| Tozlu duygular içindeyim. Bir yanim
egreti yasama grevde, bir yanim toprakla savasiyor hep; o kötü, igrenç, dilsiz ,dipsiz,
dehset verici, bilinmeyen sonla... Ölüm var -yine- aklimda, yasam var. Ölümle
anlasmaya oturabilseydik keske,bunu yapabilecek kadar farkinda olsaydik yasamin ve
yasamanin. Söyle bir anlasma olabilirdi
bu: o, yasamin icinde, disimizda, her yerde -herkeste-, insani insan yapan düsünce ve
duygularin ölmesine izin vermemeli; biz de buna karsilik, zamani geldiginde gönül
rizasiyla teslim olmaliydik ona . Çocuklugun, sevincin, gerektigi kadar hüznün,
acinin, inanç ve duyuncumuzun, askin, askinligin, direncin, yaratma ve yasama
cesaretinin... ölmesine izin vermemeli ki, tüm hakkini yogunca ve bir kez kullanabilsin
degil mi ya...
Yasamdan korktugum için mi ölümü suçluyorum,
yoksa tersi mi, ya da ikisinden kurtulup kendime bir hakli aramak mi amacim;
bilmiyorum ? Peki ama , hangimiz defalarca ölüp dirilmiyoruz yasarken ? Ikisini
birbirinden ayiramadigimiz için hissettigimiz bu belirsiz mutsuzlugu
hissetmeyenimiz var mi? Su yazi masama her oturusumda, ölümle olmak zorundayim.Ve onu
hissetmek, yasami yargilamak,düzene karsi çikmak,baris için kendimle savasmak... Yazimi
bitirisimse, adeta yeniden dogusum demek olmuyor mu bir bakima ?
Ölüm ve yasam , iç içe geçmis,uç uca baglanmis
gizden bir yumak, ama ipin bir ucu bizde hep . |