| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . | Kagit mendil cocuklarimiz... Gecenlerde 23 Nisanla ilgili bir seyler yazmaya calismistim karinca kararinca, kendimce.. Ama, nedense söz konusu cocuklar olunca ne dilim duruyor ne de kalbimin cirpintilari, bir sekilde sözü uzatmak istiyorum... Cünki gelecek de onlarla birlikte uzaklara ulasiyor yani umuda, yani insan icin yasamin sürekliligine, bereketine... Ve ben onlari cok, hem de pek cok seviyorum... 23 Nisan günü Yapi Kredinin Galatasaraydaki kültür merkezindeydim. Ne kadar güzeldi yüzlerce kitabin arasinda dolasip o güzelim insanlarin yapitlarina parmak uclariyla dokunabilir olmak...Her birine sayfa sayfa,yürekten bir "merhaba, nasilsiniz?" fisiltisiyla ulasmak... Biz insanlar icin, dünyanin dünya olmasina tugla tugla katkida bulunmus bu yazi kalem iscilerine; binlerce yilin icinde yarattiklariyla, her zaman genc kalabilmis o büyük harfli ademogluna, kizina tesekkür edebilmek... Iste böylesi duygu ve düsüncelerin "ya her seyim ya hicim" harmaninda, raf aralarinda bir cesit zihinsel ayin icinde , harfler ve onlardan olusan sihirli kelimelerin gizemli bugulariyla tütsülenen beynimin verdigi, kontrol edemedigim komutlarin gönüllü kölesi olarak, tatli bir kiskanclik ve bir cesit ilik ve teslimiyetci sehvetin mihmandarliginda dolanirken gözüm genis camlarin ardindaki kalabaliga kaydi. Cocuk bayrami nedeniyle albenili kitaplar ve posterlerle danatilmis vitrinlerin önündeki meydanciga da birkac sövale, boyalar, fircalar, renkli kalemler yerlestirmisti banka. Oralardan gecen cocuklari resim yapmaya davet ediyordu güleryüzlü görevliler. Kimi cekinerek kimi hevesle kendileri icin hazirlanmis bu sürprizli kutlamaya birer birer katilmis ve sonunda civiltili bir cocuk ressamlar grubu olusmustu disarida. Kirmizi bereli bir kücük kiz heyecanla dilini disari cikartmis boyuyor da boyuyordu kagidini, hemen yaninda annesinin yönlendirdigi bir gözlüklü sarisin gönülsüz bir seyler ciziktiriyordu. Biraz daha kabaca bir oglan cocuk arkadasiyla paylasiyordu tuvalini. Anneler, babalar, dedeler , anneanneler, teyzeler yani cocuklarinin elinden tutup Beyogluna cikmis büyükler de bu hoslugun tadini cikariyorlardi bu serin Nisan gününde. Seyircisi de boldu kücük ressamlarin dogrusu... Elleri cebinde dolasan aylaklar, saticilar, taksi duraginda sira bekleyen söförler, alisverise cikmis hanimlar, balik pazarinda iki bira ve kokorecle hafiften cakirkeyif olmus beyler ve yan sokagi mesken tutmus tinerci cocuklar...Sicak bir evin korumasindan, sevgi ve sefkatten uzak karanlik sokaklarda kücücük yaslarinda en aci deneyimlerin cenderesinde sikisip kalmis olsalar da, naylon torbalardan cektikleri tiner ve bali kokulariyla ruhlari ve cigerleri tütsülenmis olsa da, cocuktu onlar da. Ve özenen bakislarla izliyorlardi bu tabloyu. Iclerinden onbir on iki yaslarinda birine takilip kaldi bakislarim. Saclarinin bir kismi ya bir yara ya da sackiran denilen hastalikla dökülmüs, yuvarlak yüzlü esmer bir oglan cocuktu. Üzerinde kollari kisalmis bir yesil kazak, havi dökük rengi kacmis bir kadife pantalon ve ayaklarinda partal spor pabuclar... Nasil bir imrenmeyle bakiyordu anlatamam, sanki gözlerinden akiyordu gidip de orada bir resim yapabilme arzusu... Tam yerimden kalkip yanina gitmekle gitmemek arasinda sallanirken düsüncelerim görevlilerden biri eliyle onu cagirdi, gelsene buraya, diye. Her yerden tekmelenerek kovulmaya alismis ama yine de kendine bir sahip aramaktan vazgecmemis bir köpek yavrusunun bakislariyla bakti cocuk, inanmayarak, güvenmeyerek ama ikisini de isteyerek.. Bu kez kiz yanina gidip kolundan tuttu dostca ve bizim ki utana sikila sövalenin basina gecti, aldi kalemleri eline, basladi boyamaya. Diger cocuklar genellikle birkac denemeden sonra ya kendiliklerinden ya da üsütüp hasta olmalarindan korkan büyüklerinin uyarilariyla birakip gidiyorlardi resimlerini ama o kimi cömelerek kimi ayakta büyük bir özenle ciddi ciddi calismasini sürdürüyordu. Uzun uzun seyrettim ressamimi, onu unutamayacagimi bilerek ve onun da bugünü unutmayacagini düsünerek. Sonunda dayanamadim cikip ne resmi yaptigina baktim sessizce arkasina sokulup. Iki yesil tepe, mavi bir gökyüzü ve bahcesi cicekli br evdi resmi, bacasindan dumani tüten... Bogazima bir yumruk tikandi, ellerimle dokunmaya cesaret edemedim ama gözlerimle oksadim bu saci dökülmüs sokak cocugunun basini ve yürüdüm gittim Beyoglunda. Her yer bir curcuna icindeydi, rengarenk albenili vitrinler, dumanli kafeler, uzayip giden sinema kuyruklari, döviz bürolarinin önünde yanip sönen kur tablolari, binbir cesit yeni müzigin yankilandigi eski zaman pasajlari ve insanlar insanlar insanlar... Kendiliginden akip giden bir sel gibi, nereye ulasacagini bilmeden sürüklenir gibi... Dalgin dalgin bu selin icinde ilerlerken biri etegimden cekti, bir paket kagit mendil uzatti, kara zeytin gözlü , kurabiye suratli bir minik kiz, üstünde ona bes kat bol giysileri...Bizim, kücük kagit mendil cocuklarimiz... Iki paket alip iki cebime yerlestirdim. Ve eve gelene kadar da siki siki tuttum paketleri, iki minik eli tutarcasina.. Cocuk sevmeyen bir ulusun bireyi olmanin utancindan acaba nasil kurtulunabilir? 16 Mayis 1998 © COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |