| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . | Bastiran yaz sicagi ve alin teri... Herkes sicaktan ne çok sikayetçi... Zaman zaman gölgede otuz besi bulan günler yasiyoruz Istanbulda, yüzde altmisin altina inmeyen nem orani da cabasi... Gerçekten nefes almak bile zor geliyor insana. Serin ve los odalarda ögleden sonra uykulari, evden çikmak zorunda olmayanlarin imdadina yetisiyor. Peki ya digerleri?... Kimi klimali sik ofislerde, kimi öfleyip püfleyerek iki açik cam arasinda, kimi de akla gelmedik zor kosullarda, kan ter içinde ekmek parasi pesinde kosuyor... Örnegin dam tepelerinde çati aktaranlar, ellerinde kazma kürek yol yapanlar, sirtta küfe müsteri bekleyenler, cehennem sicagindan öte firinlarda ekmek pisirenler, tozlu insaatlarda çalisanlar; çöplerden topladiklari plastikler, kagitlar, siselerle tika basa dolu el arabalarini kizgin asfaltta itenler... Bir de issizligin agir halkasi boynunda , umutsuzca kapi kapi dolananlar... Yeter ki iki üç kurus kazanayim, ne is olsa yaparim , diyenler... Herhalde onlar için yaz sicagi en sonlardadir uzun "yasam sorunlari" listesinde. *** Aslinda sorunu olmayan yoktur tabii ki. Bizim kapici eli yüzü düzgün bir evde oturur,sabahin köründen gece yarilarina kadar servis yapmaz, maden isçisi olan babasina oranla hayli iyidir yasantisi ve olanaklari ama sikayet eder durur, bes yüz milyon lira borcum var, diye. Son günlerde gerçi isi biraz agirlasti, on üç katli apartmanimizin dis cephesi onarilip boyaniyor, haliyle ona da daha fazla is düsüyor. Dökülen eski boya kalintilari binanin çevresini ve bahçeyi kirletiyor ister istemez. Kizip duruyor adamlara gün boyu. Dört bir cepheye iskeleler kuruldu, haril haril çalisiyor birkaç isçi günlerdir. Bir kismi ellerinde aletleri kaziyip duruyorlar duvarlari, bir kismi kazinan yerleri macunluyor, bir kismi da yeniden boyuyor. Tabii anlatirken bu çok kolay, duvarlar kaziniyor, macunlaniyor, boyaniyor. Ama is gerçekte çok zor ve asla insanca kosullarda degil. Can güvenligi sifir, kurulan iskeleler öylesine uyduruk ki... Iki çelik telle, ortadaki urgana bagli yetmis santim eninde, iki metre boyunda iki de bir asagi yukari kaykilan tahta platformlar. Adamlarin bellerinde hiç de güven vermeyen kemerimsi seyler. Önlerinde koca bir kova agzina kadar alkol dolu. Alkol dolu çünkü eski boyalar ancak bu sekilde yumusatilabiliyormus. Sicaklik elli-altmis derece, yükseklik kirk üç metre. Bir kez iskeleye çikinca öyle yoruldum, susadim, tuvalete gidecegim filan yok. Aksama kadar çalisiyorlar. Aldiklari da günde dört milyon lira, sigortalarini kendileri ödüyorlar. *** Bütün bunlari on üçüncü kattaki evimizin pencerelerinden biri bir ögleden sonra neredeyse yumruklanarak çalininca ögrendim...Bosta bulunup önce sasirdim hatta biraz korktum ama sonra hemen firlayip açtim balkon kapisini. Biri ufak tefek digeri biraz daha uzun ve daha toplu iki isçi. Boya lekeleriyle dolu yüzleri gözleri sicaktan kizarmamis, morarmisti, Allah rizasi için biraz su" dediler, alt katlarda da çalmislar camlari kapilari ama kimseler yokmus... Kana kana içtiler soguk suyu, kavrukça olani kahverengi çürüklerle dislerini göstererek güldü, ölmüslerinizin ruhuna, dedi... O günden bu yana gözüm onlarda, arada bir, bir istekleri var mi soruyorum ve izliyorum . Günes köseyi dönüp de üzerlerine vurmadan önce daha bir keyifliler, türkü söylüyorlar, muhabbet ediyorlar, sanki ölümün kenarinda degil de parkta çalisir gibi rahatlar. Kendilerine acir gibi bir halleri de yok, dogal karsiliyorlar isin zorlugunu ve dile de getirmiyorlar, tek sikintilari sicak. Insanca çalisma kosullari ve sosyal güvenlik belli ki akillarindan dahi geçiremeyecekleri bir lüks onlar için. Öylesine, normal kabul etmisler islerini ve yasam biçimlerini. *** Bizim eve haftada bir gelen temizlikçiye göre de öyle... Masalarin tozunu alirken, arada bezi omzuna atip, bacaklarini da çaprazlayip, gözlerini süze süze bilmis bir tavirla: -Aman abla, bos ver, adam olsalardi,onlar da bizim memleketli, diyor. Buzdolabindan sürahiyi çikarip cama dogru ilerlerken kendi kendine söyleniyor: - Herkese ayni laf, susamislar kimseler yokmus, Allahin belalari, maksatlari çene çalmak... Geçen sabah da hiç konusmadan, elinde adamlara ödünç verdigim bizim küçük merdiven, gelip çalistigim odanin kapisinda, sanki biraz da benim enayiligimi vurgulamak isteyen anlamli bakislarla dikildi . Ne oldugunu sorunca da kirilmis basamagi gösterip gitti. *** Tüm zamanlarin hayati kazanma grafiklerine bakinca ya beyinsel ya da gövdesel çabalar görülüyor. Birincilerin geçtigi okyanuslar -laboratuvarlar, kitap dünyalari gibi,hangi firtinalarla karsilasildigini pek gözler önüne sermiyor. Ama gövdesel çalismalarin riskleri çok daha aci süngülesiyor izleyenlerin gözlerinde. Ailelerde ekmegini kazanmanin bu iki degisik yöntemi kristalize olmadigindan, mesleksizligin getirdigi çagdisi manzaralar sadece insanin yüregini asitlemiyor ayrica düsüncesini de çimdikleyip duruyor. Genis mesleksiz kitlelerin drami, milli gelirin dagilimindaki korkunç esitsizlikle harmanlaninca ortaya çikan tablolar ne yazik ki hiç iç acici degil. 29 Temmuz 1998
© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |