Melbourne Sohbeti


PEK OFKELIYIZ BIRBIRIMIZE..

Avustralya'nin gundelik politik yasantisi, calkantilara, alt-ust oluslara nadiren sahne oluyor. Herseyin tikir tikir islemesine herkes alisik oldugu icin, dislilerdeki en ufak bir aksamada ne yapacaklarini sasiriyorlar. Turkiye'de ise hem insanlar, hem de sistem her gun buyuk bir camin devrilmesine nasil olsa alisik. Oyle ki, Turkiye'de onbes gunde olan olaylari Avustralya'nin bir yillik gundemine yaysaniz, o kadari buraya fazla bile gelir, sistemin civisini cikarir.

Bu dediklerimize ornek isteyen, bir zahmet iki milletvekilini, Turkiye'deki Sevki Yilmaz ile, buradaki Pauline Hanson'u karsilastiriversin. Turkiye'de gazetelerin mansetine bir gunden fazla cikamayan Sevki Yilmaz'in dediklerinin binde birini mirildanan bizim irkci sultan, Avustralya'nin siyasi gidisatini bir anda degistiriverdi.

Efendim, Avustralya'da son yilda olup bitenleri bilmeyenleriniz merak edebilir. Bu Pauline Hanson isimli hanimefendi, hasbelkader secildigi meclisdeki daha ilk konusmasindan itibaren Aboriginilere, gocmenlere catarak, 1950'lerin Beyaz Avustralya politikasini yadetti. Birkac ay icinde gordugu ilgiye dayanamayarak kurdugu "Tek Ulus Partisi" ile de sosyologlarin bir numarali mezesi oluverdi. Ozellikle neden bir anda kamuoyu yoklamalarinda yuzde 10'u buldugu, tasra kasabalarinda yaptigi toplantilarin dolup tasmasi, gelen destekcilerin tipi, kim olduklari, neden onu destekledikleri, cozulmesi gereken bir bilmece ozelligini koruyor. Kimileri tasradaki belirsizlikten soz ederken, kimileri de ekonomik rasyonalist politikalarin yarattigi tepkiden dem vuruyor. Genellikle tumu makul gibi duran butun bu varsayimlar, gunumuzde yasanan hizli ekonomik ve sosyal degisimin cesitli kesimlerden kurbanlar yarattigini iddia ediyor.

Oysa hanimefendinin toplantilarina gelen insanlarin tipine bakiyorsunuz; pek cogu oyle isten atilmisa, ya da son ekonomik kararlarin kurbanlarina benzemiyor. Cogu siradan insan gorunumunde; emekliler, orta halli giyimli isciler, memurlar, ev kadinlari, ne ararsaniz var.

Kimileri, Pauline Hanson'a gosterilen bu ilginin politik, ya da ekonomik olmadigini, insanlarin daha ziyade psikolojik nedenlerden dolayi boyle hezeyanlari destekledigini soyluyor. Ornegin kendisini alkislayanlarin aslinda evde cocuklarina soz geciremeyen, kilo vermekte zorlanan, esinin kendisini artik sevmedigine uzulen, baskalarinin kendisinden daha zengin ve akilli olmasina icerleyen insanlar oldugu soyleniyor. Pauline Hanson da zaten irkciligi falan degil, her turlu treni kacirmislarin ofkesini temsil ediyor. Hayattaki belirli umutlariniz gerceklesmemisse, bir yigin treni kacirmissaniz, kendinizi pek de basarili hissetmiyorsaniz, bu ofkenizi ancak bir baskasini tekmeleyerek giderebiliyorsunuz. iste Tek Ulus partisi, tam bu durumdaki kitlelere, aboriginileri, gocmenleri yem olarak sunuyor ve ofkelerini yonlendiriyordu.

insan bu arada dusunmeden edemiyor. Bu ucuk tesbitler, bizdeki bazi davranis bozukluklarini da aciklamaya yarar mi acaba, ne dersiniz?. Avustralya'da dogup buyumus birinin hakaret edip, saldiracagi, irkcilik yapacagi birileri nasil olsa var; Aboriginiler, Asyalilar, gocmenler, Yahudiler, escinseller, ne ararsan.. Oysa bizim, buraya goc etmis Turklerin kimsesi yok. Bizler ofkelenince kime catacagiz allasen? Birbirimizden baska kime ofkelenebiliriz biz?

Turkiye konusan toplumumuzun biraraya geldigi herhangi bir yerde, iki adim geri cekilip etrafiniza bakiniyorsunuz; kalabaligin yarisi birbirine kus, ucte biri kavgali, dortte ucu birbirini sikayet eder durumda, bir kisminin ise selami sabahi bile kalmamis. Arkadan konusmalar, kotulemeler, kucumsemeler, vaka olarak bile sayilmiyor.. Bunlar belki sadece bize ozgu hasletler degil; oteki gocmen gruplarda da elbet goruluyor. Ama bizim gucenme yetenegimiz de kimseye benzemiyor birader!

Var mi kimsede bizdeki kadar cok birbirini dava etme? Ortalikta mahkeme celpleri ucusuyor, postacilar dagitmaktan yoruldu, baro bizim kesemizden bayram ediyor. Ya da hangi etnik toplum bizdeki kadar ofkeli okur mektubu yaziyor acaba? Radyo talk-back'lerindeki hakaretler, yerel gazete koselerindeki kufurlesmeler, kongre yumruklasmalari,.. hepsi ama hepsi birbirimize karsi. Kendimizden baskasina sesimiz cikmazken, birbirimize aslan kesiliyoruz her nedense..

Simdi bu durumu da ciddi ciddi sosyolojik yontemlerle aciklamak belki mumkun. iste, toplumun burada yeni olmasindan, birinci kusagin cektigi sikintilardan, ikinci kusagin uyum sorunundan soz edilebilir. Bu tur yorumlar yerine, islere belki de ucuk bir mantikla bakmak lazim. Ne dersiniz, biz de aslinda baska seylere ofkelendigimiz icin birbirimizi yiyiyor olamaz miyiz?

O onu demis, falanca su siyasettenmis, filanca uckagitcilik yapmis,.. butun bunlari bir yana birakalim bir sureligine. Ne bileyim, icimizden birisine kufurlu yazilar doseyenlerin asil sorunu, kendi arabasinin eski olusu olamaz mi? Oyle ya, 97 model Honda suruyor olsa, yasantisi da ona gore gicir olsa, kendi konumundan ici rahat olsa, kim ugrasir birbirine kufretmekle?.

Ya da toplumundan birini surum surum surundurmek icin cabalayan biri, kendi cocuguna soz gecirebilse, boyle seylerle ugrasir mi dersiniz?. Veya ailesi ve yakinlari tarafindan sevildigine inansa, gidip bir baska Turk'un kuyusunu kazmaya calisir mi acaba? Yaslaninca ne yapacagina, nasil gecinecegine emin olsa, simdiki gunlerini onu bunu kotulemekle gecirir mi hic? Kendi konumundan, mesleginden, toplum icindeki yerinden hosnut olan birisi, neden gidip bir hemserisine celme takmaya calissin ki?

Laf nereden, nereye geldi. Pauline Hanson hezeyani ile Avustralya'daki 46 bin nufuslu mutevazi toplumumuz arasinda benzerlikler kurdugum icin bagislayin beni lutfen. Ama icimizdeki bazi kurtlari teshis etmeden de olmuyor, birader..

Melbourne / Agustos 1997


© COPYRIGHT 1997, Turkiye Net (www.turkiye.net)


Eski Yazilarim...

Levent'e E-Mail