BOGAZDA YASAM
| Duygular, dusunceler, ve sag ayak bilegimdeki
hafif 2 Ocak sogugunda yapilmis futbol macinin agrisi taze tazeyken Istanbul'da gecen bu
yilbasini hatirlamak geldi icimden. Sampanyalar esliginde seneler geciyor, mutlu/mutsuz
olaylar yasaniyor, kimimiz donup bakiyor geriye bir anlam verebilmek icin, kimimiz ise
yuvarlanip gidiyor. Aramizda bazilari Egon Schiele'nin mefta oldugu yasa geldi, gecti
bile. Kimimiz Mozart, kimimiz Orhan Veli'yi kaybettigimiz yaslarda. Genc yasta da
birseyler uretme istegiyle yanip tutusanlar var aramizda, bu saydigim uclu gibi. Ona
karsilik hayati sorgulamaktan uretmeye vakit bulamayanlar veya bastan hicbirsey uretmek
istemeyenler de var. Bir de gecmise bakip gunlerin/yillarin ne cabuk gectigini dusunen,
anlayan, damarlarinda hisseden, birseyler yapma ihtiyacini da tasiyan, fakat Orhan
Veli'nin hissettigi gibi, "ne halt edecegini bilemeyenler" var. Iste o
yaptiklarinin herhangi bir halt olmadigini sananlar zaten en icten bir sekilde resim,
muzik, ve siir uretenler. Istanbul'dayken ailecek cocukluk videolarimizi seyrettigimiz
gecenin sabahina kadar aklimdan cikamayan dusuncelerin bir ozeti oldu bu da. Yazi cok egzistansiyalist olmaya baslamadan muhabbete geceyim. Ibo'nun her an bir kanalda olmasi epey ilginc geldi abim Baris'la bana. Sanki onun talk show'u varken baska sey seyredilmiyor, veya onun ciktigi yarisma programi gecenin aktivitesi oluyor. En sonunda bir ogleden sonra iftar ezanini okurken de duyduk ve kendisinin artik Turkiye'nin en iyi nabzini tutan, bir numarali "celebrity"si olduguna karar verdik. Yuru Ibo, hic kimse tutamaz seni! Her Sey Cok Guzel Olacak filmine gittik. Elestirilerinde okudugum gibi, hakikaten de cok zevkle seyredilen, epey de gulduren bir film. Zaten talk show'unu seyredenlerin veya Leman'da zamaninda okumus olanlarin da bildigi uzere, Cem Yilmaz oldukca komik, insana kahkaha attirabilecek turden bir adam. Karikaturlerindeki veya gosterisindeki gozlemlerinden cikma bir karakter rolune de haliyle cok iyi oturmus. Sabah aksam evde onun Mazhar Alanson'un muzikleriyle dolu olan soundtrack'ini dinliyoruz simdi. Sarkilar arasina Pulp Fiction misali serpistirilmis filmden satirlari da ezberlemeye basladik bile. Levent Kirca'nin bir Olacak O Kadar'ini ve bir de Uc Baba Hasan adli tiyatrosunu seyretmek kismet oldu. Olacak O Kadar'i ilk yilindan beri takip eden bir seyirci olarak bu seferki bolumunu cok cok begendim. Turkiye'de benim ne zaman oldukca komik buldugum, elestirmek istedigim bir olay olursa, aynen Levent Kirca'da parodisini gormek mumkun oluyor. Keske her hafta seyredebilsem. Tiyatrosu da en damardan kara mizah olmakla beraber, gerek oyunculuk, gerekse produksiyonun gosterisliligi sayesinde, cok basariliydi. Aclik grevini 12 saatte birakmasi veya TV programlarinda cesit cesit arabalarini gostermesinden ote, o oyun sonunda seyirciye ilk selami verirken, ayakta alkislar arasinda, bir an "Allaha sukur" kelimeleri cikti agzindan, gozleri kapali. O an ictenligine saygi duydugumu tekrar anladim Levent Kirca'nin. Bol bol futbol seyredebilmek: var mi boyle bir zevk?? Nerdeyse her kanalda bir sezonun ozeti programi. Best of Hagi, Best of Hakan, Best of Balic, vesaire. Hakan'in Juve'ye attigi golu tekrar yuz defa, Balic'in o frikik golunu heralde elli defa seyrettik. Tabii Eurosport'un Cimbom'un hazirlik macini naklen verecek olmasi mesela, hos bir olgu. Donuste de, sansimiza, pasaporttan bir gectik ki Ataturk Havalimaninda su anons: "Turk Hava Yollari bindortyuzaltmis sefer sayili Madrid ucagi kalkisa hazirdir, yolcularimizdan Sayin Kerimoglu, Sayin Buruk, Sayin Erdem, Sayin Terim, Sayin Sas...yuzalti nolu kapiya tesrif etmeniz rica olunur." Bir de baktik ki yanibasimizda lacivert takimlariyla tum Galatasaray takimi. Sirayla hepsi onumuzden gectiler. Filipescu (Romenler aralarinda "Filipe!" diye cagiriyorlardi) benden kisaymis bu arada, bildireyim. Hagi dort tane yeni kravat aldi kendine. Parasizlik falan cektigi yok demek ki, gazetelere inanmayin. Okan da en arkadas canlisiymis. "Selam Okan" dedim, "Selam, naber ya?" diye gulerek cevap verdi. Emre ve Fatih'ten imza almayi bile dusunmedim, simarmasinlar diye. Hagi'nin imzasi da cok ilginc, bu arada: imzayi atiyor, okunamadigindan oturu, altina aciklarcasina "HAGI" yaziyor. Guzel bir aniydi. Istanbul'a en en yakin hissettiren aslinda ne kara kasi, ne TV programlari, ne muzikler, ne futbol, ne de filmler. Ailemle, arkadaslarimla beraber olmak bile orda farkli. Sanki New York'ta, veya Amerika'da sagda solda gorusmekten daha farkli bir bicimde, herkesin yuzunde daha buyuk, hakiki bir gulumseme, herkes kendini daha bir evde hissediyor. Bogaz bile sanki bu sefer daha bir mavi, daha bir dalgali, ve daha bir canli gozuktu gozlerime. Kebaplarin lezzeti konusundaki yorumlari ise Baris'a birakiyorum. Uzak kaldikca yakinlastigimi hissediyorum Istanbul'a. Her gittigimde sanki biraz daha seviyorum, biraz daha sariliyorum, biraz daha orali hissediyorum kendimi. New York'un gokdelenleri de bir o kadar daha itici, bir o kadar daha soguk ve bir o kadar da yabanci geliyor dondugum ilk gunlerde. Derken is hayati basliyor aynen, derken toplantilar, patronlar, derken yuvarlanip gidiliyor ve arasira ne halt edecegimi bilemiyorum ben de. Yalin Karadogan, E-mail: yalin.karadogan@chase.com |
||