| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . | Fahiseler ve Azizeler... Yillar önce, bir ögle saati , Taksimden Beyogluna dogru yürüyordum, meydan her zamanki gibi binbir çesit bir insan ve araba kalabaligiyla doluydu. Büyük otellerden birinin önündeki kafede bir kisim sik hanim ve beyler, hafiften duyulan bir klasik müzik esliginde, zarif hareketlerle kahvelerini yudumluyorlardi. Önlerine bagladiklari yerlere kadar uzanan beyaz önlükleriyle Parisli garsonlara benzeyen genç delikanlilar, ellerinde süslü pasta ve çöreklerle dolu tepsileri tasiyip duruyorlardi masalar arasinda. Otelin pala biyikli , üniformali kapi görevlisiyse gelen arabalarin kapilarini saygiyla açip gelen müsterileri karsiliyor, gidenler için de hemen yan tarafta bekleyen taksilerden birini çagiriyordu bir general edasiyla. Birden göz alici çagla yesili elbisesiyle bir kadin belirdi bu tablonun ortasinda. Yüzlerce sari ciliz isikli ampülün ortasinda yanan bir floresanin isigi gibi çarpiciydi. Bu, yalnizca balik etinde dedikleri cinsten dolgun vücutlu, beyaz tenli, upuzun ve simsiyah saçli genç bir kadinin güzelliginden kaynaklanmiyordu. Bir aykirilik vardi onda hemen kendisini farkettiren adina her ne denirse... Ilk anda adlandirilamayan ama hemen kavranilip kabul edilen bir baskalik iste...Bayagi ve meydan okuyucu bir tavir... Sanki azicik aksiyordu bir bacagi, ayaginda incecik yüksek topuklu dore ayakkabilar... Sol yanaginda da biçak yarasiyla Sark çibani izi arasinda bir çopur iz, güzelligini bozmayan ama insani korkutan...Önünde dikildigi sütuna yaslanip jikletini tükürdü, bir sigara yakti, dumanini meydana küfreder gibi savurttu, hiç kimseye aldirmadan elbisesinin altindan belli olan donunun kenarini düzeltti ve el yordamiyla, çantasindan aynasini çikartmadan kirmizi rujunu tazeledi ve vakit kaybetmeden basladi gelen geçen arabalara egilip, cilveyle isaretler yapmaya. Ortalik karisiverdi, laf atan söförler, kadini kovmaya çalisan kapici, birikmeye baslayan potansiyel merakli aylaklar grubu ve tüm bunlari görüp de görmezmis gibi davranmaya çalisan, bes yildizli otelin müstesna müsterileri... Kadin çekip gidecekmis gibi davrandi önce , bir iki adim atti yola dogru, sonra aniden geri dönüp, arkasindan alayci ve cinsel çagrisimli garip sesler çikaran bu kalabaliga dogru beklenmedik bir sey yapti; elbisesinin önünü cart diye açti, bembeyaz gögüsleri disari firladi. Çok kisa bir süre herkes dondu kaldi, onun yüzündeyse acili bir zaferin gergin siritisi vardi. Dogrusu daha sonra neler oldugunu bilmiyorum çünkü garip bir panik içinde hizla yürüyüp uzaklastim oradan. O yüzün ve çagla yesili elbiseden bir silah gibi, alin size der gibi firlayan o beyaz gögüslerin fotografini hafizama kaziyarak... Nedense bana bir azize gibi görünmüstü o genç kadin, cesur bir azize... Tüm bunlari animsamama neden olan da, gecenlerde öylesine, televizyon kanallari arasinda dolanirken rastladigim filmden bir sahne: Gece yarisini geçkin bir saatte, kisa sari saçli bir genç kadin bir bardan çikiyordu, uzun süre bekledigi ve asla gelmemis olan birine duydugu öfke, hayal kirikligi, kirginlik ve tükenmislik sarhos yüzüne gölge gölge inmisti. O da çagla yesili elbiseli kadin gibi el yordamiyla kirmizi rujunu sürdü, yalpalayarak bir baska barin isikli kapisina dogru yürüdü, içeri girdi. Ortalik yogun bir sigara dumaniyla sislenmisti, genç askerler, onlara yapismis fahiseler, cizirtili ve gürültülü bir müzik...Bara yanasip barmenden bir içki istedi. Adam parasinin olup olmadigini sorunca hemen bitisigindeki genç adami egilip öptü, yanindaki kadini hiçe sayarak. Ikinci içkisi için bir baskasinin fermuarini indirip oksadi ve sonra yigildi bara. Kimse aldirmadi... Bir süre sonra tezgahtan basini kaldirmadan, gözlerini aralayip tavana bakti, koca bir vantilatör dönüp duruyordu hep ayni tempoda, müzik ugultularla doluyordu kulaklarina, herkes kendi alemindeydi . Birden yerinden dogruldu, bir nara atip elbisesinin önünü cart diye açti, bembeyaz gögüsleri disari firladi. Haydi gelin, diye bagirdi... Fahiselik ve Azizelik, birbiri ile hiç ilgisi olmayan iki durus gibi... Ama nedense bana birbirini hatirlatiyor, belki de Isanin Maria Magdelenayi taslamaya hazirlanan kalabaliga söyledigi su sözlerden ötürü: -Ilk tasi içinizdeki en az günahkar olaniniz atsin... Gazetelerde, televizyonda gördügüm , sagda solda konusulurken duydugum çagdas recm olaylarinin her biri bana bunu hatirlatiyor. Ve azizelerle fahiseler arasinda zihnimde kurmus oldugum garip bagi da... Hemen içimden o kutsal cümleyi tekrarliyorum: -Ilk tasi içinizdeki en az günahkar olaniniz atsin... 10 Mayis 1998 © COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |