.
. .
. . .


Hukuk formasyonundan yoksunluk...

Maurice Garçon’un “Oturum” adli bir hukuk öyküleri kitabi var. Birbirinden çarpici olaylar ve onlarin çevresindeki insanlar ince örgülü bir hukuk süzgecinden geçirilerek öylesine sürükleyici bir dille anlatilmis ki...Oradan bir öyküyü aktarmak istiyorum kisaca:

“ Napoli’nin ünlü mü ünlü meyhane sokaklarindan biri... Tiklim tiklim dolu masalarda yiyip içen, eglenen insanlar... Ellerinde cazip deniz ürünleri ve sarap kadehleri dolu tepsilerle kosturan garsonlar... Garsonlardan biri, kivir kivir kara saçli, kara gözlü yakisikli Giorgio. Herkes ona ve esprilerine bayiliyor, hele de kadinlar... Neredeyse çalistigi meyhane sokagi kadar ünlü Giorgio, Napoli’de. Bir de sokagin girisindeki kambur kokoreççi Leo var. Kimbilir kaç yildir tezgahinin basinda... Giorgio’nun aksine asik suratli, çirkin ve sevimsiz. Kendisine laf atanlara cevap bile vermiyor, homur homur homurdaniyor en fazla.

Arada içkiyi fazla kaçiranlarin ve hesaba itiraz edenlerin farfarasi sayilmazsa kentin en mutlu köselerinden biri burasi. Masa aralarinda akordeoncularin dolastigi, kadeh sesleri ve kahkahalarla çinlayan, çiçeklerle süslü bu senlikli sokak gecelerden bir gece aci çigliklar, gözyasi, kan ve ölümle tanisir. Herkesin gözü önünde Leo, su çirkin, kambur kokoreççi, o koca biçagiyla Giorgio’nun yakisikli basini gövdesinden ayiriverir acimasizca...

Zor alir polisler halkin elinden katili, elleri kelepçeli, gözleri önünde, sessiz, suskun tek kelime etmeden tutar hapishanenin yolunu. Tüm Napoli lanet yagdirir üstüne. Bir tek avukat çikmaz Leo’nun savunmasini alacak kentte.

Birden beklenmedik bir sekilde Lombardiya’dan biri talip olur bu ise. Mahkeme günü gelir. Avukat, juri, savci,yargiçlar, herkes yerini alir. Avukat, yargica döner:

-Yüce Yargiç, size Lombardiya yargicinin selamlarini getirdim, der.

Sonra da savciya:

-Size de sayin savci, Lombardiya savcisininkileri...

Ardindan jurinin önünde egilip:

-Saygideger juri, Lombardiya jurisinin selami da sizedir, diye devam eder ki yargicin sabri, usule uygun olmayan bu teamül üzerine tasar ve elindeki tokmakla masasina birkaç kez vurup avukati ikaz eder:

-Bu kadar gösteri yeter, kesin, yargilamaya basliyoruz.

Avukat bir an susup, ortaligi süzer ve der ki:

-Sayin yargiç, bakin siz benim ardarda söyledigim üç selama dayanamadiniz, oysa bu zavalli kokoreççinin her yanindan geçiste maktul “pis kambur” deyip durdu, en azindan bes sene boyunca ve her gece en azindan elli kere...

Avukatin getirdigi taniklar dinlenir, juri kanaatini açiklar ve sonuçta 666 yil olarak istenen ceza üç seneyle sinirlandirilir”

Savunma hakki hukukun en vazgeçilemez, ana unsurlarindan biri. Yasalarla garanti altina alinmis, olmazsa olmaz bir unsur. Mahkemelerin her türlü sartlanmadan uzak yapilmasi da böyle bir unsur yasalarin uygulanisinda. Her savunma beraatle sonuçlanacak anlamini getirmez bu, ama savunmasiz bir yargilama da olamaz. Ve her kim olursa olsun, her suçlananin asla yoksun birakilamayacagi yasal hakkidir bu. Savunma makami da en az savci, en az yargi makamlari kadar kutsal bir isi yapmaktadir. Hukukda çifte standart insanlari da, o insanlarin yasadigi toplumlari da uygar yasamin disina iter, sayginliktan uzaklastirir ve emin olalim ki uzun vadede de kaybettirir, kesinlikle.

65 milyonluk Türkiye’de en az on milyon dava var mahkemelerde görülen, yani neredeyse her ailenin bir davasi var, ama toprak, ama bosanma, ama alacak, ama cinayet davasi... Kisitli bütçesiyle( % 0.3) Adalet Bakanliginin basi oldukça sikisik. Nüfusunun altida biri adliyelik olan bir ülke...Yani aslinda biraz olsun hukuktan anliyor olmamiz gerekir gibi görünüyor durum. Evlerde, kahvelerde, maçlarda, televizyon tartismalarinda, gazete haberlerinde herkes fahri birer savci, üstelik de herkesin idamini isteyen cinsten. Gün geçmiyor ki, biri kendisi gibi düsünüp davranmayanin aninda lincini talep etmesin. Hiç farketmiyor konu, bir pop sarkicisinin ahlaka ve estetige aykiri gelen sarkisi da olabiliyor, siyasal görüsleri ters gelen bir parti üyesinin konusmasi da... Fahri savcilar hep kelle pesinde... Dogrusu kolaylikla da yandas buluyorlar, cellattan bol bir sey yok bu ülkede.

Baska tinilara tahammülsüz, yalnizca kendi sesini seven bu tavirla nereye gidebiliriz ? Kulaklarimizi tikayip avaz avaz bagirarak nasil bir sonuca ulasabiliriz. Insanlar kendilerini tutusturup yakiyor, üçbin köy bosaltilmis, binlerce kadin, erkek, çocuk zorunlu göçe itilmis, insan haklari mahkemesine giden neredeyse her davayi kaybediyoruz, tazminatlar da çatir çatir ödeniyor hem de devletin kesesinden, yani vatandasin cebinden, peki biz nereye gidiyoruz?

Iste simdi bir firsat çikti, degisebiliriz. Iyi, sefkatli, merhametli olabiliriz. Herkes birbirinin yarasini sarabilir, nefreti söküp atabiliriz içimizden. Atmaliyiz yoksa zehirleniriz. Gencecik yaslarinda bu topraklara girmislerin hatiri için, hakki için bu topraklarda ayirimcilik yapmadan yasamak bir insani zorunluluktur. Hukuka inanalim, gelin birlikte yasamayi basaralim...

Solmaz Kamuran

28 Subat 1999

 

© COPYRIGHT 1996-1999, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . . .