Nasil Taraftar Olduk? (Ikinci Bolum)

a Emin guzel yazmis taraftarlikla ilgili ani ve yorumlarini.  Okur okumaz, cilekes yoldasi olarak secilmis oldugum icin, bir-iki paragrafindan esinlerek, biraz uzatip, biraz genisletip yeni bir yazi haline getireyim dedim.

Emin'le yatakhanede okuduk liseyi.  Haftasonlari eve gidilebilen, Istanbul'dan cok uzak olmayan bir yerdi, ama leyli telebeydik iste, eskilerin dedigi gibi.Yemekhanede ne cikarsa yerdik.  Annelerimiz bizi ziyaret ettiklerinde yemek getirttirirdik.   Her sabah gorevlilerin kapilara anahtarlariyla takktakktakkk vuruslariyla uyanirdik.  Kahvalti saatinde kahvaltimizi eder, etut saatinde derse oturur, toplanti saatinde toplantilara giderdik.  Futbol maclarini seyretmek icin etut saatleri degistirilir, ders programlari altust olur, gun icinde oynanan maclarda ise cesit cesit yaraticiliklar ortaya cikardi.  Ilk senemizde o televizyona en yakin koltugu bizden buyuklere birakmayi, ikinci sene o koltugu kapmak icin saatlerce onceden gelip oturmayi ve gerekirse o koltuk icin kavga etmeyi, sonralari ise mactan bes dakika once gidip bizden gencleri o koltuktan nazikce kaldirmayi ogrendik.  Sonucta o televizyon odasinda ne Avrupa zaferleri, ne kupalar gorduk Cimbom'un, ama o ayrintilara girmeyelim simdi.

Ara ara yatakhaneden cikip sehre inerdik mac seyretmeye.  Iste o zaman keyifler iyice yerine gelirdi.  Otuz kisilik otobus kopruden Avrupa'ya gecene kadar her turlu makamdan her turlu tezahurat defalarca soylenir, sesimiz kisilincaya kadar o desarji yasardik.  Ne fincanlar, ne pinarbaslari eskitirdik o sarkilar turkuler sirasinda.   Bir keresinde Turkiye-Hollanda milli maci icin kafamizda berelerle Inonu'deydik.   Hava o kadar soguk, o kadar soguktu ki, sulusepken kar yagisinin altinda yirmi-otuz kisi kolkola girip halay cekip tezahurat yaparak isinmaya calismistik.  Hic unutmam, mac cikisinda bizi yenen Hollanda'nin otobusu taslanmisti.  Taraftar gruplari, kimi Taksim yokusundan yukari dogru, kimi ise Bogaz'a dogru asagiya yururken, ellerinde coplarla bir grup polis basmisti ortaligi.  Kimin tasladigini anlamak icin hepimizi durdurup tek tek avuclarimizin icine bakmislardi, tas atanin eli pis olur mantigiyla herhalde. Ceycey lakapli cok efendi bir arkadasimizdan suphelenen polisler hepimizi tehdit etmis, kosa kosa kendimizi Taksim McDonalds'in onunde bulmustuk.  Orda cebinde para olanlar BigMac'lere yonelirken, kimimiz acmaciyi muhabbete sarmis, biraz ucuz fiyattan uc-bes tane catal alip ikiye-uce bolup paylasmistik.  O aclikta o yarisini sanirim Ceycey'le kiristigim catalin lezzetini hayatta unutamam.

Kavga cikmasin diye genelde sehre indigimizde milli maclara gittigimizden, bir keresinde de Serbest Irlanda macindaydik, yine yani ekiple.  Yine kaybettigimiz bu macin sonunda yuzlerini yesil yesil boyamis bir avuc Irlanda taraftari aleyhine "We .... you Ireland, we .... you Ireland!!!!!" diye tezahurat baslatmis, ve sonucta sahada yenilmis ama boylece tribunlerden boynu bukuk ayrilmamistik.

Maclarin donusunde, yenilmis olmamiza ragmen, otobuste yorgunluktan bir-iki uyuklayan disinda, o ayni cosku, ayni tezahurat ortami yasanirdi, kisik seslerimize ragmen.  Hele yatakhaneye dondugumuzde ceplerimizde gerek diger leyliler icin siparis gerekse kendimiz icin gizli gizli yiyecek sokuslarimizin hikayeleri var ki, onlari da baska zamana saklamakta fayda var.

Ne yazik ki her mactan sonra otobusle rahat rahat donmek kismet olmadi.  Abdi Ipekci'deki Efes Pilsen'in tarihi Hapoel yari final zaferinden sonra bizi geri goturmesi gereken otobusun yerinde olmadigini farkettik.  Biraz tereddut edip soylendikten sonra, stadyumdan cikan herkes gibi trene yuruduk.  O zamanlar cep telefonu falan yok tabii, yatakhaneye ulasmak mumkun degil.  O kalabalikta gec gelseler de bizi bulmalari mumkun degil, biz de Kazlicesme tren istasyonunun yolunu tuttuk.  Bu arada, binmeden once karambol yuzunden bizim Emin'in ayaginin kayip de trenle platform arasindaki bosluga dususunu anlatirsam fena kizar, o yuzden anlatmiyorum.

Sirkeci'de indik, vapurlara dogru yuruduk karsiya gecelim diye.  Bizimle beraber vapurlara yuruyen bir baska grup genc de vardi, yine bizim gibi mactan cikmis. Onlarla beraber bir de baktik ki son vapuru kacirmisiz.  Nasil olduysa hep beraber "Vapur gitti ... gitti, laylalaylalaylaylaylay!!!" diye bir argo tezahurat basladi, ve de bes-on dakika bu tezahurat sayesinde, bir tek kelime bile konusmamamiza ragmen kaynastik diger grupla.  Aramizdan bir-iki leyli vazgecip taksiyle evlerine donduler, yatakhaneye donmek yerine.  Eeee, taraftarlik kolay is degil, bu isin mactan oncesi oldugu gibi mactan sonrasi da var.  Hele gecenin o saatinde Istanbul'un ucra koselerinden Kurtkoy'e donmek gerekiyorsa, sonuclarina katlanacaksin.

Karakoy'e yuruyup bir deniz vasitasi bulduk sonunda, ve de Kadikoy'e gectik, yine sarkilar, turkulerle.  Senelerce calisma saatimiz, uyanma saatimiz, yatma saatimiz ve cesitli baska aktivite saatleri okuldakiler tarafindan kisitlanmis oldugundan epey hosumuza gitti boyle basibos birakilmis olmak.  Kadikoy'de biraz keyif yaptik, kokorec, midye, ve de kosedeki cizburgerciden karnimizi doyurarak. Saat artik 12'ye yaklasmis, yatakhane gorevlileri artik merak etmeye baslamislardir, ama tabii umrumuzda degil. Sogutlucesme'den banliyo trenine bindik.  Tren o saatte o kadar tenhaydi ki, heralde boyle kalabalik bir grup olmasaydik basimiz derde girebilirdi.  Ama trene tek tuk binenler de bizim gibi neseli bir kalabalik grup gorunce heralde "yaa bunlarin bildigi bir sey vardir kesin" diye dusunup uzak durdular bizden.  Netekim ertesi hafta Hurriyet'in ucuncu sayfasinda "Banliyo trenindeki vahset" basliginin altindaki yaziyi okuyunca bu hikayemizin ayrintilarini annelerimize anlatmamaya karar verdik.

Derken Pendik civarlarinda trenden indik ve artik toplu tasimacigilin ulasmadigi muhitlerde oldugumuzdan 3-4 tane taksi bulduk biryerlerden ve konvoy halinde okula ulastik.  Yatakhane gorevlilerine, aninda uste cikabilmek icin, "Nerdeydi bizim otobus??  Nasil birakirsiniz bizi???" seklinde feryatlar ederken bile icten icten nefis bir gece gecirdigimizi dusunuyorduk.  Hocalardan biri "mac nasildi?" diye sordu.  Aramizda skoru bilmeyenler vardi.

Emin'in mesaji da buydu zaten sanirim.  Taraftarlikta kimi zaman insan kendini olaylarin akisina birakip gider; sarkilar turkuler, sevinc cigliklari, aglayislar, sikintilar, hepsi yasanir sirayla.  Bir yere, bir takima ait olma ihtiyaci, onlarin sevinclerinden pay almak, uzuntulerini paylasmak, o ister stadyumda, ister otobuste adrenalinin yukselisini hissetmek, her an patlamaya hazir bomba gibi gergin durmak, sabah uyaninca ilk is o gunku maci dusunmek, damardan hissetmek coskuyu.  Skor ne olursa olsun, olayin guzelligi burda galiba.

Yalin Karadogan,
New York.

16 Agustos 1999

Konuk Yazarlar