1997'de Yeni Dünya
Düzeni
Evet, yeni bir Dünya Düzeni'nde yasiyoruz. Dünyaya bir bütün olarak bakildiginda devletlerarasi sicak temaslarin eskiye nazaran azaldigi, 192 bagimsiz devletin rekor bir rakamla dünya üzerinde yer aldigi ve genel olarak bölgeler üstü savas yaratabilecek krizlerin de olmadigi düsünülebilir. Fakat Yeni Dünya Düzeni ayni zamanda, Soguk Savas süresince varolan fakat diger mega-tehlikelerin öneminden dolayi su yüzüne çikamayan sayisiz mikro-problemin dünya toplumlarina ve siyaset tablosuna yerlesmesini de beraberinde getirdi. Dünya ikiye degil onlarca birbirinden farkli nedenli inanç (din ya da düsünce) bloklarina bölündü. Kültürel, tarihi, dini ve iktisadi kökenli ayriliklar, farkliliklarin özgüven ve yogunlukla yasandigi bir siyaset anlayisi dogurdu.
Bati'da kaybolan komünist tehlike yerine radikal Islam modasi çikti. Islam dininin hayat felsefesini bilmeyen Batili insana medya araciligi ile müslüman olan her teröristin düzenledigi olay Islam'in eseri olarak anlatildi. Iran'in mollalari ile Türkiye'nin Erbakan'i ayni kefeye yerlestirildi. Özellikle Arap dünyasinda olan biten hersey Islam ile es tutuldu (Araplar dünya müslümanlarinin sadece beste birini temsil etmekteler). Radikal Islami gruplar arasinda "Düsman Hiristiyan Bati" lanetlendi, her firsatta Amerikan bayragi yakmak gelenek haline geldi. Amerika'da zenci kültürünü ve sosyal sorunlarini anlatan gangster rap müzigi eski Senatör Dole ve onu destekleyen diger kongre üyeleri tarafindan yasaklanmak istendi. Los Angeles'da bir zencinin polis tarafindan dövülmesiyle baslayan olaylarda onbinlerce insan sokaklara döküldü ve kisa bir sürede iç savas benzeri bir durum yasandi. Almanya'da yabancilarin evleri radikal gruplar tarafindan yakildi. Japonya'da bir dini tarikat nefret dolu felsefesi ugruna yüzlerce insani metroda patlattigi bir kimyasal gaz bombasi ile öldürdü, yaraladi.
Iste Soguk Savas sonrasindaki dünya düzenini ve uluslararasi iliskileri yönlendiren etkenleri anlamak için gelistirilmis dünyayi anlama istegi, Harvard Üniversitesi'ndeki Profesör Samuel Huntington'a aittir. Prof. Huntington, 1993 yilinda Foreign Affairs dergisinde yayinlanan "Medeniyetlerin Çöküsü" isimli yazisinda farkli olana karsi duyulan nefretin yeni Dünya Düzeninin gelecegini belirleyecegini ve özellikle yeni savaslarin Islam ve Hiristiyan dünyasi arasinda ortaya çikabilecegini iddia etmistir.
Fakat birer birer toplumlar içinde degisen yapilari algilamak istedigimizde Prof. Huntington'un tezlerinin Yeni Dünya Düzeni'ni açiklamakta yeterli olamadigini görüyoruz:
1996 senesinin kuskusuz en kanli rejim degisikligi Afganistan'da oldu. Güney Afganistan'i elinde bulunduran Talibanlarin baskent Kabil'i de ellerine geçirmeleri ile Afganistan'da Iran'dan daha radikal bir rejim geldi. Kadinlarin çalismasi, kiz çocuklarinin okula gitmesi yasaklandi. Prof. Huntington'un iddia ettigi büyük ideoloji ve inanç bloklari arasindaki farklardan dogabilecek savasin ayni dine mensup insanlar arasinda da ortaya çikabildigini görüyoruz. Yine benzer bir örnek; Ikisi de Müslüman ama ayri mezheplerden Iran ile Irak yillarca birbirleriyle savastilar ve Irak, Kuveyt'i kendi çikarlari ve inandigi tarihi nedenlerden dolayi isgal altina aldi. Afrika'da kabile ve ulus farkliliklarindan dogan nefret yüzyilin, belki de tarihin en büyük soykirimlarindan birine yol açti; yüzbinlerce insan öldürüldü. Kuzey Irlanda Kurtulus Örgütü IRA ile Ingiltere halen tam olarak anlasmis degil. Bu tablodan anlasilan, farkli olandan duyulan nefretin sadece büyük inanç ve ideoloji bloklari arasinda cereyan etmedigidir. Küçük bir cografi yapida, hatta ayni kültür ve dine ait toplumlarda da, farkliliklardan dolayi krizler meydana gelebiliyor. Önümüzdeki yüzyilda belki de 2000'li yillara daha gelmeden Istanbul gibi son derece karisik bir sosyal yapida alt gelirli tabakalar ile yüksek gelirli tabaka arasinda çatismalarin olacagi hiç de olasiligi az bir tahmin degildir (bkz. Kadiköy olaylarinin nedenleri).
Türkiye'ye izlemeyi devam edelim: Kemalist laisizmi benimsemis olan toplum kesimi ile Refah taraftarlari arasindaki görüs ayriliklarinin, Islami kesimler arasinda da varoldugunu izlemek mümkün. Herbiri kendisini daha gerçek müslümanlar olarak görmüyor mu? Kemalistler arasinda da en iyi kemalistler ve en az kemalistler yok mu? Ve toplumda bazi ortamlarda bu ayriliklar nedeniyle gerginlikler yasanmiyor mu? Size kemalist ve laik oldugumu söylesem ama Türkiye'de egitim kurumlarinda basörtüsü takmasinin yasaklanmasinin da demokrasi prensiplerine aykiri oldugunu iddia etsem bana karsi çikanlariniz olmaz mi? (Hatta bu görüsüm yüzünden beni laiklikten ihraç etmek isteyenler de muhtemeldir.) Kaliforniya'da yasayan hem çagdas bir Türk kadini hem de dini inançlari saglam olan bir okurum insanlarin Bati ile Dogu kültürünün bir arada yasanamayacagina inandiklarini söylüyor ve bu durumdan duydugu üzüntüyü bir emailinde söyle dile getiriyordu; "Insanlarda öyle bir önyargi yerlesmis ki esim piyanoya oturup Türk marsini çaldiginda çok sevip saydigimiz bir büyügümüz "Seni yanlis degerlendirmisim" dedi. Galiba dindar bir insanin klasik müzik kültürü olmasi ona ters geliyor. Görüyor musunuz nelerle sinirliyor insanlar bakislarini..."
Türkiye'de özellikle 1980'li yillarin ortasindan sonra kültürel ve etnik gruplarin kendilerini yeniden kesfettiklerini izledik. Alevilerin, Kürtlerin ve Islami düzen arayisindaki dini kesimin hepsinin halen ortak noktalarini degil de diger toplum kesimlerinden farkli niteliklerini vurgulamak istediklerini ve yeni bir ayrilikçi kimlik arayisinda olduklarini görüyoruz. Ve bu yeni hayat tarzini da eskiye nazaran çok daha büyük bir cesaretle ve yogunlukla yasamayi arzulamaktalar.
Türkiye'nin içinde bulundugu jeopolitikaya baktigimizda muhafazakar siyasi görüslerin 1996'da daha da kuvvetlendigini görüyoruz. Orta Dogu'da ekonomik isbirligini ve en önemlisi de barisi engelleyen Israil-Filistin(Arap) anlasmazligi Batili ülkelerin de destegiyle (özellikle de Amerika ve Norveç) Körfez Savasi'ndan sonra istikrarli bir gelismeye dogru yön almisti. Fakat Basbakan Isak Rabin'in bir radikal yahudi ögrenci tarafindan öldürülmesi ve Mayis 1996'da Likud lideri Netanyahu'nun, Simon Peres'i seçimlerde geride birakmasi ile Orta Dogu Baris Süreci yeni muhafazakar hükümet ile kesintiye ugradi. Yillardir kaydedilmis ilerlemeler birkaç ay içinde ortadan yok olma tehlikesi ile karsi karsiya kaldi. 1996'nin son haftalarinda Amerika'nin yardimi ile anlasmazliklarin ortadan kaldirilmasi yolunda ilerlemeler kaydedildi ancak uzun vadede barisin garantisini, ileriyi gören ve stratejik planlamalar ile hareket eden devletler disinda kim vermeye hazirdir ki?
Rusya'da Baskan Yeltsin 96' yazinda baskanlik seçimlerini neo-komünist Gennadi Züganov'a karsi az bir farkla kazanabildi. Sert ve milliyetçi bir politika taraftari eski General Lebed seçimlerde %15'lik bir oy oranina ulasti. Rusya Federasyonu'nda ve diger Sovyet dönemi sonrasi kopmus cumhuriyetlerin bir kisminda eski komünist rejim taraftarlari hiç de az bir oran teskil etmemekteler. Yeltsin'in geçirdigi kalp ameliyatindan sonra da eski sagligina kavusamayacak durumda olmasi Rusya'nin Yeltsin sonrasinda gelecegini bilinmez kilmakta. Eski general Lebed'in Ocak ayi içinde halk içindeki ratingi %40'lara ulasmis durumda, diger taraftan da demokrat ve serbest piyasa taraftari Baskan Yeltsin %15'lerde seyretmekte.
Ve nihayet Türkiye'ye yeniden baktigimizda son seçimlerde %22'lik bir oranla da olsa en büyük çogunlugun Muhafazakar Islami görüsün temsilcisi Refah partisi tarafindan alindigini izliyoruz. Refah Partisi'nin basarisi seçim sistemindeki yanlisliklara ve partilerdeki bölünmelere baglansa bile muhafazakar siyasi Islam Türkiye'de de sözü geçecek bir seviyeye ulasmistir.
Diger taraftan Iran'da molla rejimi halk içindeki tüm hosnutsuzluga ragmen devam etmekte. Iran'in yanibasindaki Afganistan'da teokratik bir devlet kuruldu. Bu ülke kendi içindeki parçalanmalar daha da derinlesmis bir durumda iken tüm Orta Asya'nin emniyeti için bir bosluk yaratmaktadir.
Yukaridaki muhafazakar ve tutucu siyasi tabloyu, verdigim örnekleri birbirleriyle karsilastirmak ya da esit kefelere koymak için çizmedim. Dikkatinizi çekmek istedigim, Türk Jeopolitikasi'nda genis bir alanda siyasi ve iktisadi gelisimin istikrarli adimlarla yürümemekte oldugudur. Güney-Dogu Asya'nin ekonomisindeki istikrarli yükselis Türkiye jeopolitikasinda görülmüyor. Bu durumun nedenini kismen yazimin ilk bölümünde yazdigim, toplumlar arasinda ve içlerinde kimlik farklarina olan tolerans eksikligine baglamak istiyorum. Toplumlarin küçük birimleri arasindaki karsilikli anlayis eksikligi, Huntington'un sözünü ettigi Islam ile Hiristiyan Dünyalari arasindaki derin ayriliklar kadar önemlidir, ve bu nedenle olusan krizler toplumlarin birer birer çökmesine ve iç savaslarla karsi karsiya kalmalarina zemin hazirlayabilir. Dünya barisinda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi budur: Bati, Dogu'ya sadece kendi kültürünü ve ürünlerini satarak dünya üzerinde tek bir ideoloji yaratamaz. Libya'li bir çocuk bir yandan Coca-Cola içerken, diger yandan da Amerikan Bayraginin bir gösteride yakilmasina katilabilir. Görüldügü gibi McWorld, dünya barisinin ve tekdüzeliginin kurulmasina yeterli olamamaktadir.
1997'de Dünya'da, Türk Jeopolitikasindaki toplumlarda ve uluslararasi iliskilerde farkliliklarin savaslara ve krizlere degil, karsilikli anlayis ve isbirligi içinde refah ve barisa hizmet etmesi dilegiyle...
17 Ocak 1997
Frankfurt a.M.
©COPYRIGHT 1997 TURKIYE NET (Her hakki saklidir).