Tuhaf bir “halet-i ruhiye”

 

T. Ahmet SENSILAY

Yattigimda saat geceyarisini biraz geçmisti. Simdi ise henüz saat besbuçuk. Yazmaya oturdum. Uyuyamadim. Yine iyi uyuyamadim. Son bir yildir bu belki otuzuncu kez oluyor: Sekiz-on günde bir düsümde tatsiz-tuzsuz bir seyler görüyorum, anilarima dalip gerilere gidiyorum ve uykum kaçiyor. Sonra bütün gün yorgun ve bezgin oluyorum. 

Düsümde gördügüm tatsiz-tuzsuz sey ne, tam olarak bilemiyorum. Karmakarisik. Yüzünü daha önce hiç görmedigim, ya da kötü baskili bir gazetede siyah-beyaz bir fotografindan baska bir fotografini görmedigim diyeyim, genç bir kadin: Pinar Selek. Babasiyla tanismadik, ama adi geçince saygi duyuyorum. Dedesini bir hayli okudugumu iyi animsiyorum; onun adi da bende yalniz saygi duygusu uyandiriyor. Dedesi ve babasi saygin insanlar olan genç bir kadin da bende yalniz saygi duygusu uyandiriyor. Ama simdi duydugum yalniz bu degil: Beni çok, ama dayanilmaz düzeyde çok rahatsiz eden bir sey var ve bu bir yili geçkin zamandir bu sey gidip geliyor, düslerime giriyor. 

Aslinda biliyorum, Pinar Selek sadece bir simge. Pinar Selek gibi yatan daha binlerce insan var içeride; O, babasinin adinin Alp Selek, dedesinin adinin Sabahattin Selek olmasi sayesinde, gazetelerde zaman zaman yer bulan bir “sanik”. Ama ben de onu simgesel olarak görüyorum, çünkü onu tanimiyorum. Tanidiklarimizin mahpusluklarinda çok farkli seyler duyariz¸ bu öyle bir sey degil.

Düslerim karmakarisik dedim: 29 yil geriye gidiyorum düslerimde. 24 Ocak 1971’de polis Ankara Siyasal Bilgiler Yurdunu bastiginda 19 yasindaydim ve birinci siniftaydim. Agir bir sarilik hastaligi yüzünden Ankara’ya ancak Aralik sonunda gelebilmistim ve daha okulun çevre ve iç yerlesimini bile bilmiyor, Galatasaray Lisesinden birlikte geldigim arkadaslardan baska hemen hiç kimseyi tanimiyordum. Olay günü de bu arkadaslardan biriyle yurt binasinin alt katindaki kantindeydik. Biz neler oldugunu anlayana kadar yurt sarildi, sonra korkunç bir patirti, kütürtü ve polisler camlari kirarak yurdu “feth”, bizleri de “esir” ettiler. 370 ögrenci, tam iki gün boyunca, akil almaz ve insan vicdani kabul etmez bir dayak yedik. Sonunda benim de içinde oldugum 51 kisiyi mahkemeye çikardilar, hakim de yine benim de içlerinde oldugum 10 kisiyi tutuklayip Ulucanlar Ceza ve Tutukevine yolladi. 

Ilk üç-bes günüm gözlem ve “kesif” ile, haydi, “ilginç” diyelim, bir sekilde geçti. Ama ondan sonrasinda animsadigim, günden güne büyüyen ve gögüs kafesime sigmayan bir yürek. Hiçbir suçum olmadigi halde hapiste olmak bana öylesine koyuyor, beni öylesine bunaltiyordu ki, öfkeden ve çaresizlikten, kim bilir kaç kez battaniyemin altinda hüngür hüngür agladim... Oraya su ya da bu biçimde belli bir suç isleyerek gelenler, konumlarini su ya da bu biçimde, içlerine sindirebiliyorlardi. Ama suçu olmayanlarin içeride günler, haftalar, aylar, hatta yillarca yatmalari, herhalde hiçbir biçimde kabul edilebilir gibi degil.

Iste Pinar Selek bunun için rüyalarima giriyor ve ben bir yili askin zamandir, belki otuz keredir düsümde onu görüp, dogru dürüst uyku uyuyamiyorum. Onu ve onun simgeledigi bir çok insani bir arada gördügüm için midir ne, görüntüler karmakarisik. Birileri ranzaya çikiyor, birileri iniyor, avluda volta atiliyor, kahvaltidan sonra çikan zeytin çekirdekleri avlunun betonuna sürtülerek tesbihler yapiliyor...Daha sonra uzun yillar boyunca turist rehberi olarak yüzyüze geldigim Batili aydinlarin ülkemdeki adalet sistemine iliskin sorularini ve elestirilerini karsilamakta çektigim güçlükleri ve Türk olmaktan, Türkiyeli olmaktan dolayi yasadigim utançlari ve sikintilari yeniden görüyor ve yasiyorum; uykum kaçiyor... Ama degisen ne? Bir Cumhurbaskani seçimi için alti ay kaybettik; yakinda Meclis üç aylik yaz tatiline girecek... Adalet reformu ve öbür yasa tasarilari beklemeye devam etsin... Ondan sonra “Meclisin sayginligi”... Peki, ben gerçek aydin turistlerime neyi nasil anlatacagim?

   Çogumuz yapariz: Düsündügümüz ve begendigimiz güzel bir sözü, sanki ünlü bir düsünür söylemis gibi satariz: “La Rochefoucauld demis ki...” Ben de kaymakam olarak Anadolu’nun irili-ufakli kasabalarinda kamu hizmetinde çalistigim çok uzun yillar boyunca, oralarda tanidigim bir çok yargiç ve savci arkadaslarima, bir seyi sanki olmus gibi anlatirdim: “Siyasal’da okumustuk: Tam olarak animsayamiyorum, Paraguay’da mi, Uruguay’da mi, Peru’da mi, ne, 1930’larda bir darbe ile gelen ve bes-alti yil isbasinda kalan bir hükümet döneminde, çok ilginç bir yargi deneyimi yasanmis. Bu ülkede Hukuk fakültesini bitirip de yargiç ya da savci olmak isteyen birisi, üç ay Polis’te, Jandarma’da çalisip staj yapmak, üç ay da kimligi sakli kalarak hapis yatmak zorundaymis. Böylelikle hem toplumu gerçekten rahatsiz eden suçlulari yakindan görüp taniyormus, hem de hapis yatmanin ne demek oldugunu yasayarak ögreniyormus. Bu sistemin amaci, yargicin daha sonra görev yapacagi uzun yillarda, daha adil olmasini saglamakmis.” Ben kendi kafamda kurdugum bu öykümü sanki olmus gibi anlattigimda bir tek savci ya da yargiç arkadasim, “Haydi canim, sen de...” demediler! Hepsi de bunun mükemmel bir sistem oldugu konusunda birbirinden degisik ve zengin görüsler ileri sürmüslerdi. 

            Bu yazdiklarim “devam etmekte olan yargi sürecine müdahele” ya da “yargica hakaret” gibi anlasilir mi, dogrusu bilmiyorum. Herhangi bir suç isleme kastim yok: Sadece içime sigmayan ve beni patlatacak gibi olan düsüncelerimi açiklamak ve paylasmak istedim. Ama ne yazik ki ülkemde fikir ve düsüncesini açiklamak özgürlügü pek yok ve beni bu yazdiklarimdan dolayi hapse atilabilirim diye düsünüyorum. Özgürlügüme tutkun oldugumu beni taniyan herkes iyi bilir; ama sanirim, böyle bir nedenle tutuklanirsam, bunu, 29 yil önce oldugundan çok daha rahat sindirebilir, “aslanlar gibi” yatarim. O zaman Pinar Selek ve onun simgeledigi binlerce insan gibi içeride olurum ve belki de uykumu çok daha rahat ve huzurlu uyurum! Çünkü Pinar Selek ve simgeledigi insanlar hapiste olduklari sürece, yukarida ayrintilariyla açiklamaya çalistigim gibi, ben iyi uyuyamiyorum... 

Pinar Selek suçlu ise yatsin, yüzlerce, hattâ binlerce sene yatsin içeride... Pinar Selek benim babamin kizi degil. Kaldi ki babamin kizi da olsa, o bombayi yapip koyduysa, yatsin! Hiç tanismadigim babasina ve dedesine sempati duyuyorum diye o bombayi yapip koyan kadinin cezasiz kalmasini isteyecek degilim. Ama, orada koskocaman bir “ama” var: Bomba olsa mutlaka, ama mutlaka bir bomba çukurunun da olmasi gerektigini en siradan bir ilgilinin bile ezbere bilecegi bir davada, bilirkisi bomba uzmanlari bile “bomba yok” diye rapor verirlerken, sanigin “tutukluluk halinin devamini” talep eden bir savcinin ve bu talebe uygun ara kararlar veren bir yargicin nasil olup da uyku uyuduklarini çok merak ediyorum, hepsi bu! Ben uyuyamiyorum, o savci ve yargiç nasil uyuyorlar acaba? Adama “bilirkisi” diyorsun, sonra da dedigine itibar etmiyorsun... Ben bunlari anlayamiyorum. 

Tabii polisleri de merak ediyorum: Davayi böyle kurgulayan, genç bir kadini mahkum ettirip ömrünün sekiz., onbes ya da bilmem kaç yilini hapiste geçirmesi için çabalayan polisler, acaba “vazifelerini yapmis insanlarin huzuru içinde” mi uyuyorlar? Ben kaymakam olarak on yila yakin süreyle onlarin amirligini yaptim: Aralarinda gerçekten mükemmel insanlarin oldugunu da bilirim, ama isgüzar, aklinca “vatan ve millet ugruna” kanun koyucudan daha “iyi düsündügüne inanan” gayretkeslerin bulundugunu da çok iyi bilirim. Bunu yalniz ben bilmem, o polislerin amirleri de bilir, polisle çalisan hakimler ve savcilar da bilir... Bunu bilirler bilmesine de, ondan sonra gidip nasil da rahat rahat uyurlar, iste onu da ben bilemiyorum..


T. Ahmet SENSILAY
  
Turist Rehberleri Birligi Baskani

  Konuk Yazarlar