Babalar ve Ogullar

 

Ögrendigim ilk tarihi baba-ogul iliskisi Ibrahim Peygamber ve Oglu Ismail'in hikayesidir. Daha küçük bir çocuk iken sonbahar aylarina denk gelen kurban bayramlarini büyüdügüm o küçük Anadolu kasabasinin parke tasli sokaklarindaki iki katli binalarda ve avlularinin kendi içine dönük o siirsel renkleri, kokulari ve isiklariyla yasardim. O zamanlar bir babanin oglunu Yüce Tanri'ya olsa da kurban etme kararini anlamakta güçlük çekmistim dogrusu.

Baba-ogul fenomeni Ibrahim Peygamber ile Ismail örneginden sonra en yogun olarak tabii ki her ogul gibi benim için de kendi babaevimde yasanmaya devam edip, dallanip budaklandi. Hiçbir zaman sevemedigi meslegini yapmaktan vazgeçmis olan babam çocuklugumun animsadigim ilk fotograflarindan beri siyasetle içiçe bir yasam felsefesini hayatina uydurmustu. Çok az siyasetçide gördügüm insanperverligi yaptigi çalismalara da yansimis ve bu tarz daha sonralari bir daha dönmemecesine siyasetten ayrilmasina neden olmustu. Babam ilk gençlik yillarimdan itibaren daha ele-avuca gelir bir meslegi seçmemi arzulamisti. Onun arzuladigi ogul ekonomist olmaliydi hatta mühendis bile olabilirdi. Iste yasadigim baba-ogul çekismesi de beni ne onun gibi siyasetçi olma istegine ne de ekonomist olma yoluna itmisti. Sonunda karar kildigim hayat ugrasisi baba meslegini irdelemekten, onu sorgulamaktan baska ne olabilirdi ki? (siyaset analistligi)

Sizlere anlatmak istedigim tabii ki kisisel baba-ogul tarihçem degildir. Binlerce yildir varolan bu garip baba-ogul çözülemezligini baska efsanelerde de yeniden görebilirsiniz:

Gündüzleri normal bir vatandas, geceleri ise yazar, bir düsyazgini olan Franz Kafka, "Yuvaya Dönüs" isimli yazisinda ataevine dönüsünü bir düs, hatta bir kabus alemi içinden anlatir. Içeriden, sömineden gelen yogun is ve duman kokusu bir-kaç paragrafta anlatilmis belki de en etkileyici, en yogun yuvaya dönüs hikayesidir. Kimbilir "Sato" isimli romaninda aradigi ve onu Sato'ya çeken sey de Ödipus kompleksinin ta kendisidir...

Murathan Mungan isimli bir sair eserlerine altin harflerle yazdigi hayat felsefesini ve varolus bicimini beraber fakat yine de eksikligiyle büyüdügü babasini anlatirken sebeplendirir...

Kimi bazi babalar hiçbirzaman olmayan ogullarini kizevlatlarinda yetistirerek, onlari sert ve acimasiz bir hayata hazirlarken hayatlarini daha da anlamli kilarlar...

Yasamini kendi sözleriyle bir meslek olmayan yazi ugrasisina adayan tutkunun biri, yetistirdigi iki oglunda daha da dallanip budaklanmis iki yeni yazi ustasini izlerken ve okurken neler hissetmektedir kimbilir?..

Bugünlerde "Babalar ve Ogullar" efsanesinin ilginç ve o derecede de güncel bir örnegini büyük bir merakla izlemekteyiz. Cumhuriyet tarihinin milliyetçi ve pan-Türkist hareketinin ölümsüz-ölümcül lideri Nisan ayinin ilk yarisinda aramizdan ayrildi. Alparslan Türkes'in ölümü ardindan MHP'nin (Milliyetçi Hareket Partisi) baskanligina gelecek olan yeni liderin kim olacagi sorulari tüm Türkiye'yi ve Türkiye'yi ilgilendiren çevreleri düsündürmektedir. Simdiden sayica ona yakin lider adaylari bulundu bile. Bir de efsanevi Alparslan Türkes'in ardindan potansiyel bir lider olarak "Ogul Türkes"'i, yani Tugrul Türkes'i görmekteyiz...

Atatürk'ün neden çocuklari olmadigini son zamanlarda daha sikça sorgulayanlar, bunun bir tesadüften çok ortak bir devlet siyaseti olarak kararlastirildigindan süphelenmekteler. Dogrulugu ve yanlisligi -tabii ki- tartisilir olan bu tez akillarda ilginç düsünceler doguruyor. Örnek; efsanevi, ölümsüz siyaset, devlet ve asker adami olan bir baba ve ona belki benzeyemeyecek, layik olamayacak olan olasi bir ogul. Tarifini yaptigim olasi ogul, Atatürk'ün ardindan birçok Türk için tüyler ürpertici bir varis olmaz miydi?

Atatürk ile Türkes'i karsilastirmaktan çok dikkatinizi "Ogul Türkes/Baba Türkes"e çekmek istiyorum. Eger MHP baskanligina seçilirse sürekli olarak kisiliginde, siyasetinde ve günlük yasaminda aranilacak olan o efsanevi baba örnegine mahkum olacaktir Ogul Tugrul Türkes.

Ne babasini örnek alacak olan Tugrul Türkes seçmenlerine Basbug Alparslan Türkes'i geri verebilecek, ne de kendi çizgisini olusturmak istediginde efsanevi babasindan ayrilip yepyeni bir sahsiyet olmasina izin verilecektir.

Mehmet Binay

19 Nisan 1997

Çanakkale

 

©COPYRIGHT 1997 TURKIYE NET (Her hakki saklidir).

 BÜYÜTEÇ Arsivi