Deng Sonrasi Çin'de Ayrilikçi Hareketler ve Dogu TürkistanGeçtigimiz Subat ayinda Çin'de Mao devrimlerinin reformcusu Deng Siaoping öldü. Saglik durumu uzun zamandir kötü olan ve kamuoyundan da geri çekilmis olarak yasayan Deng'in ölümü artik beklenen bir haberdi. Çin halki beklenen haberi olgunlukla karsiladi ve Deng'in arkasindan tutulan yas da yumusatilmis bir sekilde uygulandi. Çin'deki durumun aksine dis dünya Deng'in ölümü ve Deng sonrasi Çin ile çok daha yogun ilgilendi. Bu yazi Deng sonrasi Çin'in bir analizi degil Büyüteç'in candamari olan jeo-politika ile olmakla beraber Çin'in de gelecegini direk ilgilendirmektedir.
Dogu
Türkistan
Dogu Türkistan - Uyguristan - Sincan Eyaleti (Ingilizce Xinjiang)
hepsi de ortak bir alani ifade etmekteler; su anda Çin Halk Cumhuriyeti
topraklari içinde bulunan Uygur Türkleri'nin bin yillik anayurdu
olan topraklar.
Sizlere Dogu Türkistan'i tanitmak için hemen salt bilgiler ile
devam etmek istiyorum: Dogu Türkistan dedigimiz Çin'in Sincan
Eyaleti (Ingilizce Xinjiang), Mogolistan, Rusya, Kazakistan, Kirgizistan,
Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet(Çin isgalinde)
arasinda yer almaktadir. Tabii ki dogusunda da halen bagli oldugu Çin
bulunuyor. Bu anlamda Dogu Türkistan, Ipek Yolu'nun kalbinde yer almaktadir
ve Orta Asya'nin da göbegindedir. Büyüklügü ise
1.6 milyon kilometrekaredir. Bu da Türkiye'nin iki katindan biraz daha
fazla bir alana esdegerdedir.
Uygurlar bir Türk kavmidirler, ve Uygur Türkçesini konusmaktadirlar
(Özbekçeye yakindir). Uygurlar, 1000'li yillarin baslarindan
bu yana su anda bulunduklari topraklarda yasiyorlar. Çin tarihte
her zaman bir tehlike olusturmus Uygurlar için (aslinda tüm
Orta Asya topluluklari için). Dogu Türkistan topraklari
18.Yüzyil'in ikinci yarisindan bu yana kisa araliklar disinda Çin
tarafindan isgal altinda bulunmus. Sadece terketmeye
hazirlandigimiz yüzyilda 1944 ile 1949 yillari arasinda Uygurlar, Dogu
Türkistan'da bagimsiz cumhuriyetlerini kisa ömürlü de
olsa kurabilmisler. Fakat bu da tarihsel olarak baktigimizda Çin'in
siyasi ve askeri otorite olarak zayif anlarindan birinde mümkün
olabilmistir. 1962 senesinde ayaklanmalarin bastirilmasi
sonrasinda onbinlerce Uygur'un ve diger boylarin Sovyet Orta Asyasi'na göçtügünü
görüyoruz. Bu göçlere paralel olarak Çin Hükümeti
Dogu Türkistan'a bilinçli bir halklar göçü
uygulatmistir. "World Uighur Network News"un editörlerinden
Abdülrahim Aytbayev'in yaptigim bir ropörtajda verdigi bilgilere
göre 1950'lerden bu yana Dogu Türkistan'a getirilen "Han
Çinli" nüfüs bugün en büyük azinligi
teskil etmektedir ve sayisi da her geçen gün artmaktadir. Dogu
Türkistan'daki Uygur nüfusu Çin Hükümeti tarafindan
sistematik olarak Çin'in diger bölgelerinden gelen Han Çinli
nüfus ile eritilmek istenmektedir(bkz. Aytvayev ile röportaj).
1991'de Sovyetler Birligi'nin dagilmasi
ile Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin kurulmasi ve sinirlarin açilmasi
da Dogu Türkistan'da ayrilikçi hareketleri desteklemistir. Son
yillarda hareketlenen ayaklanmalar Çin hükümeti tarafindan
bastirilmistir. 1997 Subat ayindan Deng'in ölümünü takiben
ilk olarak Dogu Türkistan'da Yining'de (eskiden Dogu Türkistan'in
baskenti) arkasindan da Çin'in baskenti Pekin'de yapilan bombali
saldirilar Dogu Türkistan'in bagimsizligi için çalisan
ayrilikçi gruplar tarafindan üstlenilmistir. Pekin'deki bombali
saldiriyi üstlenen ,Türkistan Baris Örgütü"
bu açiklamayi Ankara'daki merkezinden bildirmistir.
Dogu Türkistan'daki milliyetçi ve bagimsizlik ugrunda çalisan
kuvvetler özellikle komsu Orta Asya cumhuriyetlerinden, Kazakistan
ve Kirgizistan'dan desteklenmektedir. 1962'den bu yana bu ülkelerde
sürgünde yasayan Uygur diasporasi sinirlarin son yillarda zayiflamasi
üzerine Dogu Türkistan üzerindeki etkilerini artirmaya çalismaktadirlar.
Bunun yaninda 1949'da Çin'in Dogu Türkistan Cumhuriyeti'ni eline
geçirmesinden sonra Türkiye'ye kaçan Uygur Siyasi Eliti
de halen güçlü bir entellektüel kimlige sahiptir ve
dünya Uygurlari üzerinde etkilidir.
Sözünü ettigim bu örgütler yeni ve etkili bir medya
araci olan Internet üzerinden de bildirilerini yayinlamaktadirler.
Su anda sayilari birden fazla olan bu örgüt ve enformasyon merkezlerinin
birlesmeleri ile daha koordine çalismalari kuskusuz Internet üzerinden
uluslararasi kamuoyundaki seslerinin yükselmesine yardim edecektir.
Müslümanlik Sovyetler
devrindeki Türk topluluklarinda bir ortak kimlik ve Rus emperyalizmine
karsi dayanak olmustur. Din, komünizm etkisinde ne kadar geri kalsa
da Müslüman olmanin bu topluluklari bir arada tuttugunu görüyoruz.
Uygurlara baktigimizda Islam dini kimliklerinde önemli bir unsur teskil
etmektedir. Uygurlar disinda Dogu Türkistan'da yasayan diger Çinli
müslümanlar ve Türk halklari için de müslümanligin
önemi büyüktür. Bu topluluklar dinlerinden dolayi sistematik
baskilar ve kisitlamalar altinda kalmislardir. Din egitimi veren kurumlar
kapatilmis, camide ibadet kisitlanmis, devlet memurlarinin ibadet etmeleri
yasaklanmistir. Allaha olan inanç belki de yüzyillardir süregelen
ve bu yüzyilin ikinci yarisinda siddetlenen baskilara, katliamlara
ve asimilasyona karsi bu topluluklari hayatta tutan ve eriyip gitmelerine
engel en önemli unsurlardan biridir. Bu manada Islam Dogu Türkistan'da
önemli bir rol oynamaktadir.
Uygurlarin müslüman olmalari ve Çin'de yapilan son bombali
saldirilarin da Uygurlar tarafindan üstlenilmis olmasi dis dünyada
ve Çin Hükümeti'nde Islam'a karsi yeni bir cephe açildigini
sezdiriyor. Siyasi Islam hiç kuskusuz tehlikelidir fakat Uygurlarin
bagimsizlik haykirislarini da sadece siyasi Islam'in suçu saymak,
milliyetçiligi, etnik kimligi ve inanci bir kazana atmak son derece
tehlikeli bir yeni dünya görüsünün ürünüdür.
Bu dünya görüsü inanç bloklari arasinda halen
bozulmus olan dengeyi daha da uç bir noktaya getirebilir. Deng'in
ölümü arkasindan Çin'e bir gezi yapan Israil disisleri
bakani David Levi, Çin Hükümeti ile yaptigi görüsmelerde
Dogu Türkistan'da olan olaylarin ,Radikal Islam"in ürünü
oldugunu ve Siyasi Din'in küllerinin tüm dünyaya savruldugunu
söylemistir. Iki yüzyildir baski ve iskence altinda yasayan bir
toplulugun isgal altindaki topraklarinin bagimsizligini ve demokratik yasam
sartlarini istemesi herhalde bu türden bir naif açiklama ile
anlatilamaz. Dogu Türkistan'in bagimsizlik özlemi öncelikle
milliyetçilik ve insanca sartlar altinda yasama özlemidir. Islam
ya da dini inanç buna destek olan bir unsurdur.
Bagimsizlik ugruna savasan milli gruplarda son çözüm olarak
sinirlar ötesi terör etkili bir araçtir; Çeçenlerin
Rusya'da uyguladiklari terör saldirilari, Filistin Kurtulus Örgütü'nün
yillarca uyguladigi terör saldirilari, Amerika'da zenci haklari ve
,Nation of Islam", Israil'de bu ülkenin yetistirdigi en önemli
sahsiyetlerden biri Rabin'i öldüren radikal yahudi ögrenci
ve arkasinda yatan yahudi tarikati, vb.
