| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . |
Örnegin en sevdigim hayal bir zeytin agacinin gölgesi, dislerimin arasinda bir bugday sapi ya da dali her ne denirse... Uzaklarda engin mavi sularda bir tekne gidiyor , yelkenini açmamis, motoru pir pir... Sayisini tahmin edemeyecegim bir agustos böcegi korosu fonda sonsuz bir sarkiyi söylüyor cir cir cir... Ve ben, bu sonsuzlugun içinde tembel bir keyifle yatiyorum, hepsine siginarak... Bir ben, bir kaybolmus gölgem, bir de uzaklardan gelen ayak sesleri yasamin, mutluyuz bu anonim baris içinde... Sonsuz bir zaman diliminde... Her sabah erkenden kalkip aksamin geç vakitlerine kadar çalismak zorunda oldugum bir dönemde hep bu tabloyu düsünerek dayandim nefes alip vermeye... Is yerimin oralarda bir yerde bir banka reklami vardi, bugday basaklarini gösteren, bir bankanin küçük vitrininde... Dolmusun penceresinden onu görünce sevinirdim, basaklarin altinda yatmayi düsleyerek o sari isikli tarlanin arkasinda benim yesil zeytin agacimin oldugunu düsünürdüm ve sanki ona kavusmus gibi rahatlardim sabahin sekiz buçugunda... Sonra bana viz gelirdi geçen saatler... Ertesi sabah o bugday tarlasini ve arkasina saklanmis zeytin agacini görmeyi düslemek bana kuvvet verirdi dayanmak için sari ve yesilden uzak çirpinisa... Mavi derseniz, mavi zaten galiba hiç yoktu o günlerde... Mavi benim için Izmittir. Oysa ben Istanbulluyum, hem de kaç nesildir... Ama mavinin ne oldugunu ilk kez , sanirim dört ya da bes yasinda Izmitte ögrendim. Nereden geliyorduk bilmem ama, tam Izmitte, bindigimiz otobüste anneme ve babama vizvizlanarak sürmüs uzun bir yolculugun son saatlerinde aniden deniz i fark ettim, masmavi ve engindi, büyüleyiciydi. Babam bana sus dedi, sus ve bak... Sustum ve baktim, deniz güzeldi... Her seyden daha çok... Sonra, yillar sonra Güvercinlik koyundan dönüverince Bodrum denizi de beni böyle çarpti... Ve ben yine benzer viziltilar içindeydim hayata karsi o günlerde de... Maviyi tekrar gördüm yillar sonra... Gerçekten masmavi, engin ve büyüleyiciydi... Bir de Gemlik Körfezi var... Hani Orhan Velinin siirini bir vakitler , pasli bir tabelada bile olsa koyduklari o tepede bir yer vardir ya: Gemlige gelince denizi göreceksin, sasirma... Iste tam orasiydir maviyi yiine tutkuyla gördügüm yer. Sasirmamak elde degildir ki, sasirirsin, hem de çok, pek çok. Ama saskinligi ilk o dile getirmisti, tam da o noktada... Sasirdigim noktalar... Ya da belki kendimi unutmayi -el yordamiyla ya da bilerek- amaçladigim hatta bunu bir ölçüde basarabildigim noktalar... Beni neden huzura kavusturmadi ki bu noktalar? Simdi anliyorum biraz biraz, benim aslinda unutmak istedigim ne kendim, ne kendi geçmisim, ne de benimle ilgili bir seydi... Ben zamani unutmak istiyordum, kendi yarattigimi ve benim için yaratilmis olani, yalnizca insan için geçerli olani, saatleri, dakikalari, saniyeleri ve daha küçük birimlerini onun... Büyüklerini ise yalnizca yazabilirdim, on yillari, yüz yillari, bin yillari... Elimden geldigince... O yaratilmis birimlere karsi koyarak... Iste, o gün zeytin agacinin gölgesinden çiktim, kendimi her sabah dogan her aksam batan günesin alnina attim, agzimin kenarina yapismis bugday basagi adimlarimin gerisinde bir yol kenarina çoktan düsmüstü yeniden tomurcuklanmak üzere, agustos böcekleriyse her seye karsin devam ediyorlardi senfonilerine karincalara dilenerek veya dilenmeyerek... Bense sefil bir korkaktim... Siginacak neyim var, diye düsündüm. Kendimi ariyordum hala, binlerce yildan beri...Kendi sonsuzlugumu... Dogmak ve ölmek gibi iki parantezin arasinda umutsuzca... Yapabileceklerimin tapinmasiyla, yaptiklarimin utanmasi arasinda sallandim durdum. Salincak duracak gibi degildi, pamuk helvasindan yapis yapis olmus pembe parmak uçlarimla gökyüzüne ögrendigimi yazdim: Imdat... Çünki ben o köseyi dönüp Gemligi görmüstüm, üstelik çok da sasirarak... Ama yetmiyordu...Ölüyordum... Herkes gibi, ayricalikli olmayi umarak..... Ve umarsizca... Solmaz Kamuran 24 Haziran 1998
© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |