Pad Thaii yapan Tayland restorani oldu. Amerikali bir cift isletiyorlardi. Tayland gezilerinin donusunde acmaya karar vermisler. Insanlarin egzotik ulkelere gittikten sonra ugrasip didinip yasadiklari yerlere gezilerini tasiyip getirmeleri cok takdir ettigim bir davranis. Adanada ilk Thai restorani ne zaman acilacak acaba? Bir aksam isten insalarla is tarafindan sponsor edilmis aktivite Minnesota Twins Chicago White Sox beyzbol macina gittik. Adet yerini bulsin diye felaket tadli sosisli sandvic yeyip bira ictim. Tabiiki cok az tezahurat vardi. Gerci bu seyrettigimiz takimlarin ikisinin de herhangi bir iddiasi kalmamisti ama zaten henuz Amerika da seyrettigim hicbir spor karsilasmasinda (Cornell Buzhokeyi maclari haric ki onlar da biraz fazla terbiyeli/cocukca tezahuratlarla gecmekte) adam gibi bir takim destekleme denemesine sahit olamadim. Sonuc olarak mac bitmeden cikip gittik zaten. Beyzbol standartlarin bile altinda sikiciklikta bir macmis, zira meraklisi arkadaslarimiz bile dayanamadilar. Bir diger aksam ise tiyatro mahallesindeki "Tony and Tinas Wedding" adli oyuna gittik. Simdi oyunun olayi su: izleyiciler Tony ve Tina isimli damat ve gelinin Italyan usulu dugunlerine sanki davetliymis gibi gidiyorlar. En basta kilisede dugun, birkac konusma ve sarkilar var. Tabii bir adet sarhos fotografci, bir ader escinsel erkek video kameramani, bir adet dugunden hosnut olmayan eski erkek arkadas, bir adet ickici rahip, bir adet de esrarkes rahibe mevcut. Damatin babasi ayni zamanda mafya babasi (hafifmesrep kiz arkadasi da var), gelinin annesi sonradan gorme, gelinin erkek kardesi escinsel (sonradan ayni cinsten esini de video kameramani buluyor), vesaire vesaire. Mesela kiskanc erkek arkadas yanimizda oturuyodu, daha dogrusu yanimizda oturan deri ceketli izbandut gibi herif birden ayaga kalkip, "Ben bu ise karsiyim falan filan" dedi ve mafya babasi (oglan babasi) gorillerini yollayip attirdi. Kilise toreninin arkasindan da asagi kattaki yemek ve dans kismina gecildi. Sonucta sacma sapan ve komik olmayan bir oyun. Ustelik gercek bir dugun gibi zorla dansa kaldirma, tek tip yemek, ucuz sampanya, binbir cesit cirkin muzik bile mevcut. Tek eksik dugun oncesi araba ile gezip korna calmak. Dugunlerden hoslanmayan bir kisi olarak hic eglenmemekle kalmayip bir de sikintidan patladim. Mineapolis gece hayatiyla ilgili bir baska enterasan not ise, pazartesi aksami gibi normal sartlar altinda sakin gecmesi gereken bir aksam ciktigimiz zaman, trance turu muzik calan gece klubunin dolu olmasiydi. Artik New Yorkta boyle seyler gormeye alistik ama Minneapolis gibi sessiz ve sakin bir sehirde beklemiyordum. Sanirim bu da genel bir Amerikan hayat tarzi. Simdiye kadar Amerikada gittigim sehirler genelde oyle veya boyle turistik sehirler olduklari icin daha once bu isin farkina varamamistim. Etrafinda rollerblade yaptigimiz gol Adana Baraj Golune benziyordu. Ayni sukunet, ayni gol buyuklugu ve etrafinda alcak, hafif ormanlik alanlar. Hatta Cukurova Universitesi lojmanlarina benzeyen bir site bile vardi. Tek farki, araba ile yanimizdan 200le gecmediler, ve Turkiyede asla goremeyecegimiz manzaralar gorduk. Goremeyecegimiz manzaradan kastim su, golun bir kosesinde yaslari 50 ila 80 arasinda degisen bir grup insan ellerinde torbalar ve filmlerde (ozellikle eski Laurel Hardy filmlerinde) gordugumuz ucu civili soplalar ile gol etrafindaki copleri topluyorlardi. Birincisi zaten Turkiyede bu tur manzara gormek biraz zor. Gonullu olarak etraf temizleme gelenegi yok. Ikincisi ise bu yasta insanlarin cocuklarina ve torunlarina, hatta torunlarinin torunlarina temiz bir dunya birakmak icin yorulma usenme bilmeden ugrasmalari. Bizdeki "benden gecti, artik gencler yapsin" veya "bana ne, ben gorecek miyim?" kafasi burada yok. Ileride Turkiyeye donersem, getirmeye calisacagim ilk seylerden birisi olacak bu. Bu geziyi bu kadar guzel yapanlara tesekkurlerim sonsuz, kisaca soyle: Talat arkadasim, sarhoslugun da etkisiyle kendinden gecip bize yasattigi yukarda anlatilan vaka-i gomlekkiye icin; Deloitte and Touche Consulting Group (yeni adiyla Deloitte Consulting), beni Minneapolise gitmeye zorladigi icin, yoksa hayatta gelmezdim herhalde; Northwest Airlines pilotlari, grev yapacak tam zamani bulup beni bir haftasonu mahsur edip, Minneapolisi gormemi sagladiklari icin; Molly, verdigi guzel tavsiyeler ve en onemlisi Sun Country Airlines icin; Sun Country Airlines, herseye ragmen Mineapolis-NY biletleri oldugu icin; annem, bana bu yazilari yazmam icin destek ve durtu oldugu icin . Teesuflerim ise su zatlara: Sayin Seha Ismen, beni beklemeden rollerbladeleriyle basip gittigi icin (birkac kere); rollerblade kiralayicisi sisman, uzun at kuyruklu, ciklet cigneyen amca, acayip acayip bakip beni kredi kartimi verdigim icin hafiften paranoyak yaptigi icin; medenniyet dedigimiz tek disi kalmis canavar, o guzelim ulkeyi isik, motor gibi seyleri getirip bozdugu icin; makus talihimiz, tek disi kalmis canavara olan bagliligimiz yuzunden isik, sicak su ve motorsuz yapamadigimiz icin; Northwest Airlines ve Uniglobe Travel,biletlerimi almaya calisirken muhtesem kotu musteri hizmetleri sayesinde beni delirtmeye yakin ettikleri icin (Yazim tarihi: 13 Kasim 1998) 29 Temmuz 1999, New York |