
"Ahh ask attin yine beni yedi iklimin ortasina,
Ahh ask, zamanin sarkaci olayim kollarinda"
HERKES KENDiSi KADAR SEVER...
Seni seviyorum...
Insanin bu kadar çok tekrarlayip da asindiramadigi bir baska iki kelime daha var mi?
Üstelik aciktim, susadim, üsüdüm gibi de degil. Aç da olsan, susuzluktan dilin damagin birbirine de yapissa, soguktan tirtir titriyorsan da; eger bekliyorsan bir çift dudagin sana bunu söylemesini gizli ve yakici bir arzuyla...
"Seni seviyorum...".
Kim gökler katinda bir mutlulugun yaldizli kanatlariyla havalanmaz ki bu sihirli iki kelimeyi duyunca?
Seni seviyorum...
***
Insan kadar çok ask yasandi, yasanacak...Kimi kaybolup gitti bir saman alevi gibi, kimi yürek burkan bir ani oldu yirmi yasinda, otuzunda, altmisinda... Gözümüze yas doldurdu, yüregimizi isitti, bir küçük gülüs birakti ve sonra bir gün kimse hatirlamadi. Olsun...
Ask hep vardi... Ay gibi, günes gibi, yildizlar gibi... Olmus ve olacak olan gibi...
Toz bile olmus olsa, ask daima vardi ve varolacak bas tacimizda, ayak uçlarimizda.
Her seyi asan büyülü ask... Ne yarisabilir onunla?...
Asaletten de, paradan da daha büyük bir seydir askla, askin ürünü olmakla övünmek...
"Biliyor musun, bunlar annemle babamin ask mektuplari" diye solmus bir kurdelayla baglanmis bir tomar sararmis kagidi uzatan birinin karsisinda ne bir zengin servetiyle, ne de bir aristokrat ünvanlariyla sisinebilir, hele bir de bir toplumsal uzlasmanin çocuguysa... Yalnizca kalbi burulur... Askin olmadigi yerde insan siradanlasir, insan küçülür ve insan anlamini kaybedip kaybolur. Insan aska ait olmak ister... Asktan dogmus ve ask için ölmüs olmak...
Ask da tipki ölüm gibi esitligin arenasi degil mi?... Boganin karsisina çikan matador hep ayni matador gibi görünür, ne giyerse giysin üstüne, ne takarsa taksin basina...
Ama bir de görünmez kanatlari olan matadorlar vardir ve bir de o kanatli asklar, asiklar...
Yaratan asklar, ölümsüzlügü yakalayan asiklar...
Doganin verdigi içgüdüye asla ihanet etmeden, ama onun atesli nefesini izleyerek, onu asan asklar...
Ve askla yanyana yazilan adlar...
***
Hiç "Amaretto Disaronno" içtiniz mi?
Eminim pek çogunuz en azindan bir kez tatmistir bu nefis likörü.
Peki sisesinin üstündeki etikete hiç takildi mi gözünüz?
Söyle yaziyor:
"Bu efsanevi likör 1525 yilinda yoksul, güzel ve genç bir dul tarafindan, Leonardo da Vinci ekolünden ünlü sanatçi Bernardino Luini'ye bir ask armagani olarak yapilmistir. Luini de onu Saronna kilisesinin fresklerinde ölümsüzlüge kavusturdu. Amaretto Italya'nin en lezzetli, en romantik likörüdür. Tadi öylesine özeldir ki, tarif edilemez, yasanir, ask gibi ..."
Genç bir kadin neredeyse 500 yil önce, askinin coskusu ve heyecaniyla sevdigi erkege bir içki yapmis ve bizlere kadar gelmis bu tükenmez, bas döndüren lezzetli armagan...
Ey kanatli ask sen çok yasa ...
***
Peki ya satranç?...
Bir Hint efsanesine göre satranci da aska borçlu insanlar.
Bir genç Hintli kadin öylesine sever ki erkegini, hiç istemez ondan ayrilmayi, bir dakikaligina bile olsa... Oysa adam da diger erkeklerle ava gitmek ister, dolasmak ister arkadaslariyla. Düsünür tasinir kadin ve bir oyun bulur:
"Dört at oyunu"nu...
Ve ögretir asigina, adam bir daha hiç ayrilmaz yanindan kadinin...
Kim demis ask insanin aklini basindan alir diye?
Aklin oyunu satranç iste böyle bir askin armaganidir bizlere...
Ey kanatli ask sen çok yasa...
***
Bugünkü teknolojilerdeki pek çok ileri adimin ilklerinin yaraticisi Bell, sagir karisina o kadar büyük bir askla bagliydi ki, tüm çalismalarini ona bir ses verebilmek üzerinde yogunlastirdi ve onunla birlikte bizlere de büyük armaganini verdi: telefon...
Ne diyebiliriz ?...
Ey ask, ey kanatli ask sen çok çok yasa... Ve ey kanatli asik basimizi oksa..
***
Ask için yazilmis, çizilmis; ask adina yapilmis ne kadar çok büyük eser var... Resimler, kitaplar, müzikler, buluslar, icatlar...
Hepsini de o güzelim aska borçluyuz, bir de askin büyük harfli kahramanlarina ...
Onlar yalnizca sevmediler, sevdiklerine ve bize sevgilerinin essiz armaganlarini da verdiler.
Kiskançligin kara kiskaçlarina düsmeden onlari alkislayalim ...
Herkes kendisi kadar sever ne yapalim...
Solmaz Kamuran
iSTANBUL - 26 KASIM 1997
© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)