| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . |
Istanbul, minik aynalardan yapilmis, asildigi tavanda durmadan dönen, bir dügün salonundaki süs topu sanki... Uzaktan bakiyorsun ve gözünü aliyor etrafa saçtigi renkli isiklar. Can alici kirmizilar, orman derinliginde yesiller, insani gökyüzünün tepesine uçuruveren maviler, korkutucu lacivertler, ekmek ayvasi içi yumusak sarilar, göz alan lameler doreler... Sonra yaklasiyorsun ve her küçük parçada basliyorsun baska bir seyler görmeye ve hatta ayni küçük parçada çünkü o büyük top hep dönüyor, hep degisiyor, bir saga yavasça, bir sola hizla ve sonra tersine... Her defasinda bir baska yüzü beliriveriyor kentin o kiriklarda; sokaklarin kaldirimlari degisiyor,dükkanlarin vitrinleri degisiyor, evlerin boyu bosu, çatisi, bacasi degisiyor, cam kenarlarinda oturanlar, balkonlardaki çiçekler ve hatta bacalardan tüten dumanlar bile... Sasiyorsun, ben mi buraliyim, ben mi bu insanlari taniyordum, ben mi , ben mi diye soruyorsun kendine ve kendini bile tanimadigini görüyorsun tipki içinde, göbeginde yasadigin kent gibi... Bagdat Caddesi, Nisantasi, Etiler agaçlariyla, vitrinleriyle bir bastan öbür uca minik ampullerin çapkin göz kirpislarina simdiden gönüllü teslim olmuslar. Büyük magazalarin kendiliginden açilip kapanan kapilarinda Noel babalar, sirtlarinda sikirtili hediye paketleri, içerde konusmalar: -Ah su puanliyi rica edeyim... -Yok sekerim, her yil da çakmak alinmaz ki... -Lütfen mavi kurdelayla sarin, kirmizidan nefret eder... -Siz daha iyi anlarsiniz, hangisini alsam acaba? -Kalsin kalsin... -Yahu kim çikarmissa bu adeti... Makinelerden geçen kredi kartlari, imzalanan küçük kagitlar, boy boy naylon torbalar... Sevdiklerine hediye almanin telas ve yorgunluguyla sonunda bir kafeye oturmus kadinlar, erkekler... - Siz nerdesiniz yilbasi gecesi? Müzik sesleri... Arkada minik çanlar...Masalarda mis kokulu kahveler, kadehlerde kizil saraplar, geniz yakan konyaklar... -Garson, hesap lütfen. Ve kirmizi isigin hemen yaninda kösebasinda soguktan morarmis elleriyle, yari çiplak ayakli, sümüklü küçük iki kiz, üç de oglan, ellerinde kokinalar...Tarçin rengi kasketi ve elörgüsü atkisiyla bir milli piyangocu: -Son bilet, son bilet...Bahçekapidan bunlar... Bahçekapidan yürümeye basliyorsun, geçiyorsun Galata Köprüsünü. Olta balikçilari, yanlarinda plastik kovalar, vizir vizir arabalar. Persembe Pazari civata, somun, vida kokuyor, biraz da tükürük köftesiyle soganli piyaz, vakit ögle. Tünelin agzinda seyyarlar... Üst geçit, alt geçit, Selanik Pasaji, Bankalar Caddesi...Kerhane sokaginin önü yine kalabalik. Tophaneye varinca vuruyorsun Bogazkesen yokusuna kendini. Iste sagli sollu beyaz esyacilar. Buzdolaplari, çamasir makineleri, ütüler, firinlar... Tepede bir yazi: Büyük Yilbasi kampanyasi. Bir büyük kirmizi kurdela, sabit taksitle hem de...Hamalin sirtinda koca bir kutu. Hamal Çankiridan, karisi ve üç çocugunu ancak kira parasini denklestirebilirse Marta getirtecek oradan. -Hop, sarsma, dikkat, kirilacak esya var. Ve Tophane parkinda bir eli kolu kirik isçi heykeli, heykelin dibinde ayaza ragmen oturanlar. Pazardan dönen yorgun bir sisman hanim ter içinde. Bir liseli grup okulu kirmis neseli, bankta sizmis bir sarapçi. Asagidaki Nargileciler kahvesinde tavla sikirtilari. Limana yanasan gemilerden inen yolcular, otopark bekçisi dalgin, büfenin dönercisi söyleniyor. -Ah ulan, dinine yandigimin dünyasi...Bir biz müsteri olamadik sana... Eminönünde, Balatta, Haliçde, Eyüpde, Fiçicilar Çarsisindaysa degisik müsteriler dolasiyor. -Besyüz fiçi istiyoruz, yilbasi için, içine hediye konacak. Temiz olmali isçilik. Sandikçi Artin Usta iki çay söylüyor çirak Mustafaya. Mustafa elindeki pirinç tepsiye topluyor boslari, gözleri genç kadinin bacaklarinda. Marangoz Salim bir yilbasi çami kesiyor dekupajda, tam iki metre boyunda. Yandaki demir atölyesinde adam sikintiyla bir Samsun sigarasi daha çekiyor paketinden vergi tepesinde, tirnaklarinin arasi simsiyah. Kahvede telefon çaliyor: -Seni ariyorlar Ahmet abi, yenge sancilanmis... Ibrahim caka makinesinin basinda, babasi hasta, askerlik kapida. Tavanarasinda fareler... Atölyenin küçük camindan Haliç görünüyor, balikçi tekneleri oyuncagimsi, karsi meydanciktaki bitpazarinda bir adam begendigi ayakkabinin tekini ariyor yiginin arasinda, bir baskasi palto deniyor. Jiklet fabrikasinin aromasi basmis ortaligi, çöpler kavun kokuyor. Çirak çocuklar itisiyor bir izbe bodrumda, ustabasi onyedi, on sekiz yaslarinda: -Basarim lan tokadi, kesin, diyor. Cigercinin önünde bir kedi, siyah mi siyah... Gözleri yesil mi yesil... Cigerci, en çok film müziklerini dinlemeyi seviyor. -Akciger kiyar misin oglum? Bir vapur gidiyor Karaköyden Haydarpasaya, bir vapur gidiyor Sirkeciden Anadolu Kavagina, bir otobüs kalkiyor Haremden Sarikamisa. Bütün trenler, bütün vapurlar, bütün otobüsler hepsi de yürek kirintisi dolu ve dörtnala kosuyor insan zamanin sonuna. Martilar çiglik çigliga, karabataklar mendirekde selama durmus. Ah Istanbul, ah...Benden de bir selam olsun sana, üçüncü bin yillara bir kala.... Solmaz Kamuran 27 Aralik 1998
© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |