PETROL, DOGAL GAZ, UYUSTURUCU
21. Yüzyil Türk Dünyasi Jeopolitiginin Temel Unsulari
Bir Cuma gecesi ve Paris'in "redlight district"i Pigalle her geçen dakika çehresini ilerleyen zamana göre ayarliyor. Sürüler halinde akin akin seks dükkanlarini gezmeye, "Girls Show"lari izlemeye gelen Hollandalilar ve Almanlar insanin aklinda ister istemez sosyo-psikolojik sorular ve hipotezler yaratiyor.
Pakistanli gazeteci dostumla birlikte kendimizi olaylarin akisina birakmaya hazir vaziyette Pigalle'in ortasina atiyoruz saat sekiz buçuk civarlarinda. Ikinci jenerasyondan yari Fransiz-yari Cezayirli "iki kimlikli Murad-Marc", gazeteci arkadasimin uyusturucu pazarini analiz edilebilmesi için kaç düzine iplik ucundan sadece birisi... Murad'la saat dokuz civarinda Moule Rouge'un önünde bulusmak üzere telefonda randevulasiyoruz. Yarim saat gecikiyor ve sarisin Fransiz sevgilisiyle beliriyor insan yiginlari arasindan. Ilk önce birkaç içki içilmek üzere bir bara gidiliyor. Murad, daha da Fransiz olabilmek için entellektüel bir sohbetle Orta Asya'ya etnik müzik kayitlari yapmak için planladigi seyahatinden bahsediyor. Caz müziginden, editörlügünü yaptigi bir sinemadan (?) bahsediyor. Bu entellektüel genç aslinda eroin bagimlisi ve uyusturucu saticisi. Gazeteci dostum, "O gerçek bir satici örnegi" diyor. "Kuzey Afrikali Fransiz, geçimini ya da okudugu okulu finanse etmek için ufak tefek marihuana satmaya baslar, arkasindan esrar, hashis ve digerlerine geçer. Daha sonradan yaninda gezdirmeye basladigi sarisin kiz da mafya görüntüsünün yavas yavas yaratilmasina yardimci olur". "Bundan alti ay sonra gelirsen Paris'e, Murad, kadin tüccarligina da baslayacaktir", diyor Cevad.
Gecenin ilk içkilerinin içilip, hos bir sohbetin tamamlandigi bardan baska bir yere geçmek üzere Pigalle'in ara sokaklarina, Cezayirlilerin bölgesine giriyoruz. Kebap kokulari arasinda etnik rap çalan bir bara daliyoruz. Etraftan ara sira hashis kokulari da geliyor. Cezayirliler disinda Karayipli ve Afrika kökenli Fransiz gençleri de var...
O bardan da ayriliyoruz. Disari çiktigimizda kapinin önünde Fransiz bir çocuk önündeki Cezayirliye, "Bir Türk gibi yalan söyleme", diyor. Gazeteci arkadasim hikayeyi burada eline almaya karar veriyor ve hakaret eden Fransizin üzerine gidiyor. "Ne için söyledin bunu?" diyerek köseye sikistiriyor. Aslinda kendisi de düsünmeden söyledigi ve anlamini pek bilmedigi bir lafin üzerine gidilince sasirip cevap veremiyor. Ortaligin gerginlestigini hissediyorum. Murad araya giriyor ve birkaç laflamadan sonra durum sakinlesiyor. Yavas yavas ana caddeye dogru yürümeye basliyoruz. Çok agir adimlarla yürürken arkamizda bir kavga basliyor. Cevad, "Bak simdi birbirlerinin kafalarini kiracaklar" diyor.
Yavas adimlar esnasinda takip edildigimizi hissediyorum. Türklere hakaret eden Fransiz'la takisma sirasinda bizi farkeden Magreplilerden birisi (Kuzey Afrikali) pesimizden geliyor. Cevad durumu fark etmiyor. Sokagin sonunda dörtyol agzindayiz ve yine Pigalle'in göbeginde karsidan karsiya geçmek üzere bekliyoruz. Magrepli Arapla yanyanayiz. Cebinden küçük bir kutu çikariyor, kapagini açiyor. Ince kiyilmis bir çesit toza benzer tütünü alip, disiyle yanagi arasina yerlestiriyor. Cevad, tütünden biraz rica ediyor. Magrepli Arap durumdan hosnut. Iste o an Cevad sihirli sözcügü söylüyor; "Elhamdülillah".
"Elhamdülillah" sözü buzlari tamamen kiriyor. Magrepli ne isteginiz varsa, benimle gelin diyor. Istekten kastettigi, yaninda onunla birlikte gezen saçlari kirli-sariya boyali Fasli fahise, erkek ya da çocuk fahise, esrar ya da kokain de olabilir (Orta Çag insan tüccarlarinin baska kimliklerle gelismis-gelismemis tüm ülkelerde hala yasadiklarini biliyor muydunuz?). Parisli Magrepli, fahisesiyle önden yürüyerek bize yolu gösteriyor. Artik Faslilarin bölgesindeyiz. Cevad, Murad'la kiz arkadasina bir "bye çekiyor" ve ayriliyoruz.
Cevad yolda, okudugu bir Interpol raporunun Fas'ta 1500 Amerikan dolarina bir kiz çocugunun satin alinip, seksten sonra da öldürülebilecegini yazdigini söylüyor (Bazi sapiklar seksten sonra beraber olduklari kadinlari ya da çocuklari öldürerek alternatif orgazma ulasiyorlarmis). Interpol'ün bu raporuna göre Fas'ta 15 kisilik fakir bir aile 1500 dolara bir yil geçinebiliyor. Ve yine Fas'ta üç-dört kadinli bir ailede yilda üç-dört tane çocuk dünyaya geliyor...
Yürüdügümüz yolun sonunda karanlik bir bara geliyoruz. Içeride içki servisi yapan Fasli bir hamile kiz ve kösede konusan iki Fransiz var. Gazeteci arkadasim Cevad, Fasli fahise kadin ve pazarlayicisi diger Fasli ile aramizdaki sohbet basliyor. Fahisenin ismi Leyla, pazarlayicisinin ise Kariim. Kariim, sik sik, "Elhamdülillah" diyor. Türk oldugumu ögrendiklerinde daha da memnunlar. Ben de "Elhamdülillah" diyorum.
Cevad, lafi uzatmadan Kariim'e sigaralik getirmesini söylüyor. Telefonla bir yere haber veriliyor. Arada sirada Kariim ortadan kaybolup yeniden bara geliyor. Cevad'a göre karsimizdakiler iki para yikayicisi ve bir müslüman köktendinci grup için çalisiyorlar. Uzun bir bekleyisten ve ismarlanan pahali biralardan sonra kapidan içeriye karanlik bir adam giriyor. Barin panjurlari otomatik olarak asagi iniyor. Bir iki laftan sonra disari çikiyoruz. Uyusturucu satan adamla birlikte baska bir sokaga dogru yürünmeye baslaniyor. Cebinden bir tane örnek çikariyor. Cevad, varak içindeki sigaraligi kirip bir parçasini isiriyor. Faslilar ne oluyor diye hareketlenmeye basliyorlar. Cevad, bir kalite kontrol ustasi. 350 franka elindeki tüm mali (üç adet) satin alarak oradan ayriliyoruz. Fasli Kariim ve fahisesi sarisin Leyla, bizi soygun benzeri bir baska seyahate çikarmak üzere yürümeye devam ediyorlar. Cevad, bir iki yönlendirmeyle tam bir maceraya dönüsen aksami daha marjinal bir ortamda devam ettirmeye niyetli. "Ben biseksüelim, söyle dönmelerin oldugu bir yer bulun bize" diyor. Öndekiler bir iki lafladiktan sonra emin adimlarla yavas yavas yürümeye devam ediyorlar. Cevad, "Sen gör simdi gidecegimiz yeri" diyor. "biyikli Arap dönmelerinin göbek attigi bir partide bulacaksin kendini".
Yine Pigalle'in ara asagilarinda bir yere devam ediyoruz. Yolda Cevad'in tenbihledigi üzere biraz arkasindan yürüyorum. "Beni dini bir lider zannediyorlar" diyor.Aksam devam ediyor, benim aklimdaysa narkotik jeopolitiginin yavas yavas bir haritasi olusmaya basliyor...
***
Hashis satin aldigimiz Kariim ve fahisesi Leyla, "Harbul Tehrier" isminde bir Islami örgüte çalisiyorlar. "Harbul Tehrier", Anglo-sakson gizli istihbarat teskilatlarinin, 21.Yüzyilin ortalarinda Kuzey Afrika'daki Fransiz etkisininin azalisini hizlandirmak için destekledigi/baslattigi onlarca Islami örgütten birisi. Magreplilerin kullanildigi ve agirlikli olarak Ilgiltere, Fransa ve Almanya'da faaliyet gösteren bu örgüt kendisine uyusturucu ve seks ticareti ile maddi kaynak saglamakta. Yine bu örgüt, küçük miktarlarda Fas'ta üretilen hashis disinda sattigi diger mallari Afganistan ve Pakistan'dan her sene gemilerle Avrupa'nin uyusturucu girisi olan Lizbon, Glasgow, Manchester ve Hamburg limanlarindan elde ediyor.
***
Uyusturucu gelirinin dünya siyaset sahnesine girisi 1860'larda üzerinde günes batmayan Britanya Imparatorlugu'nun Güney Asya'da yarattigi bir fenomendir. Yine bu zamanlarda Pakistan ve Afganistan'dan elde edilen uyusturucunun dünyaya pazarlanmasi hareketlendirilerek profesyonelce mobilize edilmistir.
Günümüzde ise Pakistan ve Afganistan'dan Batiya giden uyusturucu trafigi sayesinde her yil 40 milyar dolarin üzerinde gelir elde edilmektedir. Afganistan'daki Taliban rejiminin silahlandirilmasi bu gelirle saglandigi gibi, baska bölgelerdeki Islamist ve diger dini radikal gruplarinin faaliyetleri ve silahlandirilmalari için kullanilmaktadir. Ruslara karsi Aralik 1994'de baslayan ve birbuçuk sene devam eden Çeçen direnisinin Pakistan ve Afganistan yoluyla kismen bu yolla finanse edildigi bilinmektedir. Yine bu yolla uyusturucu yolu üzerinde ve son noktalarindaki birçok ülkenin gümrük birimleri ve bürokratik kademeleri de kasalarini doldurmaktadirlar. Uyusturucu geliri ile elde edilen silahlanma da yine silah üreticisi ve pazarlayicisi devletlerin isine yaramaktadir.
Pakistan ve Afganistan'da baslayip,
üzerinde olusmus olan "Golden Crescent" ismindeki uyusturucu yolu bugün oldugu gibi, daha da etkili olarak 21.Yüzyil jeopolitiginin önemli bir parçasi olacaktir. Inanç ve düsünce farkliliklarinin sivrilmesi ve aktif politikaya hükmetme egilimleri ile uyusturucu trafiginin Türkiye ve komsu bölgelerin jeopolitiginde agirlik kazanmalari benzer hizlarla yükselmektedir.
Günümüzde radikal örgütlere, uluslararasi terörizme, iç savaslara, etnik ayaklanmalara, ve devletlerin silah satislarina gelir saglayan uyusturucu fenomeni tüm siyasi-ekonomik gelisimlerin köklerine yerlesmis durumdadir. Büyüteç'te 1996 Haziran ayinda yazmaya çalistigim iki bölümlük, petrol ve dogal gaz sarhoslugu içinde oynanan Poker Oyunu'na yeni bir ekleme yapmayi gerekli görüyorum:
21.Yüzyil Türk Dünyasi Jeopolitigi üç temel unsur çevçevesinde analiz edilmelidir;
PETROL, DOGAL GAZ ve UYUSTURUCU
12 Mayis 1997
Paris
©COPYRIGHT 1997 TURKIYE NET (Her hakki saklidir).