SiiR SiiR ÜSTÜNE KURDUM DÜNYAYI |
|
| "Kerpiç kerpiç üstüne Kurdum binayi Binayi Kurar iken Gördüm Leylayi" Rumeli türküsü Bazi ikramlar vardir ki tesekkürü olmaz. Örnegin yogun yasanmis bir ask gecesinden sonra sevdiginiz "tesekkür ederim" dese, kendinizi masasina bir bardak buzlu bira koymus bir garson gibi hissedersiniz.. siir de iste böyle ikramlardan biridir. Aslinda siir bir gizli sevismedir sairiyle okuru arasinda.. Çok gizli.! Ne zaman sevdigimiz bir siir okusak, özel olarak bizim için yazildigi duygusuna kapilmamiz ondandir. Sizi bilmem ama ben öyle hisederim. Orhan Veliyi alalim sözgelimi. Ben dogmadan önce ölmüs ama Orhan Velinin bana sIrIlsIklam asik oldugu apaçik. Olmasaydi o siirleri benim için yazarmiydi? Orhan Velinin benim için yazdigi siirlerden en makbule geceni su : Simdi evime girsem bile Benim gibi özgürlügün bulunmadik Hint kumasi oldugu bir
toplumda yetisen insanlar için bu kadarcik özgürlügün bile ne büyük mutluluk
oldugunu anlamis Orhan Veli. Siir ve müzik insan psikesine giden en kestirme yol.. Bu konuda hemen aklima geliveren örnek Neruda, Italyada sürgündeyken tanidigi siir delisi bir postaciyi konu alan "Postaci" filmi. Küçük bir adada adi sani bilinmeyen bu gariban postaci, siiri tanidiktan sonra Italyan isçi sinifi hareketine yüzme bilmeyen adamin denize atlayisi gibi dalmasinin hikayesi.. Ask ile siirin akrabaliginin tarihi eski. Dunya Edebiyati bunun örnekleriyle dolu. Edmond Rostandin "Cyrano De Bergerac"i geliyor aklima. Hani su Roxanein yüzünü görmeden, siirlerine asik oldugu koca burun. Profesör Esat Sabri Siyavusgilin olaganüstü bir basariyla Türkçeye kazandirdigi bu eser Türkçe yazilmis olsaydi herhalde aynen böyle olacakti. Prof. Siyavusgil benim ögrenciligim sirasinda Istanbul Universitesinde hocaydi. Arada sirada kaçamak girerdim derslerine. Bir gün Siyavus hoca ögrencilerine "Cagrisim Testleri"ni anlatiyordu. Biraz karikatürize edersek çagrisim testi söyle isler: Süjeye "biçak" dedigimizi varsayalim. Bu "biçak" sözcügünün onda uyandirdigi çagrisima göre sözde onun kisiligi ve içsel sorunlari hakkinda ipuclari elde edilecektir. Örnegin süjemiz "bicak" sözcügünü isitir isitmez, ilk aklina gelen sözcük "karpuz" ise, yani "KARPUUUUZ" diye bagirirsa, bogazina düskün oldugu, "cinayet" derse, psikopat oldugu sonucuna varmalidir testi yapan. Elbette bu karikatürize edilmis bir tanimdir. Nevar ki psiklojinin emekleme asamasinda oldugu yüzyilin ilk yarisinda, insan belleginin gizlerinin böyle entipüften testlerle erisilebilecegine inananlar vardi. Siyavus hoca testin nasil uygulandigini bir gösteriyle aciklamak için gönüllü çagardi: Bir ögrenci talip oldu. Hoca ögrenciye "ekmek" dedi. Denegin, "ekmek" sözcügünün ilk cagristirdigi sözcügü, yani ekmek sözcügü ile ilk aklina gelen sözcügü söylemesi gerekiyordu. Hepimiz kulak kesilmis bekliyorduk. "Ekmek" sözcügünün çagristiracagi neler olabilirdi? Peynir, sogan, zeytin, firin ? Yok hayir.. Ögrenci var nefesiyle bagardi : "Gina Lolobrigida !" Siyavusgil acaba yanlis mi isittim diye kulagini uatip sordu : "Efendim??" Oglancagiz iç geçirerek tekrarladi " Gina Lolobrigida" . Sinifta bir kahkaha koptu. Siyavus hoca asistanina döndü ve "Nedir bu Gina Lolobrigida? Yenecek içecek birsey mi?". Kahkahalar ayyuka çikmisti. Asistan saygili bir tavirla hocaya "Gina Lolobrigidanin" yemek türü