Mykonos Davasi ve Dogu-Bati Çatismasi

Berlin'de 1992 yilinda Mykonos adli bir lokantada üç Iran rejimi karsiti Iranli Kürt liderinin öldürülmesinin ardindan uzun bir arastirma ve dava baslatilmisti. Dava en sonunda sonuçlandi ve Berlin mahkemesi cinayetin Iran gizli servisi tarafindan hükümetin emri ile yapildigina karar verdi. Böylelikle bir Bati Avrupa mahkemesi resmi olarak Iran Hükümetini uluslararasi kamuoyu önünde cinayetle suçlamis oldu.

Iran Hükümeti'nin uluslararasi çikarlarini ve rejimini uluslararasi terörizm ile ayakta tuttugu bugün tüm dünya tarafindan bilinmektedir. Tahran'daki rejimin 1996 yaz aylarindan bu yana gelisme gösteren Türkiye iliskilerine ragmen PKK'yi kendi topraklari içinde destekledigi ve Türkiye'de islenmis sayisiz çözülmemis cinayetin de arkasinda oldugu medya tarafindan dikkate alinmisti. Türk devlet yetkilileri de Iran'a -yetersiz de olsa- bu durumu yeri geldiginde bildirmislerdir.

Iran'in yönetildigi terör unsuru rejime karsi dünya devletlerinin farkli görüsleri bulunmaktadir. Amerika'nin Iran'a karsi uyguladigi ambargo Avrupa devletleri tarafindan dikkate alinmamis, Amerikan Kongre'sinde kabul edilen Helms-Burton yasasina karsi Avrupa'da hatta belirgin bir ittifak olusmustu. Anlasilan Iran'in nefretle andigi ve savastigi Bati Dünyasi da Iran konusunda birlik olamamislardi.

ABD ve Avrupa'nin Tutumlari

ABD Kongresi 30 Eylül 1996'da uluslararasi terörü destekleyen ve uygulayan uluslararasi güçlere ve öncelikle de devletlere karsi uygulanacak bir kanunu yürürlüge sokmustu. Bu kanunla birlikte de 1997 senesi için öngörülen dis yardimlarin çerçevesi de sekillenmisti. Böylelikle ABD öncelikle Iran ve potansiyel olarak da tehlikeli gördügü Afganistan, Pakistan, Yemen, Rusya ve Eski Yugoslavya'nin belirli kisimlarini belirledigi "Dikkat Listesi"ne eklemisti.

Amerika'nin böyle bir karar almasina neden olarak kendi topraklarinda son yillarda meydana gelen "Dünya Ticaret Merkezi" ve "Oklahoma City"'deki bombali saldirilar örnek gösterilebilir. Eklenmesi gereken önemli bir nokta da ABD'de uluslararasi terör ile Siyasi Islam'in esdeger görüldügüdür. Yine ABD kongresi tarafindan "Terörizm, Gelecek ve ABD Dis Siyaseti" isimli bir rapoda savasilmasi gereken uluslarasi terörün agirlikli olarak Islam devletleri kökenli oldugu açik olarak yazilmaktadir.

Bu nedenlerle ABD dünya çapinda terörü engellemek için ajanlik servislerini güçlendirdigi gibi genel bir devlet güdümlü ekonomik yaptirimlar dizisine de girismistir.

Bati Avrupa'ya gelindiginde sahnenin son Mykonos davasindan sonra daha da renklendigini görmek mümkün. Avrupa devletleri simdiye kadar ABD Helms-Burton yasasina karsi bir tutum almis; Iran'i ekonomik ambargolar ile yildirmaktan çok, entegrasyonist bir tarz içinde ?degistirmeyi? tercih etmislerdir. 1996 Agustos ayinda Türkiye Basbakani Erbakan'in ilk dis gezisini Iran'dan baslayarak yapmasi ve bu ülkeyle ticaret hacmini genisletme kararlari almasi Bati Avrupa'da alkislarla karsilanmisti. Bati Avrupa devletleri Amerika'ya karsi tutumlarina uzun bir süreden beri Amerikan yanlisi Türkiye'nin de katildigini gördüklerinde memnuniyetlerini medya üzerinden dile getirmislerdi.

"Hukuk" ve "Realpolitik" Çatismasi (mi?)

Bugün, Mykonos davasi ardindan bagimsiz bir Alman mahkemesinin Iran Hükümeti'ni suçlu bulmasi Avrupa devletlerini bir tavir almaya zorlamistir.

Avrupa devletlerinin Iran'daki diplomatlarini protesto için geri çekmeleri üzerine Iran'a karsi ekonomik ambargo uygulanabilecegi sözleri ortaligi karistirmistir. Karsilikli verilen diplomatik tepkiler üzerine durumun sakinlesmeye basladigi görülmüstür. Sadece Almanya'nin 10 milyar markin üzerinde Iran'dan alacagi bulundugu gibi bu ülkeyle yillik ticaret hacmi de 2 milyar markin üzerindedir. Almanya senelerdir Iran'la yüksek teknoloji ve agir makine sanayii konularinda yogun ekonomik iliskiler içindedir. Ve bu iliskiler dahilinde askeri teknoloji de vardir. Fransa ve Ingiltere de benzer konularda Iran'la ticari baglantilar sürdürmektedir. Kisacasi Mykonos davasi ardindan hiçbir Avrupa ülkesinin Iran'la ekonomik iliskilerini kesecek ve bu ülkeye de insan haklari ve terörizm konusunda yaptirimlar uygulatacak hali yoktur. Bu ne anlama geliyor? Mykonos davasinin sonucundan sonra diplomatik mekanizmalarini harekete geçirip, notalar ve mesajlar veren ülkeler "Realpolitik" kurallarini ve siyasi ekonominin gerçeklerini animsayinca simdiye kadar geçerli olan tutumlarini degistirme gibi bir lükse de sahip olmadiklarini anlamis bulunmaktadirlar. Gelismeler dahilinde ülkelerin tutumlari izlendiginde bunu anlamak hiç de zor degildir.

Bu Konuda Türkiye'deki Ekoller Nelerdir?

Mykonos Davasi'na karsi Türkiye içinde birbirinden farkli görüsler izlemek mümkün. En önemlileri;

I) Mykonos Davasi kararlari Türkiye'de mutlak Iran karsiti kesimler için bir ferahlama getirdi. Zaten ne pahasina olursa olsun bu ülkeyle iliskiye girmeyin diyenler Mykonos ile birlikte kendilerini hakli çikardilar. Fakat daha sonra Bati Avrupa devletlerinin yumusama belirtileri Türkiye'de sözünü ettigim bu kesimin yeni bir kararsizlik içine girmesine neden oldu. Bati Avrupa'nin bile örnek olamadigi bir uluslararasi siyaset tarzini Türkiye'nin niçin üstlenmesi gerekir?

II) Mykonos Davasi kararlari Iran-molla rejimi taraftarlari için Türkiye'nin Bati'dan soyutlanmasi için yeni bir nedenler dizisi yaratti. Avrupa Devletleri'nin Mykonos Davasi ardindan ikinci asamada üstlendikleri yumusak stil bu kesimin kendinden emin halini daha da güçlendirdi.

Bu çeliskili tabloda kime inanalim? sorusunu sormamak elde degil.

"Realpolitik"in çarklarinin isleyisini gözlersek, ekonomik çikarlar sözkonusu oldugunda tüm diplomatik tarz ve davranislara ragmen bazi baska kurallarin rahatlikla geçerli oldugunu kabul etmemiz gerekir. Diger taraftan bu kurallarin görülüp taninmasi Türkiye'nin Iran gibi -devlet çikarlari adina- istedigi kisileri asip, kesen ve öldürtebilen bir tutuma girmesini hakli mi çikarir? Tabii ki degil. Bazi kesimlerin istedigi gibi Mykonos davasi ardindan yasanan tablodan bu tehlikeli dersi çikarmak Türkiye'yi 21.Yüzyilin yüzyillarca gerisine iter. Bati Avrupa devletleri en azindan kendi içlerinde -aksakliklar görülse de- insan haklarina kendi topraklarindan saygili ve hukuk devleti olmayi basarmislardir. Birakin Iran gibi baska devletler halklarinin haykirisina ve acisina ragmen insanlik disi siyasetlerini uygulamaya devam etsinler. Türkiye'nin dis iliskilerinde ülke çikarlarini düsünerek davranmasi, iç gelisimini de demokrasiden sasmayarak devam ettirmesi kendi sagligi için sergileyecegi en yapici tutum olacaktir.

Türkiye, ne Iran ile iliskilerin kesilmesine, ne de Bati Avrupa'nin Mykonos sonrasinda gösterdigi çifte standarda EVET demelidir.

Iste bu Dogu-Bati çatismasi ismiyle yüzyillardir kabul edilmis sorun belki de sadece çikarlarin kesismedigi noktalarda çikan bir takim tarihi genel anlasmazliklardir. Dogu ve Bati'nin cografi tanimini da yapamadigimiz bu gelisen dünyada (Bati devletlerinden Hong Kong, Israil, Avustralya, vs.) Türkiye olabildigince narsist olmayan, uç görüslerden bagimsiz ve rasyonel hareket edebilen bir iç ve dis siyaset isbirligine dogru yol almalidir.

Dogu-Bati Çatismasi ve Iran-Rusya Ittifaki

Mykonos Davasi arkasindan yapilan tüm yorumlar ve incelemelerde gözden kaçan yeni bir uluslarasi ittifak gelisiyor. Bu olusumu bir baska yaziya aktarmak üzere ilan etmek istiyorum:

Mykonos davasi ardindan Iran'da ortaya çikan Bati karsiti tutum kendine NATO'nun genislemesine karsi olan Rusya ile kendine yeniden kesfettigi bir ortak buldu.

NATO'nun eski Varsova Pakti uyeleri olan Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Polonya'yi semsiyesi altina alacak olmasi ve hatta üç küçük Baltik ülkesi Latvia, Litvanya ve Estonya'ya da göz kirpmasi Rusya'da NATO'nun Rus sinirina dayanmasi tehlikesinden dolayi bir antipati olusturmus bulunmaktadir. Bu antipati NATO'ya yani Bati'ya karsi hissedilmektedir. Soguk Savas sonrasinda zaten Batili sirketlerin akimina ugraya Rusya ve diger eski Sovyet cumhuriyetleri simdi de yeni ve güçlenmis bir NATO ile kendilerini askeri bir tehlikeye maruz kalmis hissetmektedirler. Rusya'da ve dogusundaki toplumlarda bu hususta olusan sosyo-psikoloji, üzerinde düsünülmesi gereken bir fenomendir.

Geçtigimiz günlerde Moskova'da bulunan Iran devlet yetkilileri kendilerini Bati'ya karsi kuvvetlenmis bir ittifak içinde bulmuslardir. Ortak çikarlarda bulusan Iran ve Rusya Bati'ya karsi, Türkiye'ye karsi, Kafkasya'ya karsi ve Orta Asya'ya karsi halihazirdaki ittifaklarini gelistireceklerdir. Bu çerçeve içindeki gelismeler dikkatle izlenmelidir.

Mehmet Binay

16 Nisan 1997

Biga/Çanakkale

 

©COPYRIGHT 1997 TURKIYE NET (Her hakki saklidir).

 BÜYÜTEÇ Arsivi