.
. .
. . .  

Geciken yaz ve degisen kadin berberleri...

Bu yil yaz bir turlu gelmedi... Dogrusu insanin canini sikacak olcude sumuklu bir hava var Istanbul’da. Gri bir gokyuzu, ufuklari belli olmayan bir sisli puslu deniz, Mayis ortasinda ikidebirde yagan yagmurla islanmis sokaklarda dolanan pardesulu, semsiyeli insanlar... Bahçelerde açmaya baslayan sardunyalar, sebboylar, mor salkimlar, erguvanlar ve bir de sabah gun agarirken sakiyan kuslar olmasa, yaza degil de kisa giriyoruz sanmamak elde degil...

Amaçsizca camdan disarisini seyrederken, Kuzey ulkelerinde yasayanlarin açik hava ve gunes açisindan bize gore ne denli sanssiz olduklarini ve mavi bir gokyuzunun insanin psikolojisine yaptigi degeri bilinmeyen katkilari dusunup duruyorum.

Mevsimler degisiyormus... Ozon tabakasindaki delikler, El Nino’nun yol açtigi felaketler , cevre kirlenmesi, gunes patlamalari, koca bir galaksiyi yutan kara delik... Insanlar, hersey degisiyor, diyorlar, sikayet ediyorlar...

Oysa zaten hep degismemis miydi? Su koskoca evren, ezeli ebedine karismis, durmadan degisiyor, degisiyor, degisiyor, degisiyor da degisiyor... Insanin buna katkisina gelince, o da kendisinin evrendeki yeri kadardir herhalde... Bir pire tersinin dunyadaki yeri kadar olabilir mi bu katki , ne dersiniz?

Insani ve evreni boyutsal açilardan kiyaslayinca boyle oluyor ama, insani ve yasadigi çevreyi ele alip bakinca daha farkli tablolara ulasiyoruz. "Doga"ya ragmen yaptiklarimiz dogayi bozuyor ve yasamimizi zorlastirip guzelliklerden uzaklastiriyor, tipki arabanin dikiz aynasinda bir anda kayboluveren, oysa biraz once yanibasimizda olan goruntuler gibi canim guzellikler bir bir, hizla yitip gidiyor...

Oysa ne de çok lafini ederiz guzelligin. Guzel kiyafetler edinmek isteriz, guzel yemekler yemek isteriz, guzel insanlarla birlikte olmak isteriz. Surekli guzellikten dem vurur dururuz. Ama is yasadigimiz yere gelince buna pek de onem vermiyormus oldugumuzun verileri çikiyor karsimiza. Hele biz Turklerde bu çok, ama pek çok yaygin bir davranis biçimi...

Koylerden kentlere biçimsiz ve estetikten yoksun bir yerlesmedir suruyor yuzlerce yildir. Evet surekli bir degisim var ama hangi yone dogru?...

Kentlesme deyince, hemen onumuzdeki iki apartman daha yikildi. Onlar benim çocuklugumun ilk apartmanlarindandi. Hatirliyorum 1960’larin basinda Kadikoy’de eski kosk ve tek katli, bahçe içindeki evler birer birer yok olmaya basladilar, yerlerine de genellikle dort katli apatmanlar dikildi. O zaman için bu çok buyuk bir degisiklikti. Bu yeni binalarin bahçeleri eskilerine oranla daha kuçuktu ama tepelerinde dolasip, olgunlasmamis meyvalarini talan ettigimiz erik ve visne agaçlarindan bir kismi kalmisti (simdi onlari da kesecekler herhalde...)

Neyse, nerede kalmistim? Evet, o hizli degisim sonunda sokaklar mahallelere donustu, yeni insanlar tasindi salonlari parke dosemeli, kimi sobali kimi kaloriferli yeni moda apartman katlarina. Eski kosklerin, tek katli evlerin sahipleri de zenginlesmeye basladilar yap-sat’çilarla yapilan anlasmalarin sonucunda dikilen apartmanlar sayesinde. (Eh, simdi sira emekli ikramiyesiyle o apartmanlarda birer daire almislarin çocuklarinda...)

O gunlerde henuz ortalikta televizyon yoktu, hatta telefon bile... Acil durumlarda binbir rica ve minnetle utana sikila talihli komsudan telefon edilirdi. Gazeteler kirmizi iri puntolu isimleri disinda renkten yoksundu, bugunun piril piril baskili dergileri ise hayal bile edilemezdi. Çocuklar sokak aralarinda, bos arsalarda misketten futbola, elimsendeden saklambaça anadan babadan kalma oyunlari oynarlardi, kadinlarin eglenceleriyse bir araya geldikleri kabul gunlerinden ibaretti.

Ve iste bu, gunumuze gore cuce apartmanlar, sosyal yasamda dev degisikliklerin ilk adimlarini attilar. Her mahalleye belediye Macaristan’dan yeni aldigi burunsuz otobuslerden koydu, gazeteler fotoroman ekleri yayinlamaya basladi, meydanlara yeni yeni sinemalar , genis caddelere vitrinlerinde renkli giysilerin sergilendigi modern magazalar açildi birer birer. Basta kadinlarinki olmak uzere kilik kiyafet de degisiverdi. Herkes kendince Avrupai bir modayi yakindan izler oldu.