bir sey olmayip, ünlü bir Italyan film yildizi oldugunu izah edince Siyavusgilin ilgisi daha da artti. Ekmek kelimesinin bu delikanliya nasil olup da bir Italyan film yildizini cagristirabilecegini anlamaya çalisti üstad. O zaman anlasildi ki, son günlerde sinemalarda Ginanin ( tabi bunu soyleyince yasim da meydana çikacak ama napalim) "Ekmek ve sarap" isminde bir filmi oynamaktaymis ve bizim oglan da filmi seyrettikten sonra Ginadan baska sey düsünemez olmus. Ögrenmek çift geçisli bir yol. Bazen ögretmeye sivarsiniz kollari, karsinizdaki size bir kaç sey ögretir ayaküstü. Siyavus hoca da Ginanin yenip içecek bir sey olmadigini ögrenmisti, bize çagrisim testlerini ögretmeye ugrasirken. Bilirsiniz Amerikalilar ögrenme konusunda fanatiktirler. Herseyin yeniden ögrenebilecegine ve böylece (babadan görme yolla degil) daha iyi yapilabilecegine inanirlar. Christmas Stocking icinden kim bilir kac tane "How To Do" book cikacak bu yil da. "How to Train Your Dog" ; " How to Grow Pumpkins" " How to Re-do your Roof"; "How to Loose Weight" ; "How to Be a Succesful Vacuum Cleaner Salesman" "Hiyar Nasil Yetistirilir" " Kizilcik Receli Nasil Yapilir" vs vs vs.. Bir defasinda "How to Make Love" diye bir kitap görmüstüm. Best sellermis. Alalim da cahil kalmayalim dedim. Okur okumaz, bazi seylerin kitaplardan ögrenmeden yapilmasi gerektigine derhal karar verdim . Bizim kusagin soluklu yazarlarindan Fusun Akatli (Altiok) "Sevmek de ögrenilebilir" diye yaziyordu bir yerde. Sevmek adina- daha dogrusu sevgiyi bahane ederek- isledigimiz günahlara, birbirimize yaptigimiz baski ve zulme bakarsak, Fusun Akatliya hak vermemek olmaz. Birisi "Seni seviyorum" dedigi zaman hemen
sormali ona : " Ne demek istiyorsun arkadas? Bu sözünü çarpanlarina ayirirsak
nasil bir denklem çikar ortaya ? 'Seni begeniyorum' : ' Senden hoslaniyorum' ; 'Seninle
ilgili erotik Kimisi nice oyunlar oynar, nice santajlar yapar sevgi adi altinda.. "Beni seviyorsan anangilde fazla oturma"; "Beni sevseydin dün geceyi arkadaslarinla gecirmezdin"; " Beni seviyorsan bu hafta sonu futbol maçina gitme" ; "Bu elbiseni sevmiyorum, çikar allaskina, beni seviyorsan mavi puantiyeliyi giy" " Sacini kestir" "Bu isten az para kazaniyorsun, sevdigin is biliyorum ama, beni seviyorsan çik o isten daha fazla parasi olan bir is bul". Filan falan. Hepsi de sözde sevgiden gelir bu taleplerin, bu santajlarin ama sonunda oyunlardir, oynanirlar. Her geçen gün yeni senaryolar yazilir. "Satis magnum alter alteri theatrum sumus" demis Epikür. (Bir birimize yetecek büyüklükte tiyatrolariz) Kimimiz de sevmeyi gece gündüz bir mekanda, diz dize oturmak, ayni seyleri sevmek, ya da sevmemek, iki kisilik bir koro halinde düsünmek sanir. Ayni olmak renksizdir, bezginlik yaratir, bayar insani.. Karsitlik, farklilik birbirine sürtülen iki kaya parçasi gibi kivilcimlar çikarir. Lübnan asilli mistik Halil Gibran "Tapinaklarin mermer sütunlari da birbirlerinden ayri durur ama ayni çatiyi tasirlar" diyor. Yeter ki tasinmaya deger bir çati olsun.(Bu da benden) Kimi zaman da sevgisizligin tundrasinda yürürken sendeler, tökezlersiniz. Üstüne düsersiniz bir kizil karanfilin. Yarin dudagindan getirilmis bir katre alev oldugunu, kokusundan hemen bilirsiniz. Alin hemen o karanfili, ilistirin kulakarkaniza.. Kaçirmayin. HaleKORAY
|
|
| Konuk Yazarlara Geri Dön |