Sarhos Saydamlikyapraklar

 

iNTERNET UYKUSUZLUGA iYi GELiR, HOSGORUSUZLUGE DE...

Bu yaziya kazara gozü ilisenlerden her birinin, gün boyunca , bilgisayarla hasir nesir geçirdikleri en azindan birkaç saatleri oldugunu düsünüyorum. Belki birkaç saatten de fazla... 20. Yüzyilin bitiminde Promete'nin altin beyinli torunlarinin, insanliga armagan ettikleri bu mucizevi aletin basindan ayrilmak gerçekten hiç de kolay degil.

Eskiden yeni gelinleri övmek için "on parmaginda on marifet" derlermis. Bilgisayarin marifetlerini saymaya kalksak, bilmem ne diyecegiz... Fabrikalardan, ordu karargahlarina; borsalardan mahalle bakkallarina; uzay istasyonlarindan okullara, evlerin küçük odalarina kadar, her yerde o ve sundugu yeni dünya var artik. Insanin, insanin kol gücünü sömürdügü çaglarin bitisini müjdeleyen; zaman ve mekan sinirlarini kaldiran; saydam, özgür, sonsuz bilgi dünyasi...

Kimi zaman Nasa'nin, Nato'nun, ünlü kitapliklarin arsivlerinde geziyoruz; kimi zaman müze faresi oluyoruz, ver elini Petersburg, Paris, New-York; oradan atliyoruz Japonya'ya, atom bombasi belgelerine; yasam sevincimiz mi azaldi firliyoruz Everest'in tepesine, iniyoruz piramitlerin dehlizlerine, ya da gidiyoruz Santorini'ye, Fethiye'ye, Fildisi Sahili'ne... Nasil bir günes, nasil bir deniz, nasil bir doga...Atiyoruz demiri bir altin kumsalli küçük koya...

Ya da, öylesine dolaniyoruz sayfalarda... Bir serseri gezgin gibi...

***

Geçenlerde iste ben de böyle amaçsiz dolasiyordum siber dünyada, burçlara baktim, "sizin pek de hos olmayan faliniz" diye bir yer ilgimi çekti, kahkahalarla güldürdü beni kehanetler, kisilik tarifleri... Bastan sona dalga geçiliyordu tüm burçlarla... Ama, ne kelimelerle... Çogu ,terbiyeli yetistirilmis birinin agza alamayacagi cinstendi, yine de ana fikir saglamdi dogrusu ...

Sonra buradan kahkahalari izleyerek baska bir yerlere atladim ve su cümleyi görüp hemen tikladim:

"Neden Tanri, bir hoca olarak, hiç bir üniversitede asla dikis tutturamadi?"

Altinda bir de uyari vardi:

"Dikkat, burasi dindarlar için saldirgan olarak kabul edilebilir, eger bu konuda kolaylikla yaralaniyorsaniz, lütfen geri dügmesine basin..."

Ve basliyordu Tanri'nin neden üniversitelerde bir yer edinemediginin gerekçeleri. Bir kismini yazacagim, digerlerini çok merak edenler , canlari sikildiginda ya da uykulari kaçtiginda aransinlar Internet'te , belki yarari olur...

Tanrinin üniversitede dikis tutturamamasinin nedenlerinden bazilari sunlardi:

"Bilinen yalnizca tek bir yayini vardir...

Bu kitabi onun yazip yazmadigiyla ilgili kuskular oldukça yaygin...

Dünyayi yarattigi dogru olabilir ama, peki ondan sonra ne yapti?

Sinifa çok ender gelirdi ve ögrencilere "çocuklar kitabinizi okuyun" deyip giderdi...

Bazilari oglunun onun yerine ders verdigini söylerler...

Insanlari deneylerinde kullanmak için ahlak kurulundan asla izin almadi..."

Böyle uzayip gidiyordu nedenler ...

***

Birden aklima Tagor'un bir cümlesi geldi, tam olmasa da yaklasik söyleydi galiba:

"Tanrim sana olan imanimin nedeni, bana seni inkar etme özgürlügünü de vermendendir."

Bu sayfa bir inkar sayfasi degildi, derin felsefi boyutlar da içermiyordu...Yalnizca yasaklarin arasina sikismamis bir anlayisin parlak, yaratici, güleryüzlü sakalariydi bunlar...

Sakalasmak, birbiriyle hatta Tanri'yla bile... Çogu toplum tabular ve dogmalarin arasinda tikanip kalmis... Saka ne kelime, yüzlerde dolasabilecek küçük gülüslere bile izin verilmiyor... Bu iki tartisilmaza göre konulmus egemenlik kurallarinin disinda bir düsüncenin açiklanmasi ya da bunlara aykiri bir davranista bulunulmasi adeta isteri boyutlarina varan tepkiler yaratiyor.Hemen insanlar birbirlerini inançsizlik, ahlaksizlik, hainlikle suçlayiveriyorlar...

Bu sayfalari hazirlayanlar ne inançsiz, ne ahlaksiz, ne de haindiler. Ama tabularla dogmalarin sakasi yapilabiliyordu iste. Kimse kimseyi Tanri ya da ülke adina idama götürmüyordu, hapse koymuyordu, aci çekmeye mahkum etmiyordu.

Hosgörünün acaba milli gelirle bir baglantisi var mi diye düsündüm...Düsünce özgürlügü de bundan mi doguyordu yoksa? Bu nasil oluyordu? Bazi toplumlar için tüyleri diken diken edebilecek konularla rahatça gir gir geçebilmek ve hakaret etmis olarak degerlendirilmemek... Ve en önemlisi cezalandirilmamak...

Siyasal rakip olmamakla mi ilgiliydi yoksa bu, öyle ya bugün artik Hiristiyan olmak "Bati" toplumlarinda erk sahibi olmak anlamina gelmiyor . Kimseyi "vatan, millet" diye uyutmak da mümkün degil. Üstelik ikisi de para getirmiyor oralarda. Neredeyse herkesin zaten bir meslegi var, dünyanin her yerinde kabul gören...

Hosgörü için en önemlisi galiba kendi ayaklarinin üstünde dikiliyor olmak , hem de ne Tanri'ya ne de hamasi duygulara siginmadan... Asagilik kompleksi duymadan bakabilmek çevreye, insanlara...

***

Yoklugunu çektigimiz hosgörü henüz her toplumda ortalikta görünmeyebilir ama espri her zaman vardi ve var olacak, ugruna bazen kafalar gitse bile ...

Iste bir de bizden bir fikra:

"Bektasi camiye gitmis, hoca anlatip duruyormus:

-Tanri ne yerdedir, ne gökte; ne sagdadir ne solda...

Bizimki dayanamamis, bagirmis :

-Yahu sen suna yoktur diyeceksin ama, bir türlü kiviramiyorsun."

***

Tanri var mi yok mu ?... Cevabimin çok anlamli ve belirleyici olacagini hiç sanmiyorum... Ama yeryüzünden gökyüzüne yükselen kahkahanin sonsuz yankilanisini duyabilmek için, hosgörünün varolmasi gerektigine inaniyorum, Internet'te ve insanin gezdigi her yerde...

Solmaz Kamuran

solmaz@turkiye.net

 

© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)


SARHOS SAYDAMLIK ARSiVi