Melbourne Sohbeti


BURASI KESMIYOR BENI!.

Ey, yurtdisinda yasayan Turk vatandaslari! Bulundugunuz ulkenin entellektuel ortami sizi kesiyor mu? Avustralya’daki soydaslariniz zor durumda, bilesiniz..

Gectigimiz haftalarda, Avustralya kamuoyunun gundemine zorla yerlestirilen bir konu vardi. The Age ve The Australian gazetelerindeki habere gore, Melbourne’lu klasik muzik ustadi, genc piyanist Geoffrey Tozer, beklenmedik bir sekilde Avustralya’yi terkedecegini acikladi. Kariyerinde artik cok onemli bir donum noktasina geldigini belirten muzisyen, Avustralya’da kalmaya devam ederek, gelecegini tehlikeye atmak istemedigini acikladi. Kendisi gibi parlak ve onu acik bir muzisyenin yeri, ancak Avrupa gibi, klasik muzige deger verilen bir yer olmaliydi.

Simdi siz de boyle bir haberi duyunca "e, bize ne?" diyeceksiniz. Eh, ben de oyle dedim acikcasi. Hem nasil olsa, klasik muzik dinlemek ile, batili ve ileri olmak arasinda herhangi bir ilgi kurma aliskanligim yok. Bu yuzden, Geoffrey Tozer adini daha once hic duymadigimi da buradan gogsumu gere gere aciklayabiliyorum. Bu aci haberi gazetede okuyunca da fazla uzulemedim ustelik. Son alti yildir devletten her yil 50 bin dolar yardim almis oldugu belirtilen bu vatandasin kuskunlugune pek de sempati duyamadim. Ve anlasildigi kadariyla Avustralya kamuoyunun buyuk bir kesimi de fazla takmadi bu konuyu. Yasanan bunca sikintinin arasinda, kimsenin bu burnu havada muzisyene gozyasi dokmeyecegi kisa surede anlasidi. Gelgelelim, olayin Avustralya entel cevrelerinde ve medyada yankisi hala suruyor. Aslinda sorun Geoffey Tozer’in ne kadar buyuk bir kiymet oldugundan cok, giderayak soydigi sozler. Ustad, aynen soyle buyurmus:

"Kendimi bunca yildir Avustralya muzik piyasasina sunmama ragmen, benden fazla yararlanilmadi. Ulkemi cok sevmeme ragmen, gelecegimi dusunerek, sanata daha fazla onem verilen bir yere gitmeye karar verdim." Tozer bu sozlerin bir kismini sonradan geri almasina ve yumusatmasina ragmen, tepkileri dindiremedi. Carsaf carsaf gazete sayfalarini dolduran bu itiraflar, Avustralya medyasi ve elit cevrelerinin tam da can damarina basti. Zaten oldum olasi kendi ulkesini hep otekilerden, ozellikle de Ingiltere ve Amerika’dan asagi gormeye kosullanmis Avustralya aydinlari, bu sozler uzerine tam anlamiyla mahvoldu. Iste bakin, bir deger daha elimizden kayip gidivermisti. Zaten biraz kiymetlenen her deha, bira icip gegiren bu koylulerin ulkesinde daha fazla duramazdi. Dort bir yani ucuncu dunya ulkeleriyle cevrili bu kurak adada, batili normlari daha ne kadar ihmal edecektik?. Ingiltere zaten bizi bosladi, Amerika’nin da yuz verip vermeyecegi belli olmaz. Batili ulkeleri yakalayamazsak, bir de gidip Asyali barbarlarin kucagina mi dusecegiz yani..

Gelelim bu isin bizi, yani bu kurak adaya hasbelkader dusmus Turkiye kokenlileri niye ilgilendirdigine. 18 milyonluk ufak bir ulkeden ayrilan muzisyen benim de fazla umurumda olmamasina ragmen, bu olay vaktiyle duydugum bir lafi hatirlatti bana. Turkiye’nin bol miktarda yetistirdigi sairlerden bir sair, Avustralya’ya ilk geldigim yillarda bana soyle yakinmisti: "Valla" demisti. "Bu ulke beni kesmiyor.." Hani, benim derinligimde fazla adam yok buralarda demeye getiriyor. Iyi de, kesmiyorsa, tek yon bir ucak bileti al, olsun bitsin diyecektim; neyse ki o sefer dilimi tutmayi becerdim. Zaten ne cektimse dilimden cektim bu gune kadar. Buyuk bir keyifle, tekrar gorusmemek uzere ayrildim oradan. Ukala sairimizi o gunden beri hic gormememe ragmen, ne yalan soyleyeyim, o lafi arada bir aklima gelmiyor degil. Ozellikle de, Turkiye’nin o civil civil, rengarenk gundemine alistiktan sonra, Avustralya’nin bu bezdirici durgunlugu insani bazen cileden cikariyor. Bu ulkeyi yakindan tanimak icin daha onbes firin ekmek yemem gerekmesine ragmen, buradaki yasantinin hicbir surprize yer vermemesi, inanin beni de karamsar kiliyor. Ne bileyim, ulkede biraz de beklenmedik, siradisi olaylar olmali birader.. Onlar yok hic.. Mesela, dusunsenize bir; Avustralya federal adalet bakani’nin bir pazar gunu cezaevinde yatan unlu bir tutukluya bir nezaket ziyareti yaptigini!. E, Turkiye’de oluyor, burada niye olmasin!. Hem boyle bir olayin, Avustralya medyasina ne guzel bir soguk dus olacagi da ortada. Kaprisli muzisyenlere sayfalar doseyeceklerine, gidip daha ayagi yere basan seylerle ugrasirlar. Hem gazeteleri cok satar, hem de millete konusacak bir sey cikar..

