Ölüm ve Yasam


topluca kimin üstüne atmali mutsuzlugun suçunu

             ya da adaletlice nasil pay etmeli

                         yasamla ölümün bilincine

varip

kendini sorgulayabilecek tek sanik

                           ve karar verecek tek hakim

                insanin kendisi deiilse?

 

Tozlu duygular içindeyim. Bir yanim egreti yasama grevde, bir yanim toprakla savasiyor hep; o kötü, igrenç, dilsiz ,dipsiz, dehset verici, bilinmeyen sonla... Ölüm var -yine- aklimda, yasam var. Ölümle anlasmaya oturabilseydik keske,bunu yapabilecek kadar farkinda olsaydik yasamin ve yasamanin.

Söyle bir anlasma olabilirdi bu: o, yasamin icinde, disimizda, her yerde -herkeste-, insani insan yapan düsünce ve duygularin ölmesine izin vermemeli; biz de buna karsilik, zamani geldiginde gönül rizasiyla teslim olmaliydik ona . Çocuklugun, sevincin, gerektigi  kadar hüznün, acinin, inanç ve duyuncumuzun, askin, askinligin, direncin, yaratma ve yasama cesaretinin... ölmesine izin vermemeli ki, tüm hakkini yogunca ve bir kez kullanabilsin degil mi ya...

Yasamdan korktugum için mi ölümü suçluyorum, yoksa tersi mi, ya da  ikisinden kurtulup kendime bir hakli aramak mi amacim; bilmiyorum ?  Peki ama , hangimiz defalarca ölüp dirilmiyoruz yasarken ? Ikisini   birbirinden ayiramadigimiz için hissettigimiz bu belirsiz mutsuzlugu hissetmeyenimiz var mi? Su yazi masama her oturusumda, ölümle olmak zorundayim.Ve onu hissetmek, yasami yargilamak,düzene karsi çikmak,baris için kendimle savasmak... Yazimi bitirisimse, adeta yeniden dogusum demek olmuyor mu bir bakima ?

Ölüm ve yasam , iç içe geçmis,uç uca baglanmis gizden bir yumak, ama ipin bir ucu bizde hep .

 

Konuk Yazarlar