stella.gif (3517 bytes)

 

  Anadolu yakasinda ögretmenlik yaptigim yillardaydi...
Bir gün bir ögrenci yanima yaklasti, ve :
-- Dün sizi Üsküdar’da gördüm, dedi.
Yüzüne, "Eeeeeeeee?" der gibi baktim.
-- Pazardan geliyordunuz...
-- …?
-- Elinizde bir file vardi...
-- …?
-- Filenizden sebzeler sarkiyordu. Çok sasirdim!
-- ?
-- Hiç düsünemezdim sizi öyle, filenizden hiyarlar, pirasalar, ispanaklar sarkarak pazar yolunda... Kötü oldum. Bir anda öbür kadinlardan hiç farkiniz kalmamisti. Dedim ya, fena oldum, hemen kaçtim ordan…

Ders disinda sanattan edebiyattan konustugumuz merakli, duygulu bir delikanliydi. Pazar alisverisimin onda uyandirdigi infial, Swift’in aklini yitirmezden önce ( ya da bulmazdan önce, yoruma bagli) bir gün sevgilisi Stella’yi tuvalette görüp, "Aman Tanrim olamaz, bu mümkün mü? Stella da tipki öteki ölümlüler gibi def’i hacet ediyor," diye krize tutulmasini hatirlatmisti.

Homer, Sheakespeare, Hegel, Thomas Mann, Solon Yasalari, Selcuklu Mimarisi, Tasavvuf Felsefesi, Evliya Çelebi’den söz ettigi ögretmeninin pazarda alisveris yaparken görülmesi bir gençlik faciasi teskil edebilir, tabii... Ona, bütün bunlara ragmen arada sirada benim de pirasa pisirebilecegimi, bunun dogal ve kaçinilmaz oldugunu filan anlatmaya çalistiysam da, iliskimiz eski sicakligini geri gelmemecesine yitirdi. (Üsküdar pazarinda alisveris yapmak insanin basina çok isler açabilir!) Ben de kendi haline biraktim çocukcagazi... Sevgilisinin de öbür ölümlüler gibi defi hacet ettigini kesfedecegi ‘o menhus güne’ kadar biraz düs kirikligi antremani yapmasinda fayda vardi.

Nedendir bilinmez birilerini sevmeye görelim, derhal herkesten ayri koyariz... Bir kaidenin üzerine yerlestiririz. Anitlastiririz. Yanlis yapamazlar. Müsaademiz yoktur. Yanlis olmasa da harcialemlik yapmalarina asla ve katla izin veremeyiz. Küçük yalanlar söyleyemezler, saçmalayamazlar, sokak kavgalarina tutusamazlar, banal bir göbek atma tamamen koydugumuz yasaklar içindedir. Hatirliyorum ilk sevgilim Ümit Yasar'i seviyor diye düsmüstü gözümden. Oysa kimi siirlerini simdi ben de seviyorum, belli bir nostaljiyle de olsa.

Bu putlastirmada bir tutam baski (sevgi adina da olsa) yok mudur? Yani sevgimiz saygimiz sarta baglanmaz mi boyle olunca? Insan üstü olma, olagandisi olma talebi dikenli tellerle örmez mi çevresini sevgimizin? Aleladelik, tekdüzelik, yalinkatlilik, siglik, azcik kibir, biraz ego tatmini, kimseye ilismeden, söyle gönlümüzce sacmalayabilme özgürlügünü çok mu görür bize bizi yücelterek sevenimiz? Evet... Fakat bu hosgörüsüzlük ‘senin en kiymetli hazinendir’. Neden? Standartlari yüksektir. Daha iyiyi, daha güzeli daha dogruyu, hakca olani, soyluyu, insan onurunu yere düsürmeyeni aramaya zorlar insani. Elif’in kalite kuraminin özünde bu affedilmemek, bu otlaga saliverilmemek, bu öz disiplin gizlidir. Mayismaya mahal verdirmez. Solugu ensemizdedir. Pencerelerimizi zorlar her gece o talepkar rüzgar.

Türkiye’nin sevdalilari iste böyle bir açmaz içinde buluyor kendilerini. Hayret !!! Su benim Türkiye’me bak... Nasil olur? Bu mümkün mü?... Hafta sonunda üç kafadar, kaygisiz üniversite gençligi yillarimizdan bir gece çaldik. Sarap, sigara, envai çesit nostaljik müzik… Aramizdan biri anlatmaya basladi… Gece yarisi arkadasinin evinden alinip götürülen ve zorunlu bekaret muayenesine tabi tutulan körpe kizlardan söz edildi. Geçen gün Washington Post’da okudum, Kadin ve bilmemne bakani bir hanim, bekaret muayenesi yüzünden canlarina kiymaya karar veren bebeler hakkinda demis ki :  "O kizlar bekaret muayenesine tabi tutulmasaydi yine de intihara kalkisirdi" "Iste bizim sevgili Türkiye’miz!" dedi kafadarlardan biri.

Öteki, 1987 de Eminönü'nde patlayan bir bomba olayini hatirladi. Az konusan biriydi genelde. Havada uçan kopuk insan kollarini ve bu görüntünün onda uyandirdigi dehseti, sakin, öfkesiz bir sesle, nasil da iletebildi. Arkasi çorap sökügü gibi gitti. Menderes’in intihar tesebbüsünden sonra kurtarilarak bir gün sonra idam edilmesi (belki de daragaci manzarsindan ailesini esirgemeye calisiyordu), Deniz Gezmisler, Mahir Çayanlar, Bedrettin Cömertler, Tütengil Hoca, Çetin Emeçler, Bahriye Üçoklar, Ugur Mumcular anildi. Merakla soruldu? Nedir, ne oluyor? Alip veremedigimiz ne ? Bizi bize bu kadar düsman kilan ne mene bir güctür? Sevgiden güçlü müdür?

Ey Türkiye! Seni böyle sevmem mümkün mü? Evet mümkün... Kanayarak... Her dost sofrasinda yedigim ekmek bogazima dizili, içtigim su gözlerimden fiskirarak…Sevgimin kadrini bil. Yücel, ona yetis. Cüce asklarin sevgilisi olma.Seni savunmaktan biktim usandim.Yoruldum da…Kendini yenile. Aç kapilarini sevenlerine… Bona gratia! Birak fodullugu.. Kopart at zorbaligin boyundurugunu; kir zincirlerini Orta Çag aliskanliklarinin... Iskenceleri, karakol dayaklarini, kizlik zari muayenelerini (devletin eli sifa, refah, bilgi dagitmalidir insanina; genç kizlarin tumanlarinda dolasmamalidir)...  Birak artik bu les kokulu totaliterizmi.

Baska secenegin mi var ki? Seneca’nin dedigi gibi : " Necessitas non habet legem". (*)

(*) Zaruret yasa tanimaz.

Hale KORAY

 

Konuk Yazarlara Geri Dön