Siyasi Din, bu türden topluluklara destek olmaktadir. Fakat Radikal
Islam kendileri için asil Uygurlar topraklarina kavustuktan sonra
bir tehlike teskil etmeye baslayabilir. Özgürlük mücadelesi
bir gün bitecek ve onun arkasindan kurulacak devletin yapisi o topraklarda
yasayan insanlarin gelecegini ve gelisimini tayin edecektir. Örnegin;
Çeçenistan'in bagimsizligina kavusmasi artik sadece birkaç
senenin isidir. Fakat bunun arkasindan kurulacak olan devlet ya "Demokratik
bir Hukuk Devleti" ya da yeniden tehlike ve instabilite yaratacak olan
Islam devletidir. Dogu Türkistan için de bu tehlike kismen vardir.
Müslümanlik dinini çok geç kabul etmis olan bu toplulugun
iki yüzyil boyunca Çin'in altinda ezilmesi ardindan bir de köktendinci
Taliban benzeri yönetim altinda ezilmesi ile gerikalmisligin esiri
durumuna düsmesi Uygurlarin kendi içindeki inisiyatif ile önlenmelidir.
Sahsen Orta Asya Türk topluluklari içinde siyasi Islam tehlikesini
büyük görmüyorum. Islam dinini geç kabul etmis
olan bu Orta Asya topluluklari topluluklari (Uygurlar kabul edenlerdendir;
yaklasik bin yil önce), daha önceki Shaman, Budist, Hristiyan
vb dinlerin ve kültürel kimliklerinin de etkisi ile Islam dinini
kendilerine göre yogurmuslardir. Bu da "Arap Müslümanligi"ndan
daha farkli dünyevi ve medeni Islam anlayisini yaratmistir.
Dogu Türkistan'in dogal kaynaklari bu topraklari önemli kilmaktadir.
Tarim Ovasi'nda kesfedilen petrol yataklarina yeni arastirmalarla her geçen
gün yenileri katiliyor. Çin resmi kaynaklarina göre bu
bölgede 20 ila 40 milyar ton arasinda petrol rezervi bulunmaktadir.
Bazi batili petrol sirketleri de bu potansiyelin Suudi Arabistan'in petrol
rezervlerine es degerde oldugunu iddia etmekteler. Yeraltinda yatmakta olan
petrolün çikarilmasi, islenmesi ve dünya pazarlarina sevkedilmesi
Hazar Petrollerinde oldugu gibi zor bir meseledir. Fakat simdiden bazi Japon
sirketleri Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin oldugu gibi Dogu Türkistan'in
petrollerini de Çin Denizine tasiyacak binlerce kilometrelik petrol
tasima borularinin teknik ve finans projeleri üzerinde çalisiyorlar.
Bu bölgenin uluslararasi rekabete açilmasi ve ticaret ortaminin
hareketlenmesi Orta Asya'nin Orta Çag'daki altin devrine dönmesine
imkan yaratabilir. Fakat bunlarin tümünün gerçeklesmesi
birçok devletin ve daha sonra da dünya sirketinin çikarlarinin
rol oynayacagi siyasi-iktisadi bir ,Poker Oyunu"nu da beraberinde getirecektir.
Orta Dogu'da 100 yildan uzun bir süredir petrol zenginligi etrafinda
oynanan ,Poker Oyunu" önümüzdeki yüzyilda Hazar
Denizi çevresi ve Orta Asya'ya (Türk Cumhuriyetleri ve Dogu
Türkistan) kayacaktir(Hazar Denizi ve Kafkasya etrafinda halihazirda
oynanmakta!).
Sovyetlerin parçalanmasini
takiben Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Çin Hükümeti
arasinda karsilikli iliskilerin gelistigini izlemek mümkün.
1994'de Çin Basbakani Li Peng'in bes Orta Asya Cumhuriyetini ziyaret
etmesi bu alanda iliskilerin de gelismesini getirdi. Ayni sene Kazakistan
ile Çin arasinda imzalanan yeni sinir anlasmasinin arkasindan Kazak
hükümeti kendi topraklarindaki Uygur diasporasinin milliyetçi
derneklerini kapatti. Daha sonra 1995'de Çin; Rusya ve Orta Asya'daki
komsulari Tacikistan Kirgizistan ve Kazakistan ile askeri isbirligini gelistirecek
ve sinirlardaki asker sayisini azaltacak bir anlasma daha yapti. Çin,
bu üç Orta Asya devleti ile ayrica Pakistan ve Iran'i gözönünde
bulundurarak Islami köktendincilige karsi da görüsmelerde
bulundu.
1996 yili Nisan ayinda da Nazarbayev(Kazakistan), Rahmanov(Tacikistan),
Yeltsin(Rusya) ve Akaev(Kirgizistan) Shangay'da Çin
Hükümeti ile ortak sinirlarin korunmasi, emniyetinin saglanmasi
ve askeri güçlerden arindirilmasi için bir anlasma imzaladilar.
Çin Hükümeti tüm yaptigi anlasmalar ile Orta Asya'daki
komsulari ile iliskilerini iktisadi meselelerde de onlari kendine baglamayarak
yeni bir dengeye oturtmustur. Yaratilan bu denge de Orta Asya cumhuriyetlerinin
kendi sinirlari içindeki Uygur diasporasina Çin'deki bagimsizlik
hareketini desteklemelerini imkansiz kilmaktadir. Bu manada Orta Asya Türk
devletlerinin resmi olarak Dogu Türkistan'in bagimsizligini desteklemeleri
mümkün degildir. Ayni durum diger devletler için de geçerlidir.
1996 senesinde Alman sivil toplum örgütlerinin, medyasinin ve
kamuoyunun Tibet'in Çin isgali altinda olmasina olan karsit tutumlari
bu ülke ile Çin iliskilerini donma noktasina getirmis, Disisleri
Bakani Kinkel'in Çin'e yapacagi ziyaret Çin tarafindan ertelenmisti.
1,2 milyarlik bir ekonomik pazara yönelmeyi arzulayan her ülke
Çin'in bu baski unsuruna boyun egmek durumundadir.
Öncelikle çok kisa
bir zaman öncesine kadar Bati medyasi bu bölge üzerinde çok
ilgisizdi. Deng'in ölümü ardindan canlanan Çin'in
Gelecegi konusu ayrilikçi hareketlerin ve isgal altinda tutulan Tibet,
Dogu Türkistan ve Iç Mogolistan bölgelerinin de daha yakindan
izlenmesini getirdi. Uygur Bagimsizlik Örgütleri'nin son bombali
saldiriyi üstlenmeleri ile uluslararasi medya ve kamuoyu da gözlerini
az da olsa bu bölgeye çekmis durumdadir.
Dogu Türkistan'in bagimsizligi Çin'in bugünkü gücünü
devam ettigi sürece neredeyse imkansizdir. Çin hükümeti
Dogu Türkistan'daki asker sayisini ve sikiyönetimi gün geçtikçe
sikilastiracaktir. Çin'in dagilmasi durumunda Dogu Türkistan'in
bagimsizligini elde etmesi daha kolay olacaktir. Fakat Çin'in eksikliginin
getirdigi güç boslugu baska güçlerin bu bölgeye
hakim olma isteklerini gündeme getirir. Bu güçler bölgedeki
devletler olacagi gibi su anda aynen Kafkaslar ve Hazar Denizi petrolü
ugruna oldugu gibi uluslararasi devasa sirketleri de oyunun içine
katacaktir.
Çin halen muazzam bir alana yayilmis Asya üzerindeki kollarini
daha da uzatma niyetindedir. Dünyanin en güçlü devleti
Amerika'nin ve Asya'ya komsu devletlerin tümü 21.Yüzyil'daki
Asya siyasetlerini Çin'e endekslemek zorundadirlar. Çin'in
ne tür bir rejim içinde olacagi bu gercegi degistirmeyecektir.
Tam demokratik ya da otoriter bir Çin kendi çikarlarini devasa
bir etki alani üzerinde savunmaya devam eder. Bu genis etki alani da
devletleri oldugu gibi ekonomik bölgesel bütünlesmeleri de
içine alacaktir. Rejim ne olursa olsun ilk planda Asya bir Çin
tehlikesi altindadir. Hollanda'daki Türkistan Arastirma Merkezi baskani
Mehmet Tütüncü Integration* isimli bir elektronik dergide
yayinlanan makalesinde bu sorunu söyle ifade etmektedir; "Türkistan
Cumhuriyetleri için kisa devrede en büyük tehlike Rusya
ise de uzun devrede Çin'dir. Çin'deki muazzam nüfus kendine
yasayacak toprak aramaktadir. Bu husus su anda Dogu Türkistan'daki
Türkleri azinlik durumuna düsürmüstür. Ve Sari
Deniz'in ortasinda yok olma tehlikesile karsi karsiya kalmistir."
Uluslararasi kamuoyu ve Türk lobileri Uygurlarin insanca ve demokratik
sartlar altinda yasamalari için ellerinden gelen destegi vermelidirler.
Öncelikle Uygurlarin tüm dünyada birligi pekistirilmeli,
haberlesme aglari Internet ve diger klasik medya araçlari üzerinden
gelistirilmelidir. Bu manada Uygur Türklerini hakli davalarinda bireysel
ve kurumsal bazda da desteklemeliyiz. 1921 yilinda Abduhalik Uygur isminde
bir sair Turfan'da (Dogu Türkistan) yazdigi bir siirde bakin
neler diyor:
|
|
15 Mart 1997
Marmaris
Dipnot: * Integration'daki yazilar Turkic Net'deki Analyst's Travel Book ismindeki elektronik dergiye alinmistir.
<http://www.turkic.net/atb/atb.htm>
Harita:
Kaynakça:
©COPYRIGHT 1997 TURKIYE NET (Her hakki saklidir).