| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . | Acaba, her sey caz mi? Sizi bilmem ama ben caz severim...Hemen "amannn" demeyin. Onu dinleyip bütünlesince çok da yabanci olmadigini göreceksiniz, tipki her günkü yasam gibidir caz...Sabah uyanirsiniz, yüzünüzü , gözünüzü yikayip, dislerinizi firçalarsiniz. Bazilari bunu yapmayabilir. Önemli degil, caz açisindan... Kaç disiniz oldugu da... Ama havluya yüzünüzü kuruladiktan sonra yaptiklariniz önemli. Yani caz orada baslar. Evden çikip bir isyerine gidersiniz ya da gitmezsiniz, televizyonun karsisindaki koltuga yapisip bela çikarirsiniz örnegin ama, önemli degil ...Yaratmaya baslarsiniz ya...O günü imzalamak...Senet gibi, ille de ödenecek sonunda... Ve yaratip yaratip, vergilendirmek...iste yasam, iste caz... Cazin bedeli mutlaka ödenir, tipki yasam gibi... Üstelik belli bir bestesi yok, benzer öbürlerine ama farklidir...Haydi çal bakalim...iste saksofon, iste davul, iste piyano. Notalara gelince sadece yedi tane... Yani bilinen bir sey. Tipki yasamak gibi; kadinlar, erkekler, çocuklar; yemek , içmek, sevismek, gülmek, aglamak, sasirmak...Her gün ayri bir yorum getirmek saza, caza, yasama...Siradanligin içinde, siradanliga siginmadan, ayricalik yaratmak... Bu "hayatim roman"a benzemiyor mu sizce?. Git de dinle ayni cazcilari üç gece ve onlar çaldiktan sonra da izle...Her cazcinin hayati bir roman...inanmadinizsa bir tane benden...Torbamdakilerin bir tanesi. Adi Vivian'di, Colombia'liydi, genç bir kizdi, ufak tefek ve kendince çekici. Onu ilk kez tanitma mektubuyla yolladigi fotograflarda gördüm. Kendinin disinda bir dünyanin vaatleri içinde, çiçekler arasinda bir güzel kiz...Herkes "bomboleo" bekliyordu, o galiba buydu. Havaalaninda uçaktan inen insanlarin arasinda onu tanidim; kumral, küçümen, koca gitarli ve ürkek... "Vivian" dedigimde bana adimla sarildi, tanismistik bile... Arabaya bindik, onu otele biraktim. iki saat sonra sahnedeydi, üstünde uyduruk bir sikirtili elbise, saçlari dikkatle taranmis, ucuz parfüm kokulari içinde...Ve caz basladi... Vivian, Vivian , sen neler söylüyorsun? Tutttu Bahia türküleri çigiriyor...Oysa insanlar karnaval müzigi bekliyorlar. "Balikçi gitti ve orada öldü beklerken, kizi evde hiçkiriyordu, balik yorulmustu, tin tin tin..."> Peki kipirtili danslardan ne haber? Ya o uzun "kafa keyif" geceler?... Vivian'in gecesi uzundu gerçekten. Sahnesi olmayan gecesi...Onu odaya biraktigimda, o da kendisini yataga birakti hiçkirarak...Bak dedim, bak, NBC bile var, CNN de...Otel güzel degil mi, ya istanbul?...Sanki cevabi zor bir bilmece, bir seyler söylesene...Oda servisinden sehriyeli tavuk çorbasi da geldi, üstelik limonlu, aglamasana... O agliyordu... Kapiyi çektim. Vivian hep agladi istanbul'da, her gece ve en sonunda beni de aglatti... Bana oturdu yasam öyküsünü anlatti. Annesini; babasi onlari terk ettikten sonra özveriyle onlara bakan, gözünden bir damla yas dökmeden, agzindan bir bikkinlik sözü çikmadan, durup dinlenmeden çalisan ama, geceleri çocuklarini uyuttuktan sonra, odasindaki eski bir pikapta hep ayni sarkiyi içini çeke çeke, sabahlara dek dinleyen annesini... Sarkinin sözleri söyleymis: Vivian bana kardesini de anlatti; kivir kivir saçli sevimli erkek kardesini, simdi uzak denizlerde , koca gemilerde çalisan küçük kardesini... Ve yillar sonra onlari hiç mi hiç arayip sormamis olan babalari tutup da geri geldiginde, annelerinin zoruyla onu ziyarete gittikleri günü... Bogota'nin zengin semtlerinden birindeki evin kapisini isteksizce ve gizli bir öfkeyle çaldiklarinda duydugu heyecani... Kardesinin her zamanki gibi heyecanlaninca kesik kesik öksürdügünü ve yüzünü görmedikleri o adamin, babalarinin da kapiyi açmaya gelirken tipki kardesi gibi öksürdügünü... Sonra nasil elinin ayaginin çözüldügünü, içindeki nefreti bir anda buharlasip uçtugunu ve nasil hepsinin hiçkiriklara bogularak sarmas dolas olduklarini... Vivian, oglu gibi heyecanlaninca kesik kesik öksüren babasini da anlatti; yakisikli, serüvenci, delidolu ve gerçek bir "rate" olan babasini, yani hep müthis seyler yapacakmis gibi ortalarda dolanip, umut isiklari saçan ve asla hiç bir seyi yapmayan, geride hep bir hayal kirikligi birakan adamlardan biri olan babasini ... Onlari terk ettikten gezdigi yerleri; ispanya'yi, israil'i, Gana'yi, Singapur'u, Kanada'yi... Montreal'de geçirdigi ve kurtulmasi bir mucize olan korkunç kazayi... Geri dönüsünü... Ve döndükten üç ay sonra amansiz bir beyin tümörü yüzünden ani ölümünü... Vivian bana baska seyler de anlatti, erkekler, kadinlar, kentler, acilar, ayriliklar, kavusmalar... Ama beni hep aglatti... Bir süre sonra da çekti gitti memleketine... Hep düsünmüsümdür, acaba bunlari yasadi mi, uydurdu mu? Peki bu sorunun iki cevabinin benim açimdan ne farki var? Ha yasamis ha yaratmis... Sonuçta bana da bu yaziyi yazdirdi... Bu da biraz caz degil mi sizce?
22 Nisan 1998 © COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |