New York a la Turka: Yesim'in oyunu
| a | Cuma aksami tiyatrosuna
gitmeden once, Yesim'in hafizamdaki ilk goruntusu aklima geldi: orgulu
saclariyla bizim Istanbul'daki eski evin dar koridorunda kosusturan,
siyah ilkokul onluklu ufak, neseli bir kiz!! Bazi anilar vardir,
hatirlasan da hatirlamasan da pek bir sey katmaz simdiki hayatina,
tekrar unutulabilir. Ama bazi anilar vardir ki, soyle hulyalara
dalarak derinden heeeyyyy gidi gunler diyesin gelir. Yesim'in
asagi yukari yirmi sene sonra benim gurbette yasadigim sehre gelip bir
oyun yazip yonettigini gormek, yasamak, bana ozlem dolu bir heeyyy gidi
gunler dedirtti.
New York'ta Turk tiyatrosu seyredebilmek senede bir ya da iki defa -- o da eger sansliysak -- karsimiza cikan bir firsat. Hele dogru sezonunda Turkiye'ye gitme firsati bulamayanlar icin, Turk tiyatrocularinin 2000'li yillarda neler yaptigini, sanatin nasil cocuklugumuzdan bu yana degistigini, ve de Turk tiyatro seyircisinin nasil evrim gecirdigini bilmek asla mumkun olamiyor. Bu yuzden, yemeklerimizin ve muziklerimizin oldukca meshur oldugu dunyanin baskenti New York'ta tiyatrocularimizin da basarili olmak icin calistiklarini gormek insana mutluluk, gurur ve ilerisi icin umit veriyor. Turk tiyatrocu kimliginden ote, genel olarak tiyatro denince Broadway'deki "show"larin akla geldigi New York'un dunyanin tiyatro baskenti olmadigini dusunurum hep. Burdaki tiyatro sezonunun en basarili eserleri genelde once Londra'da oynamis, orda cok tuttugu ispat edilmis, sonra da buraya getirilmis eserler ne yazik ki. Onceki bir hayatta (yoksa bu hayat miydi??) tiyatro sahnelerinde ve seyirci karsisinda yillarca cok vakit gecirmis bir insan olarak, tiyatro salonlarina girdigimde boyle dusunceler gelir aklima. Ayrica film sanatinin basta seyredebilme kolayligi sayesinde cok tutuldugu, televizyon ve internet sayesinde insan-insana iletisimin her gecen gun azalmakta oldugu, ve baska sanatlarin daha buyuk ekonomik firsatlar dogurdugu gunumuz dunyasinda tiyatroya gonul vermek ve bu sanat icin hayatta bir cok riski goze alabilmek cok saygi gerektiriyor, ister Turkiye'de olsun, ister Amerika'da. Iste Yesim'le bu yuzden cok gurur duyuyorum; tanimasam da ayni gururu duyardim. Cuma aksami <Play a la Turka> icin tiyatro salonunda yerimizi aldigimizda ilk duygu biraz heyecandi tabii. Bunca insan oturmus, Yesim'in aklinin derinliklerinden cikan bu eseri izlemeyi bekliyor, Yesim de insanlara selamlar veriyor, sakalasiyor. Ne kadar rahat gorunduyse, o kadar da heyecanliydi. Oyun kesinlikle ticari bir eser degil. Yani guzel Turkiye'mizi Amerika'lilara tanitmak icin, ya da seyirciye Osmanli'yla Amerika arasindaki bir takim sirin farkliliklari sergileyip guldurmek icin yazilmis bir oyun degil. Odun vermeden, seyirciyle henuz ilk sahneden ilginc bir diyalog kurmayi becerebildi oyun. Kavuklu-Pisekar, Karagoz-Hacivat, Ferhat-Sirin gibi Turk ve Osmanli sanat tarihinin onemli ikilileri sahnede tekrar canlanmisken, televizyon ekranlarinda goruntulerini New York'un cesitli semalarinda gormek seyirciye guzel bir multimedyatik surpriz oldu. Nefis kostumler ve renkli aktorlerin yanisira, Brooklyn Bridge uzerinde Karagoz-Hacivat muhabbeti gormek dunyamizin ne kadar kucuk ve zaman sinirlari tanimayan bir gezegen oldugunu dusundurdu. Osmanli'nin eski tiyatro ve sahne sanatlarina adanmis bir oyun olan <Play a la Turka>, gunumuzun Meddah'larinin ne kadar sansli oldugunu hatirlatiyor. Eskiden hicbir arac gerec kullanmadan insanlari kulaktan kulaga soz tasiyarak kahveye toplayip meddahlik