Da Bronx

a New York'un bes muhitinden biri the Bronx, ahalinin soyleyisinden kaynaklanan diger isimleriyle Da Bronx veya El Bronx diye bilinir.  Nice filmlere sahne olmus bu muhitte bir de hayvanat bahcesi vardir (bu arada, Ingilizcesiyle Turkcesi arasinda bu kadar tezat olan baska bir isim tamlamasi aklima gelmiyor; zoo=hayvanat bahcesi).   Istanbul'da yillaaar once gittigim, en son gordugum hayvanat bahcesinden aklimda kalan tek hayvanat bir ayi idi.  Bu (sefil demenin iltifat olacagi) ayi, Gulhane'de, bir kosede sergen bir bicimde oturmus etrafa bakinip keyif catarken, kafesinin ustunde de soyle yazardi:

AYI (URSUS)

O ayi, bunca sene icinde biraz daha olgunlasmistir, ama hala orda o muhtesem keyfi catiyordur, iddia ediyorum.  Benim cok kucukken gittigim hayvanat bahcesi ziyaretleri disinda, Discovery Channel, National Geographic ve agabeyim Baris sayesinde hayvanlar alemiyle aram iyidir, ama ornegin bir hayvanat bahcesi kulturum yoktur.  Bir de, Suudi Arabistan'dan bir keresinde bir belgesel video kasedi gelmisti bizim eve, adi "Tabiat El Vahsiyye" idi.  Sonucta fisilti gibi konusan belgesel sunucularinin ne dedigini anlamadan da hayvanatlari keyifle seyretmek mumkunmus, onu anlamamiza yardimci olmustu.

Neyse, sonucta yazin gelisi ve bu motivasyonla Bronx Zoo'ya gittik. Hayatimda hic bir zaman, Zimbabwe'ye gidemem, bir cheetah bile goremem sanardim, yanilmisim.  Aslanlar, kaplanlar, leoparlar ve nice baska Afrika hayvanlari gordum, heyecanlandim.  Harika bir yer; tavsiye ederim gitme sansi olabilecek herkese.  Doga konusunda benim kafesler (cok buyuk
kafesler ama, hic kafes gibi degil) ardinda gordugum bu hayvanlarin hikayeleri donuk kalacagindan, rotayi basima gelen ufak bir olaya dogru ceviriyorum.

Malaysian red panda adli bir hayvanin karsisindaydik.   Hayvanin ozelligi: ufacik bir panda ayisi, ama rengi suda islanmis kiremit kirmizisi.  Bir agacin uzerinde merakli merakli dolaniyor, saga sola bakiyor, uzerinde flash'ler patladikca film yildizi gibi poz verircesine durakliyor ara ara. Biz de "aaa, bak...panda..." falan diye ilgilenmis durumdayken arkamizda
cok agir bir Guneydogu Anadolu aksaniyla bir takim Turkce sozler yankilandi "gelin boole....lan, laaaan...gelin lan...hah soyle..." falan gibisinden, yuksek bir otoriter tonla elbette.  Tam arkamizda bir aile birikmisti.  Bir adam, orta yasli, bir eli belinin ardinda, obur eliyle de yol gosterme isareti yapmis.  Yaninda esi, kucuk bir kiz cocugu ve de bebek arabasinda hangi kitada oldugundan habersiz bir bebek.  Kadin masmavi basortusunu kulaginin arkasina gelecek sekilde duzeltme hareketi yaparken, "neymis? neymis?" diye yanasti yanimiza hafif mahsun bir bicimde.  Kucuk kiz, Amerika'ya biraz daha kucuk yasta gelmis olacak, duvardaki "red panda" yazisini okuyup "anne bak, bu da kirmizi pandaymis" seklinde tercume yapti. Annesi "vay vay vaay...bak sen suna..." seklinde ilgi yorumlari yaparken, ailesinin birlik ve beraberligi uzerine konsantre olup da hayvanatlarla pek ilgilenememis aile reisi baba huylandi: "cekhilin lan, ben de bakhacam." Bir an gercekten Ilyas Salman'in o en abarti aksanini yaptigi eski komedi filmleri aklima geldi, Banker Bilo misali.  Fakat aile reisi tedbiri elden birakmadi, o reis karizmasina darbe yedirmedi.  Boyle ufacik bir hayvanat parcasina sempatiyle bakamaz, ismine leke surduremezdi.  Soyle gozleriyle bastan assaaa ufacik pandayi suzup aynen soyle bir yorumla olayi bitirdi:

"Lan...Kedi lan bu!!!"

Hani lisede "gulme krizi" diye bir sey olurdu bazi derslerin ortasinda. Millet kendini yuzleri kizarmis ve omuzlari yukari asagi sallanirken tutup tutup, birden bire patlardi gulmekten.  Aynisi bana oldu o an, bunca sene sonra.  Kendimi zaptetmeye calisir, olay yerinden hizli hizli uzaklasirken, bu aileyle hayvanat bahcesi gezmenin ne kadar eglenceli bir sey olabilecegini aklimdan anlik olarak gecirdim ve kendimi az ilerde otlayan zurafalari incelemeye biraktim.

Yalin Karadogan,
New York.
7 Haziran 1999

Konuk Yazarlar