
TURKIYE DONUSU BIR GEVEZELIK.. Biz Avustralya gurbetcileri, Turkiye'den uzaklarda yasayan vatandaslar arasinda en cok yakinani olmali. Mazeretimiz bol nasil olsa. Herseyden once, birkac bin dolari gozden cikarmadan memlekete gidemiyorsunuz. Sevimsiz ucaklarda ve bezgin havaalanlarinda gecen toplam yirmi-yirmibes saatlik yolculuk, bir gun icinde bambaska mevsimlere gecis, gidis-gelisi seyrelttiginiz icin size icerleyen yakinlar, bu seyrek ziyaretlerin getirdigi yabancilasma, ve daha neler, neler.. Bir de tabi buna, Turkcemize her an yerlesmesi beklenen "jetlag", yani ucus yorgunlugunu eklemek lazim. Atlantigi gecerken yasananin cok otesinde bir bitkinlik bu. Gerci Pasifik gecislerindeki gun atlama karmasasini yasamiyoruz ama, mesafenin uzunlugundan dolayi, Avustralya'ya geldikten sonra birkac hafta kendimize gelemiyoruz. Neyse ki, Turkiye bize gore Bati'da. Bati'ya dogru gidince vucut dengemiz onde oldugu icin uyum saglamak fazla uzun surmuyor; bu sayede gunlerin sayili oldugu Turkiye tatilinin fazlaca icine edilmiyor. Avustralya'ya geldigimizde ise, vucut yerel saatin bir hayli gerisinde seyrettigi icin toparlanmak zaman aliyor. Ornegin bu satirlar, Turkiye donusu iste boyle bir uykusuzlugun urunu. Halen saat gecenin ucu ve benim naciz bedenim zamani inkar etmeye devam ediyor. Her gece damlarda gezinen possumlar gibi ben de uykusuzluga direniyorum. Oysa Turkiye'ye uyum saglamak ne kadar kolaydi. Sokaklari tika basa dolduran, yuzlerinden ifade fiskiran insanlar, sicak tavirlar, dostca sarilmalar, hep o insanin uzerine uzerine gelen apartmanlari, bedenini teget gecen arabalari unutturuyordu. Zaten topraga ayak bastiktan cok cok bir-iki gun sonra, insan kendisini hic oralardan ayrilmamis gibi hissediyor. Ne kadar seyi yabancilarsa yabancilasin, kendisini o dekorun bir parcasi gibi goruveriyor hemen. Yaban ellerini ne kadar severse sevsin, oralarda yillar boyu "ben nereye aitim?" sorusunu sora sora yasayan insan, kendi topraginda bir anda bu sorunun cevabini buluveriyor. Turkiye insani, soguk suya atilip, alttan isitilan kurbaga misali, enflasyona alismis; pahaliligi yadirgamiyor artik. Eline gecirdigi her banknotu sifirlarindan degil, yazisindan tanimaya calisan saftirik kulunuz ise, evden havaalalanina gitmek icin 7.5 (yazi ile yedi bucuk) milyon TL odemek durumunda kalinca, bir anda kendisini kizgin suya atilmis kurbaga gibi hissediverdi. Bu yolculuk boyunca uc kez cep telefonunun kullandigim centilmen sofor, bu konusmalar icin para odemeyi teklif edince beni hic de hayal kirikligina ugratmadi. Ne de olsa "delikanlilik" bizim ezeli hasletlerimizden; oyle uc kurusluk cep telefonu icin bozulacak degil ya.. Aslinda Turkiye'de neredeyse hicbir sey uc kurusa degil artik. Eskiden Turkiye'ye getirip bol keseden bozdurdugumuz Avustralya dolarinin bile gucu fazla yetmiyor enflasyona. Avustralya'da dogmus olan uc bucuk yasindaki kizim sokakta simit isteyince pek hoslandim. "Aman da kizim ozune donuyor!" diye sevinecektim ama, simitciye neredeyse 16 yil onceki ilk maasim kadar bir para verince icime oturdu.. Bizim Avustralya gurbetcileri arasindaki adet, Turkiye'den donene hemen "memleketi nasil buldun?" diye sorariz. Bu biraz da korlerin fili tarifine benzer; herkes eline ne gecerse, karsisina ne cikarsa onu tarif eder hep. Benimki de biraz boyle belki ama, sokaktaki hareketlilige sasirmadan edemedim. Biz Avustralya'da hep, Turkiye'ye ait "Devlet haberleri"ni dinliyoruz. Hukumetler, bakanlar, partiler, falan.. Oysa haber sokakta. Sokaktaki insan almis basini gidiyor, devlet sadece "ayak bagi". Hamal, isportaci, cep telefonuyla isini buyutuyor; devlet bu gelismeye ya engel olmus, ya da duzgun yasalar koymayi becerememis. Carpik curpuk da olsa, ozel medya mali goturmus, buna yillarca engel olan devlet hala kendi koydugu yasalari uygulamayi beceremiyor. Sokaktaki insanimiz, ne ulkenin bir yaninda suren acik savasa, ne ekonominin carklarini donduren kara paraya, ne de giderek artan sinifsal ucuruma aldirmadan gunu kurtamaya bakiyor. Ulkeye yenilikler yine hep disaridan gelse de, kahraman bakkal elini kolunu sallayarak gelen uluslararasi magaza zincirlerine dayanamasa da, ulkenin gundemi her gun birseylerle doluveriyor. Turkiye'de olan biteni gozlemeye, donus ucaginda da devam ediverdim. Bayram paketlerini kullanarak Malezya'ya kadar bize eslik eden tatilcilerimiz, Boeing 747'nin neredeyse tamamini dolduruyordu. Eskiden sadece belirli bir "zumre"ye ait olan bu tur egzotik gezilere, simdi meger kapkaccisindan repo'cusuna, emeklisinden ucretlisine, zengininden orta hallisine kadar her tur insan katilir olmus.. Neyse, yine donduk evimize.. Sokaklari her gun sayim yapiliyormuscasina bos, hicbir olayda surprize yer birakmayan dingin ulke Avustralya'daki yasantimiza, kaldigimiz yerden devam ediyoruz. Anamizin evinde misafir terlikleriyle gezmenin verdigi cekingenlik coktan geride kaldi.. Melbourne / Nisan 98 © COPYRIGHT 1998, Turkiye Net (www.turkiye.net) |