HASAN'IN ÖYKÜSÜ |
|
| Basimizdan gecen olaylarin heyecani dagilip, olaylara simsiki bagli
sandigimiz duygularimiz da bellegimizden silinince, geriye yalniz oykunun kendisi kalir.
Iste o zaman, oykunun bize mi, yoksa bir baskasina mi ait oldugunun onemi yoktur. Ama ben
gene de, bir oykusu olan insanlara gipta etmisimdir. O yil da gunesli ve ruzgarli gunler birbirini izlemis, tatil bitmisti. Ankara'dan gelen ogretmen aileleri, yaz boyunca, Gelibolu'daki bos okul binalarina yerlesmisler, gunduz plajlari, aksam da sokaklari doldurmuslardi. Farkli yaslardaki genclerden olusan gurubumuzda, kizlar ve oglanlar zaman zaman degisiyor, ama gun gecirme bicimimiz hep ayni kaliyordu. Sabahlari denize girer, ogleden sonralari da semsiyeli bir masa etrafinda toplanir, kendi kendimizi eglendirirdik. Kizlar, oglanlarin kaba sakalarina onlarin cozemedigi bilmecemsi guluslerle karsilik verirler, icine kolayca girilemeyen bir dunyanin sirrini paylasirlardi. Sozverislerden uzak arkadasliklarimiz, yarinin da ayni bugun gibi gececegini bilerek, ama her gune gene de ozlemle baslayarak surdu ve sona erdi. Guzle birlikte Gelibolu yeniden sakin gunlerine dondu. Bir yil once universitede edindigim arkadaslarimi ozlemistim. Donus gunu, giysiler ve kitaplardan agirlasmis bavulumla ana caddedeydim. Istanbul'a giden otobus geldi. Her zaman yaptigim gibi arkalarda, cam kenarinda bir yer sectim ve oturdum. Bu koltuklarin bir kaza sirasinda en emin yerler olduguna dair inancim, dinledigim bircok olaydan cikardigim sonuca dayaniyordu. Gelibolu pazarina rastlayan gunesli bir gundu. Elime aldigim gazeteye dalmadan once, gozum disaridaki koylu kalabaliginin nedense bana her zaman bol gorunen elbiseleri uzerinde gezindi. Yakin koylerden pazara mal getirip goturen ve surekli bir bekleyis icinde olan bir gurup koyluyu henuz almis ve kalkmistik ki, otobusumuze dogru hizla kosan iriyari bir koy delikanlisini muavinle ayni anda gorduk. Muavinin cigliga benzeyen sesiyle yavasladik. Acilan kapidan cevik bir haraketle iceri atlayan genc, basini tavana carpmamak icin yavasca egilerek kendine bir yer aramaya basladi. Pek uzun surmeyecegini bilmekle birlikte, yola bir arkadaslikla baslama istegi ile, bu nefes nefese kalan yeni yolcuya yardimci olma arzusu arasinda bir duyguyla, onun farkedebilecegi bir haraket yaparak koltuguma yeniden yerlestim ve bekledim. Cok gecmeden, yakinimda iri bir golge olarak belirdi ve yanima oturdu. Elimde olmayarak ona dondugumde, bana bakan gulec yuzuyle karsilastim. Yanaklari sasilacak kadar pembe olan bu yuvarlakca yuz, naif bir kisiligi ele verir gibiydi. Hic vakit kaybetmeden, hizli bir tempoyla konusmaya basladi. Evrese yakinlarindaki koyune, satilacagini umdugu birkac sandik sebze daha almaya gidiyordu. Bu her zaman olmazdi. Simdi, pazardaki yakinlariyla birlikte tezgahin arkasinda olmasi gerekirdi, ama bugun boyle olmustu iste. O zamana kadar yaptigim yolculuklarin hicbirinde rastlamadigim bir teklifsizlikle konusan yol arkadasim bir an sustu ve bana yakin arkadasiymisim gibi bakti. Ayni yaslarda olmaliydik. Aniden konuyu koyundeki kizlardan acti. Ondan hoslanan birkac tane kiz vardi. Fakat o, ilgi gormedigi bir baska kizi sevmisti. Anlamakta zorluk cekmeyecegim kadar da arzuluydu. Bir gun ona meyli oldugunu bildigi kizlardan biriyle sevdigine, bulusmalari icin, haber yollamak istedi. Konustugu kizsa, hoslandigi oglana yaklasmasini saglayan bu oyuna hayir demedi. Gitti, obur kizla konustu ve dondu. Yazik! Delikanli istedigi yaniti alamamisti. Onda dus kirikligi yaratan haberi getiren kizla bir tarlada bulusmuslardi. Basaklarin boy attigi zamandi. Ikisi de durgundu. Sessizligi bozan kiz oldu. Onu sevmeyen birini daha ne kadar bekleyecekti. Kiz hicbirseyi umursamadan yavasca ona sokuldu. Ruzgar basaklara yaslandi. Oyle olsundu. Demek sevdigi onu istememisti. Kiza dogru egildi. Opustuler. Cama dogru dondum. Sari rengin baskin oldugu bir manzaranin icinden geciyorduk. Yuzlerini gunese donmus aycicekleri, dev papatyalar gibi gorunuyordu. Yol arkadasim coskuyla anlatmasini surdurdu. O gunden sonra sik sik bulusmuslardi. Kizin evinin arkasina dolanir, pencereyi tiklatirdi. Kiz telasla cikar, birlikte tarladaki her zamanki yerlerine kosup, otlar arasinda sevisirlerdi. Bu bulusmalarindan birinde kiz ona aralarindaki her seyi arkadaslarina anlattigini soyledi. Sonralari, bir haber aldi. Obur kiz, hani o sevdigi kiz, pismandi ve ona donmesini istiyordu. Eger hala seviyorsaydi. Dusunmedi bile. Hemen "olur" diye haber gonderdi. Ama simdi, sevistigi kiza bunu nasil anlatacakti. Bulustuklarinda, isteksizce yanyana yere oturdular. Kiz birsey demiyordu. Ama, duymus olmaliydi. Bir an kiza bakti. Boyle ayrilmalarina gonlu razi degildi. Gozlerini elinde oynadigi bir kuru basak sapina cevirerek, "Senle" dedi, "...o kadar sevistik. Helal et." Yol arkadasim gene susmustu. Sabirsizca " Peki, o ne dedi?" diye sordum. Kizin yaniti endisesini silmisti. " Helal olsun." Birdenbire yerinden firladi. Koyune gelmis olmaliydik. Ellerimizle vedalastik. Durduk. Indi. Bir sure sonra, otobusumuz ormanlik bolgeye dogru donerek yukselen yolda ilerleyerek, Kesan'a yaklasiyordu. Nazmi Ozucelik E-Posta: ozucelik@uq.net.au |
|
| Konuk Yazarlara Geri Dönus |