yapanlarin ne kadar gercek birer sanatci olduklarini bugun daha iyi anliyor insan. Bugun meddahlik yapmak televizyon ekranlarinda, film perdelerinde, video kameralarinda, internet uzerinde bir takim baska katki maddeleriyle birlikte sunuluyor ve de gunumuz seyircisine hitap ediyor, mesela Okan Bayulgen, mesela Cem Yilmaz. Ortaoyunu kavugunu tasiyan Ferhan Sensoy bile sahnelerden cok televizyon reklamlarinda yuzunu gosteriyor sanki. Belki de simdi daha basitlesti insanlari eglendirme sanati, cunku beynimizi calistirmayacak kolay eglencelere alistik. Sonucta gunumuzde mi meddah olmak, Osmanli devrinde mi meddah olmak kolay sorusunun cevabi hepimiz icin farkli olacaktir. Ama Yesim'in meddahinin iki dunyayi da birlestiren karakteri ve agirligi biraz olsun bu sorunun cevabina isik tutuyor. Karagoz'le Hacivat cok akillica islenmis oyuna. Bizim hafif sapsal Karagoz'u gayri-medeni, carpik Ingilizceli, kufurbaz bir Turk, Hacivat'i ise epey medeni, sofistike bir Amerikali haline donusturmus Yesim. Anlasamiyorlar her zamanki gibi, ama bu sefer ufak bir detay var. Konuyu ele vermek gibi olmasin ama, Karagoz'le Hacivat mumlarini kaybetmisler. Bu golge oyununda golge unsurunu yaratan olay bir mum oldugu icin, o mum olmadigi zaman golge oyunu da olamiyor. Bu durumda Karagoz'le Hacivat karaktersiz, rolsuz, zirvalayan birer kukladan baska bir sey olamiyorlar. Ayrica Pisekar, disi Kavuklu'yla bir turlu anlasamiyor, ve Meddah da dilden kaynaklanan iletisim sorunlari yasiyor. Bu sahneler, zaman zaman hayatta isigini kaybettigini ve karsisindakiyle anlasim guclugu cektigini hissedenlere -- yani hepimize -- hafiften dokunacaktir. Aralara serpistirilmis espriler, ikisi de birbirinden komik dedikoducu kadin karakterleri, ve de ucuk tercumanlar oyuna renk katmis. Salonun kahkahayla yikildigi anlar vardi. Ayni sekilde salonun donarak dinledigi anlar vardi. Sonucta Meddah'in degistigini kabul edip sahneden inmesi, yani yeni dunyaya ayak uyduramayisi, ve bitiste calan Makber sarkisinin tekno versiyonu da, bir bakima oyunun ozu gibiydi. Kimisi bu sarkinin tekno halini begenir, kimisi ise begenmeyebilir. Ama bu sarki hangi devre aittir? Iste bu sorunun cevabi da cevaplandirmaya calisanin hangi devre ait olduguna baglidir. "Yaa hakkaten de bizim Osmanli'da Karagoz ve Hacivat diye iki ozgun karakter vardi; ne nefis tiplermis onlar..." Eger oyun salondaki bir-iki kisiyi bile boyle dusundurduyse, Yesim basarili olmus demektir. Bizim, fakat bizim oldugu kadar da uluslarasi bu iki sicak karakteri New York sokaklarinda mumlarini ararken gormek unutulmayacak. Yesim iste bu yuzden basarili. Bu espriyi anlayabilecek yarisindan cogu yabanci bir ekip kurdugu ve iki ayda bu oyunu sahneye koydugu icin basarili. Tum fiziksel, maddi, ve ruhsal imkansizliklarin ustesinden gelip insanlari salonuna doldurabildigi icin basarili. Bunca seyin ardindan "kendi capinda zaferler" olarak nitelendirebilecek kadar mutevazi olabildigi icin basarili. Hayatta en buyuk zaferleri kazananlar, kendi capinda zaferler kazanma istegiyle baslayanlardir zaten. Ister alaturka olsun, ister alafranga, Yesim'in ilerdeki projelerinde de salondayim. Yalniz siradaki projesi simdikinden biraz farkli! Esi Genco'ya da, mutlu ailelerinin en yeni ferdine de simdiden selamlar. Yesim'cigim, ona, dogdugunda, sana bu enerjiyi nerden verdigini soracaktin. O da buyudugunde sana soracak onu provadan provaya karninda tasidigin <Play a la Turka> gunlerini. Sen de soyle derinden bir heeeyyy gidi gunler cekeceksin. Mutluluklar! Yalin
Karadogan |