Ust bas, ayakkabi meselesi iyi kotu hallediliyordu birkaç ayda bir yapilan alisverislerle ama dogrusu saçlar buyuk bir sorundu hanimlar için...

Simdiki gibi neredeyse her apatmanin alt katina kurulmus mahalle berberleri de yoktu, buyuk alisveris merkezlerindeki ultra-modern kuaforler de... Oysa çok onemliydi "mizampli"li ve ille de "sandre" boyali saçlar... Sayili birkaç kadin berberi yalnizca Kadikoy’deydi.

Ne yapsinlar, çaresiz ise gider gibi genellikle pazartesileri erkenden otobuse ya da seyrek de olsa geçen sekiz kisilik lenduha dolmuslardan birine atlar Altiyol’un yolunu tutarlardi iki uç arkadas bir arada. Berberde uzun bir sira bekleyisten sonra arapsabunuyla karisik uydurma sampuanlarla saçlar yikanirdi once, ardindan kafalara birali suyla islatilmis saçlarin sikica sarildigi teneke rulolar takilirdi, son olarak da ince aluminyum penslerle tutturulmus bir file ile tamamlanirdi baslangiç merasimi . Ve baslardi eziyetin alasi. Seffaf, tersine çevrilmis kovalara benzeyen kurutucularin altina girilip saatlerce oturulurdu. Kafa derisi yanan kadinlarin arada bir çagirdigi berber çiraklari bir turlu "tamam" demez tam tersine, belki de inadina, bir tur daha çevirirlerdi kumanda dugmesini . Kadinlar ali al moru mor, ellerinde fi tarihinden kalma italyanca ya da fransizca saçma sapan dergiler guzellesme ugruna bekler de beklerlerdi bu cehennem sicaginin içinde. Bu arada bir genç kiz da elindeki uç bes çesit oje ve tirnak torpusuyle, makastan olusan sozde manikur setiyle sirasi gelenlerin etlerini kanata kanata bu guzellik seansina katkida bulunurdu.

Ve sonunda berber basiyla bir isaret yapar ve kafa derisi neredeyse kavrulmus olan, bayilmanin arifesindeki kadin aynanin onune oturtulurdu. Once iki ince tarak yardimiyla didilerek cadilastirilan saçlar daha sonra ocakta kizdirilan bir masa yardimiyla - ki bu arada pek çogunun kulagi yanardi- ya bir biri ustune kapanan lokmalar halinde taranir ya da hepsinin uçlari disa dondurulup "karavel" yapilirdi. Ha, bir de flu vardi, ince kivrimlar halinde kabartilmis saçlar, en havalisi da buydu galiba... Çok ruzgarli bir ifade kattigi soylenirdi kadinlara...

Bu islemlerin sonunda ucuz ve yapiskan bir sprey, simdilerde yaz aksamlari sokaklara sikilan sivri sinek ilaci misali bulutlar olusturarak saksimsi bir goruntuye kavusan basa puskurtulur ve berber ikinci bir aynayla bu manzarayi enseden musterisine iftiharla gosterirdi ki bu, kuafor seruveninin dukkandaki bolumunun bittigi anlamina gelirdi. Ve o gunku insanlarin butçelerine gore pahali sayilan ucretle kuçuk bahsisleri odeyen kadinlar, vitrinlerde, otobus camlarinda kendi guzelliklerine dalarak evlerine donerlerdi.

Evet, bu seruvenin bir de gerisi vardi, hem de en zor olan bolumu: Binbir eziyetle ulasilan bu guzelligi korumak... Dogrusu ilk iki gun saçi bozulmasin diye yataga yatmayanlar oldugunu duymustum annemden. Sonraki gunlerde kaçinilmaz olarak bu saksimsi goruntu iki yanindan basilmis bir hal alirdi; ince tarak saplari, firketeler yardimiyla tekrar kabartmaya çalisirdi kadinlar birbirlerinin saçlarini. Arada mutfak masrafindan para artiranlar duzelttirmeye de giderlerdi, bu ilki kadar masrafli degildi, berber iki uç hareketle toparlardi bozulmus saclari...

Ama eninde sonunda bozulurdu mizamplileri bizim hanimlarin ve Pazartesi yine tutulurdu Altiyol’un yolu...

Simdi onlarin çogunun boylarinca torunlari var, bazilari ise ayrilip gittiler dunyadan, kayboldular... Tipki bir zamanlar yasadiklari apartmanlar gibi...

Ustelik simdi onlarin yerlerini alan gokdelen sakini hanimlarin yeni kuafor aliskanliklarindan ve kadin berberlerindeki degisimlerden hiç haberdar olamadan hem de...

Dogrusu yaz bu denli gecikmeseydi bu "çok onemli konu" benim de hiç aklima gelmeyecekti. Ne demisler herseyin bir artisi bir de eksisi var... Her turlu degisimin de...

24 Mayis 1998

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . . .