Benim Adim Kara(dogan)
| a | Son bir kac aydir, gunduz ofiste, evimde, metroda, ve geceleri yatagimda bana
eslik eden (yok o dusundugunuz degil) ve de is programimin yogunlugu, cesitli
seyahatler, yaz aktiviteleri yuzunden ihmal etmek durumunda kaldigim (yok vallahi o dusundugunuz degil) Orhan Pamuk'un Benim Adim Kirmizi romanini
odamdaki kepenklerin ruzgardan surekli vurdugu bir Pazar aksami, sonunda bitirebildim (dedim size o dusundugunuz degil
diye!).
Cok yazildi, cizildi bu roman hakkinda. Henuz okumamis oldugumdan, mumkun oldugu kadar uzak durmaya calismistim elestirilerden. Ne yazik ki kitabin iceriginden, edebi degerinden cok, Pamuk'un Ataturkculugu tartisiliyordu o zamanlar. Cok atesli bir-iki tartismanin metinlerini e-mail arsivlerim arasinda umarim bulurum da simdi kendi yorumumu da katabilirim. Kendisini televizyonda ya da gercek hayatta konusurken hic gormedigim icin bana gore Pamuk sadece romanlarinin satirlarinda yasar; o kadar. Bir romancinin bir cumleyi digerine veya bir kelimeyi bir otekine niye tercih ettigi sorulmamalidir aslinda. Romanlar art niyet veya gercek politik anlam aramadan da takip edilebilmelidir. Muzik ve hatta spor gibi gunluk hayatimizin parcasi olmus etkinliklerde bile politikanin izlerini gormek, romanlar icin de ayni dusunceyi uyandirir, ve kimisine gore belki uyandirmalidir da. Ama bir okur olarak ben de okudugum romanin ardindaki gercek "kumpas"in ne oldugunu bilmeden, hatta merak bile etmeden takdir edebilmeliyim. Yazarin haftasonu talk show'larda neler soyledigini bilmeden de onun hikayelerine kendimi kaptirabilmeliyim. Icerige donelim. Pamuk etkili roman baslangiclarina bir yenisini eklemis Kirmizi ile. Tuyleri diken diken eden o ilk bolumu okuduktan sonra tekrar okumak istedim aninda. Bazi elestirmenlerin basina geldigi gibi anlamadigimdan degil, o urpertiyi, o soguklugu, o korkuyu bir kez daha yasamak istegiyle. Hatta bu baslangicin ardina ne yazilsa sanki gerilimi azaltacagini bildigimden, o ilk bolumden sonra bir sure ara bile verdim kitabi okumaya. Belki yukarda saydigim sebeplerden oturu okuma surem uzun surdugunden, bir diger tarihi romani olan Beyaz Kale kadar dort kolla sarilamadim bir turlu Kirmizi'ya (Beyaz Kale'yi bir-iki sicak yaz gununde okuyup bitirmistim). Ama romancilik olarak, hikayenin cesitli agizlardan anlatilmasiyla benim icin Turkce'de bir ilk olan, aslinda karmasik gibi gorunmesine ragmen eteginin altinda cok basit bir hikaye yatan bu kitabi begendigimi soyleyebilirim. Agiz degistirme, konusan her karakteri daha iyi tanimaya, herbirine daha yogun duygular hissetmeye yardimci oluyor. Sevilesi karakterler daha kolay seviliyor, nefret edilesi karakterler ise, her onun dilinden hikayeyi dinlediginizde, sinirlerinizi tepenize getiriyor. Kitabin tonu eski Istanbul sokaklarinda okura tur attirircasina nostaljik. Sanki onaltinci yuzyildaki bu hikayeyi anlatanlar bugunun Istanbul'unu biliyorlar da, o zamankiyle caktirmadan karsilastiriyorlar gibi (nitekim bir bakima dogru). Fakat Kirmizi'nin en basarili oldugu noktalardan biri o gunun bir takim onemli temalarini romanin akisi icerisinde anlatarak, bugunle ilgili yorumlar yaptirmasi sanki. Dogu ile Bati'nin zihinsel de olsa icimizdeki catismasinin sadece Osmanli'ya ait bir catisma oldugunu kim soyleyebilir? Karakterlerin catismasi sayesinde, bugunun Istanbul ve Turkiye'sinde de yasayan, kendi icimizdeki Dogu - Bati catismasini bir kez daha akla getiriyor Pamuk. Heratli ustadlarindan da, Frenk ustadlarindan da bir seyler ogrenerek, Saray nakkashanesinin kendi uslubunu yaratmaya calisan Eniste belki de gunumuz Turkiye'sinde yasami ozetliyor. Bugun ne tam Dogulu, ne tam Batili, basli basina farkli bir ulke Turkiye, ve Kirmizi'yi okurken bu ikilemin koklerine kadar iniyoruz. En onemli karakterin Kara oldugu dusunulebilir, ama romanin ana karakteri sanattir. Nakis sanatinin Osmanli'da nasil bir nesil suresince ilerledigini, nakkaslarin arasindaki katakullileri cok detayli anlattigi gibi, tum sanatcilara sorulan, "sanat kimin icindir?" sorusunu da gundeme getiriyor. Sanatci kendi icin mi sanat yapar, para icin mi, toplum icin mi, padisah icin mi, Allah icin mi, dini icin mi, karisi icin mi, ustasi icin mi, kopegi, ulkesi, bayragi, ickisi, dostlari, torunlari icin mi gibisinden sorulara her karakterin verdigi cevap farkli olacagi gibi, karakterler arasinda hangilerinin gercek sanatci oldugu da okurun takdirine kaliyor. Iste butun bu saydigim motivasyonlar belki okura da biraz kendi yaptigi sanatinin (veya isinin) sebeplerini dusunduruyorsa Pamuk basarili olmus demektir. Zaten bir yazarin alabilecegi belki de en iyi kompliman cesitli okurlarinda cesitli farkli dusunceler uyandirmis oldugunu bilmektir. Ama Kara'dan once Sekure'nin hikayesi Kirmizi. Zaman zaman Sekure'nin asker kocasina olan ozlemi mi, Kara'ya olan tutkusu mu, yoksa bencilce kendisine olan duskunlugu mu agir basiyor diye dusundum. Hatta derinden cok meraklisi oldugu baska ugraslar da var (bakiniz bu yazinin ilk paragrafinda parantez icinde dusundugunuz sey). Ama hepsinden de ote gelen, Sekure'nin ogullarina olan mutlak sevgisi. Bu cizgide, Sekure'nin kitabin sonunda mutlulugun resmini tarif edisini asla unutmayacagim. Erkek olmanin verdigi her turlu duygu ve dusunceden ote, sadece annelerin hissedebildigi karinda bebek tasiyip anne olma duygusunun tarifini ararim bazi kadinlarin yuzlerinde. Sekure'nin yuzunu goremesem de, Pamuk'un dilinden Sekure'yi dinlemek insanin memelisini kiskanmakla esdeger oldu benim icin. Iste bu kiskanclik yuzunden kadinlarin yuzlerinde o tarifi aramaya devam edecegim. Kankirmizisi gunler dilerim... Yalin
Karadogan, |