Turkiye’ye arada bir gittikce, araba kullaniyor musunuz, bilemiyorum. Inanin her seferinde bende var olup da, Avustralya’da dumura ugramakta olan yeteneklerimin ortaya ciktigini hissediyorum. Avustralya’da kullanmaya kullanmaya unuttugum becerilerimin, Turkiye karayollarinda ortaya cikmasi sasirtiyor beni. Orada, ozellikle de Istanbul’da sadece onunuze degil, her an her tarafa bakabilmeniz gerekiyor. Etrafinizdaki arabalarin yapacagi seytanliklara, yayalarin her an onunuzea atlamasina, onunuze her an gokten bir tas dusmesine bile hazir olmaniz gerekiyor.

Oysa Avustralya’da, sadece ondeki arabanin stop lambalarina ve kirmizi isiklara dikkat etmeniz yeterli. Ama bu, buradaki trafigin cok daha iyi oldugu anlamina da gelmemeli. Avustralya’daki trafik, inanin bana daha cok korkutucu geliyor. Her an kaza yapma ihtimali daha fazla bence. Etraftaki soforlerin suratina dikkatle bir bakinca gorebiliyor insan. Herkesin akli baska yerde; kimisi uyukluyor, kimisi sikintidan burnunu karistiriyor. Ortaligin duzeni oylesine bir tekduzelige burunmus ki, insanlar tum antenlerini kapayip, kendi dunyalarina gomulerek araba surebiliyorlar.

Sadece trafikte degil, her konuda, is dunyasinda, gundelik hayatta, hep boyle. Bu ulkede hic bir surprize yer yok sanki!.. Yilin her ayi, her haftasi gundeme nelerin gelecegini onceden saptamak mumkun. Bir dogal afet, politik skandal, ya da ucak kazasi falan olmadikca, hicbir guc bu ulkede gundemi degistiremiyor..

Avustralya’da ayni sekilde, secimlerde kimin secilecegi, faiz oranlarinin inis cikisi, agzina mikrofon dayanan her politikacinin ne diyecegi, bunlar da hep onceden belli. Bu dinginlik bazilarinin isine de yariyor tabi; milletin hangi mali ne hizla tuketecegi, bu yil kac kisinin ev satin alacagi, bu evleri ne renge boyayacaklari, bu evlerde kac ciftin bosanacagi, dogan cocuklardan kacinin ozel okula gidecegi, kacinin ileride muslukcu olacagi falan.. hersey, ama hersey uc asagi bes yukari tahmin edilebiliyor. Siz elinizdeki paralari guzel guzel harcayip, iyi bir vatandas oldugunuz surece, kimse sizi herhangi bir surprizle sasirtamiyor. Kaldi ki, gereksiz surprizler, tikir tikir isleyen bu tuketim carkini sekteye ugratacagi icin, pek de iyi karsilanmiyor.. Ve iste bu tekduzelik, Avustralya’nin entellektuel dunyasina da yansiyor dogal olarak. Etraftaki hersey yuvarlaklastikca, kimsenin sivri seyler dusunmesine, ortaligi karistirmasina hic de gerek kalmiyor. Muhalefet yapacak olanin da nasil olsa agzina calinacak bol miktarda bal var ortada. Bu ortamda haliyle cani sikilan Avustralya aydini da, iste Ingiltere’ye, Amerika’ya imrenerek, bu ulkenin hep onlardan geri kaldigi fikrine saplanarak pinekliyor. Arada bir boyle kaprisli sanatcilar cikip agladikca da, bu asagilik duygusu birden alevleniveriyor.

Buradaki Turkler, farkinda olmasak bile bu durgunluga bir sekilde ayak uyduruveriyoruz. Biraz sosyal devletin getirdigi rehavetle, biraz da islerin hep tikir tikir islemesinden olacak, kendi kapasitemizin biraz altinda performans gosteriyoruz. Hem tek tek kisler, hem de toplum olarak.. Vaktiyle televizyonda bir pil reklaminda gormustum. Biraz fazla agirkanli olan birine bu pillerden bir tane takinca, ortalik bir anda canlaniveriyordu. Avustralya’ya da, bizlere de boyle bir pil lazim galiba.


© COPYRIGHT 1997, Turkiye Net (www.turkiye.net)


Levent Efe'ye E-Mail

Arsive Geri Dön