Dakikalarin Parmakligi...
Yagmur damlalari dusuyor kaldirima ve ben bekliyorum... Acaba gelecek mi? Acaba, onu tekrar gorebilecek miyim? Etrafimdan semsiyeli insanlar geciyor; kimileri sapka takmis, kimileri kapusonlu...
Bekledikce bekliyorum... Dakikalar geciyor mu, yoksa hep ayni dakikada miyim, bir turlu kestiremiyorum. O sirada sari sacli bir cocuk yaklasiyor yanima:
- Saat kac acaba?
O zamana kadar hic saate bakmadim. Bilmek istemiyorum ne kadar bekledigimi, bilmek istemiyorum ne kadardir gelmedigini.
- Saat 19:45.
- Sagolun.
Demek kirk bes dakikadir bekliyorum. 2800 saniyem beklemekle gecmis de haberim yok...
Arabalar geciyor birer ikiser, yagmur vuruyor camlarina. Kimi suruculer guluyor, kimileri sikkin, uzgun, huzunlu...
Biraz daha bekliyorum. Ne kadar mi? Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum olumumun yaklastigini; saniye saniye, salise salise bana geldigini. Karsidaki bufeye gidiyorum. Bir adam duruyor bufede; biyiklari kalin, gozleri mavi, saclari seyrek.
- Bir tost, bir de ayran verir misiniz?
- 250000 verecen...
Parayi veriyorum. 250000 liraya kac dakika satarlar acaba bana; yasamimin kac dakikasini geri alabilirim acaba 250000 lira teklif etsem hayatimi elinde tutana?...
- Iste tostla ayranin.
- Sagolun.
Karsiya geciyorum yine. Elimdeki tost ve ayran yagmurdan islaniyorlar. Yanimdan gecen bir adam kayar gibi oluyor. Karsidaki bufeci, iki tost veriyor beyaz biyikli bir adama. Merak ediyorum , acaba o adam da birilerini bekliyor mu? Yagmurdan islanmis saclarimi duzeltiyorum. Tostumdan bir parca isiriyorum. Gecen arabalardan biri uzerime camur fiskirtiyor. Pantolonum pislendi. Kim bilir pantolonumu temizletmek bana kac saliseye malolacak, olum ne kadar zaman kazanacak pantalonumun temizlenmesinden...
Yagmur diniyor, ben beklemeye devam ediyorum. Bir kadin geliyor sokagin diger ucundan, kucuk bir kizin elinden tutuyor.
- Su yavrumu okutacak param yok, kocam oldu. Lutfen su kizin gelecegi icin birkac kurus verin...
Cebimden 150000 lira cikariyorum. Kadina uzatiyorum.
- Allah ne muradin varsa versin evladim. Su kizi senin gibiler okutacak...
Kadin sevinmise benziyor. Ne kadari numara bilemiyorum ama, nasil olsa o parayla yasamimin birkac dakikasini satin alamazdim. 150000 lira verip de kum saatimin icine birkac kum tanesi daha ekletemezdim.
Sokaktan gecen insanlar yavas yavas azaliyor. Arabalar tek tuk... Bufeci bufeyi kapatiyor, yavas yavas uzaklasiyor. Azicik daha bekleyecegim.
Biraz daha, cok az, azicik...
Sakalli bir adam geciyor arkamdan, elinde bir sise sarap, bagiriyor zamani umursamadan, saniyelere takilmadan:
- Yedirmem ulan Nalan'i size. O, beni seviyor. Anladiniz mi ha, anladiniz mi? Benden
baskasina gitmez o, beni birakmaz.
Nalan icin bagirmak hayatini caliyor ama, farkinda degilsin be garip...
Farkinda degilsin ya, helal olsun sana. Umursamiyorsun ya kum saatlerini, surelerini, olumun habire yaklastigini, dogumunun uzaklara gittigini, uzaklastikca uzaklastigini, anlamak istemiyorsun ya zaman denen kisitlamayi, helal olsun sana...
Adam uzaklasiyor, hala duyuyorum o gur sesini. Ve beklemekte oldugumu farkediyorum. Ama o gelmiyor. Artik yetsin bu bekleyis, diyorum. Gelsin, diyorum. Ama kimse gorunmuyor etrafta.
Sinirleniyorum, saate bakiyorum. Saat: 1:12. Ne kadar da cok beklemisim...Saatimi cikariyorum, yere atiyorum, ayagimla eziyorum. Cami catliyor, kiriliyor. Akrep yamuluyor, yelkovan kopuyor. Zaman ilerlemiyor. Tik-tak sesi artik cikmiyor...
Artik saat ne bir, ne iki... Dakikalar akmiyor. Artik istedigim kadar bekleyebilirim.
Ama beklemiyorum. yavas yavas yuruyerek, sokagin ucundan saga donuyorum. Saatimi orada, oylece birakiyorum. Zamani yeniyorum. Bir dahaki tik-tak'a kadar ozgurum artik. Bir daha ki tik-tak'a kadar...
Ömer Altan