| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . |
Kücük bir kizken beni en mutlu eden seylerden biri ansizin bir sabah arka balkonumuzdaki yazliklarina geliveren kirlangiclarin civildasmalariyla uyanmakti. O zaman anlardim ki , iste cok bekledigim "o yaz" gelmis. Nasil da telasli bir caliskanlik icinde onarirlardi yuvalarini carcabuk. Ya daha sonra kuluckaya yatan disi, onu sabirla renkli plastik mandallarin arasina gerilmis camasir ipinin tepesinde bekleyen erkek, minicik gagali arsiz yavrular... Bir mevsim boyunca oyalarlardi ev halkini ve sonra bir gün bakardiniz ki geldikleri gibi haber vermeden gidivermisler ailece... O zaman da anlardim ki yaz bitmis... O sapsari sicacik yaz bitmis, bitivermis... Biten yazla birlikte gidenler yalnizca onlar degildi, büyük sürüler halinde kimi kanat cirpa kimi süzüle leylekler toplanmaya baslardi Kayisdagin tepesinde. Öylesine kalabalik olurlardi ki ta uzaklardan görebilirdiniz olusturduklari kimil kimil grimsi bulutlari, kirlangiclarin yalniz biraktigi arka balkondan seyrederdim onlari uzun uzun, kücük kalbimde o dönemlerde anlamini bilemedigim ama icimi sikan bir tarifsiz hüzünle... Eylülün vapurlarin beyazini daha bir beyaz, Marmaranin mavisini daha bir mavi yapan isigi bir günde sarar kenti. Sonbahar insani hic alistirmadan pattadak gelir Istanbula, bilirsiniz... Günlerin kisalmasi sanki hizlanir, geceler iyiden iyiye serinler, "icerden hirkami getiriversene" ve yol kenarlarinda biriken sari sari yapraklar...Iste sonbahar...Marti sesleri sanki daha bir cigligimsi ... Martilar, martilar, martilar...Sicak ülkelere giden göcmen kuslarin eksikligini martilar hic mi hic aratmaz gözyüzünde. Koca kanatlari, sarimtrak gagalari ve yelpazeli ayaklariyla bugünlerde neredeyse acliktan sokak aralarindaki cöplüklere kadar sehre inen martilar... Kedilerle yanyana bidonlari karistiran martilar... Ya sahillerde onlarin yerini alan kara kargalar? Yüz yasinda, ellerini arkasina kavusturmus asik yüzlü bir sisko filozof edasiyla nasil da dolasirlar sallana sallana cakillarin arasinda. Bir de tünediler mi agaclarin ciplaklasan dallarina, kalin catlak sesleriyle basladilar mi gak gak gaklamaya bil ki yagmur bora yakinda. Ve yagmurlar önce ince ince, sonra daha bir kuvvetli...Pencere pervazlarinda islik calan rüzgarlar, uzaklarda havlayan köpekler, kuytu kapi agizlarinda büzülmüs kediler... Camlari kamcilayan iri damlalar... Ardindan, hosgeldiniz sigirciklar. Tombul, benekli sigirciklar... Bir bakarsiniz dizi dizi dizilmisler balkondaki sardunya saksilarina, bir bakarsiniz tanrisal bir senfoninin göksel dansini yapiyorlar, yüzlercesi bir araya gelmis, bulutlarla... Peki ya serceler? Incecik bacaklarinin üstünde zip zip ziplayarak, onlar icin birakilmis ekmek kirintilarini ürkek ürkek kapip giden minik serceler...Cocuklugumuzda bizleri aglatan masallarin talihsiz kahramani serceler... Madem ki yazi kusa döndü kumrularla tombul güvercinleri de unutmayalim. Hangi apartman bosluklugu onlarin büyülü mirildanmalarindan yoksundur ki...Yusufcuk yusuf, gugukcuk guguk... Evet bugün sonbaharin ilk günüydü, leylekler herhalde sehrin patirti ve pisliginden usanmislar, alisildigin disinda gidip Heybeliadadaki papaz mektebinin tepesinde toparlanip gittiler. Eylül isigi vapurlari o gözalici beyazliga boyuyordu, biz de o beyazligin gölgesinde, arkamizda köpükler birakarak eve döndük. Iste yine geldin hazan, diyerek... Solmaz Kamuran 6 Eylul 1998
© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |