KARANLIGIN PARADOKSU
1 Subat tarihinde baslayan ve tüm yurtta giderek yayginlasan "Sürekli Aydinlik Için 1 Dakika Karanlik" eylemi iki açidan büyük önem tasimaktadir.
Birincisi: Eyleme sebep olan ya da eylemi baslatan olaydir. Hiç süphe yok ki Susurluk da Mersedes marka otomobil hepimizin bildigi kazayi yapmasaydi böyle bir eylem söz konusu bile olmazdi. Öyleyse öncelikle bu kazaya daha dogrusu kazanin ortaya çikardigi iliskilere bakmamiz gerekmektedir. Üç kisinin ölümü ile sonuçlanan kaza da önemli olan bu kisilerin kimlikleri ya da temsil ettikleri siniflardi. Biri parlemento temsilcisi, bir digeri emniyet mensubu olan bu kisilerin bir arada bulunmalarini asil anlamli kilan üçüncü kisinin; ilk ikisi ile hiç bir sekilde bir arada olmamasi gereken, Interpolün kirmizi bültenle aradigi, hakinda cinayet davalari açilmis olan bir kisi olmasidir. Sunu söylemek itiyorum; bir parlemento mensubu ile emniyet kuvvetlerinde görevli birinin hangi durumda olursa olsun bir arada olmalari anlasilabilir, ama suçu tarif eden yasalari yapanla, bu yasalara göre suçlu olanlari yakalamasi gerekenlerin, bir sanikla ayni arabada bulunmalari anlasilamaz.
Aslinda Türkiye Cumhuriyetinin kurulus tarihine baktigimizda yukaridaki kazanin ortaya çikardigi iliskinin hiçte anlasilamaz olmadigi görülmektedir. TC istiklal savasini yapan ve de ona önderlik eden Asker, bürokrat ve zengin aristokrasisi (o zamanki adi:Ayan) tarafindan kurulmustur. 1.Cumhuriyetin kurulmasiyla Devlet egemenligini Osmanli hanedanindan devr alan üçlü aristokrasi (Asker, bürokrat ve zengin aristokrasisi) toplumun siyasi, idari ve ekonomik yapisini kendi (ya da devletin) tartisilmaz askeri ve ekonomik egemenligini kurmak ve sürdürmek esasina uygun olarak düzenlemistir. Üçlü Aristokrasi yönetimindeki devlet, tarihinde ilk kez kendi iktidarina karsi bu kadar uzun süreli bir bas kaldiriyla karsilasinca ve zaman geçtikce kendi açisindan çözümsüzlügün tek seçenek oldugunu görünce egemenligini muhafaza etmek için her yolu her çareyi ya da yöntemi mübah saymistir. Susurluk kazasi nedeniyle konusmak zorunda kalanlarin, lafi döndürüp dolastirip Güney Dogu daki mücadeleye getirmeleri tesadüf degildir.
Ne var ki; Özelikle Rusya da Kominist rejimin yikilip soguk savasin sona ermesiyle, dünya dengeleri, 1. Cumhuriyetin egemenlik sartlari aleyhine degismistir. Üçlü Aristokrasi yönetimindeki devletin tartsilmaz askeri ve ekonomik egemenligini esasina dayali ve bu egemenligin kendisine çizdigi alan içerisinde siyaset yapmaya mahkum birbirinin ayna hayali siyasi partilerin olusturdugu göstermelik parlementer sistem ile globellesen dünya da yer almak artik mümkün degildir. Bu olguyu, sinifinin özelligi nedeniyle herkesten önce fark eden zengin aristokrasisi artik egemenlik paylasiminda etkin bir rol almak istemedigini ifade etmeye baslamistir. Ama üçlü çeteye girmek kolay, çikmaksa mümkün degildir. Bu niyette olanlar rahmetli Özdemir Sabanci olayini iki kez düsünmelidirler. Türkiyenin kolay kolay bati dünyasindan kopamayacaginin ve bir askeri darbenin Avrupadan kesinlikle, USAdan ise açikca asla destek alinamayacaginin kesinlesmesiyle üçlü aristokrasi arasinda kartlar yeniden karilmaya baslamistir. Bu baglamda son genel seçimlerde DYP listelerinde yer alan Devletin diger Silahli Kuvvetlerine ve bürokrat kanadina mensup isimlerin çoklugu dikkat çekicidir. Kendi arasinda iktidar mücadelesine baslayan ve zengin aristokrasisi ile eskisi kadar siki baglar kuramayan üçlü aristokrasinin bürokrat kanadi belki de kendi silahli kuvvetlerine sahip olmak istemis ve bu niyet ülkenin asil silahli kuvvetleri tarafindan egemenlik haklarina yönelik bir tehtid olarak algilanmistir. Kazadan hemen sonra gazete ve TV lerin aranarak Abdullah Çatlinin asil kimliginin açiklanmasi gözden kaçirilmamalidir.
Hangi senaryo üretilirse üretilsin, 1.Cumhuriyetin 70 yillik tarihinde halk, Osmanli tebaligindan Cumhuriyet tebaligina geçmek disinda siyasetten aktif bir oyuncu olamamistir.
Basa dönersek, "1 dakia karanlik" eyleminin öncelikli anlami; Üçlü aristokrasi yönetimindeki devletin askeri ve ekonomik egemenligini devam ettirmek için her türlü eylemi bir egemenlik hakki olarak gördügünün bir belirtisi ise bunun kadar anlamli olan ikinci önemi de: Türk toplumunu teskil eden kisilerin artik bir teba degil "Özgür bir vatandas" olmak isteginin disa vurulmasidir.
Üçlü aristokrasi yönetimindeki devlet egemenligine din adina ortak olmak disinda siyasi ideali olmayan iktidar ortagi partinin mensuplarinin özgür vatandas olma istegine karsi çikmalari dogaldir. Çünkü özgür vatandas kendi mutlulugunu kendi tayin eder ve yasami üzerinde kendi disinda hiç kimsenin egemenligini tanimaz.
Tüm bunlarin isiginda, "1 dakika karanlik" eylemini üçlü aristokrasi yönetimindeki devletin Kemalist-laik resmi ideolojisinin yaninda ve sadece seriat karsiti gösterme çabalarinin bosa çikacaginin alti da mutlaka çizilmelidir.
Saygilarimla.
Dr. Oguz Türker